VELİLERİN AÇIKLAMASI Velinin İslam'da kitap ve sünnetle sabit olduğuna göre, lügat ve şeriat manalarını ifade ederek açıklamaya çalışalım. Lügatte veli, "muhabbet eden, yardım eden dost, dostluk eden, emri yerine getiren, Allah (cc) Hz.leri'ne itaat eden" anlamlarına gelir. Çoğulu da "Evliya (dostlar)"dır. Yukarıda velinin lügat manalarından anlaşıldığına göre, velinin hem kula ve hem Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne izafe edildiği sabittir. Veli ve hakiki yardımcı, kulun dostu ve Velisi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir. Yani veli, yardımcı, terbiye edici ve koruyucu manaları itibariyle Cenab-ı Hakk’a (CC) sevgi muhabbet eden ve itaat eden manaları cihetinden de kula izafe idilir. Bu gerçek Cenab-ı Hakk’a (CC) izafe cihetiyle Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan edilmiştir: “Allah (CC) iman edenlerin yardımcısıdır. Küfredenlerin dostları (evliyaları) da şeytandır. O da (şeytan) onları nurdan (imandan ayırıp) karanlıklara (küfür yollarına) çıkarırç Onlar cehennemin yaranı(ve adamları)dırlar.”[1] Diğer bir Ayet-i Kerime’sinde Yüce Mevla (CC) şöyle buyuruyor: “Sizin Veliniz ve yardımcınız ancak Allah’la (CC) O’nun Peygamberidir (SAV). Bir de İman edenlerdir ki, onlar Allah’ın (CC) emirlerine boyun eğerek namaza devam ederler ve zekât verirler. Kim Allah’ı (CC), Peygamberini (SAV) ve mü’minleri yâr edinir, yardımda bulunursa, şüphesiz ki üstün gelecek olanlar, Allah (CC) taraftarlarıdır.”[2] “Ey İman edenler! Allah’tan (CC) korkun ve O’nun (CC) rahmetine yaklaşmaya yol arayın. O’nun (CC) yolunda mücadele yapın ki, kurtuluşa varasınız.”[3] Bu Ayet-i Kerime’sinde Yüce Allah (CC) Hz.leri, zatına yaklaşmak için sevdiği kullarına varıp veli kulları vasıtasıyla zatına gerçek manada kulluk yapmamızı emrediyor. “Çünkü Allah (CC), iman edenlerin yardımcısıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcısı yoktur.”[4] “Sen Mevlamız (CC), yardımcımızsın. Artık kâfirler topluluğu üzerine bize zafer ve yardım ihsan buyur.”[5] “(Habibim de ki:) Şüphesiz benim (yani, Hak Peygamber ve elçisi olan benim) velim (bana yardım etmekte, beni korumakta yegâne dostum ve sahibim) o kitabı (Kur’an-ı Kerim’i) indiren Allah’tır (CC). Ve O (Allah CC) salihlere de velilik ediyor.”[6] Bu Ayet-i Kerime’lerde beyan edildiği üzere, mümin olan kimselerin velisi (yardımcısı) ve hakiki dostu Yüce Allah (CC) Hz.leri ve O’nun (CC) Peygamberi (SAV) ve Hak Teala (CC) Hz.leri’ne gerçekten inanan mü’minlerdir. Binaenaleyh, Hak yolcusu mü’min ve müslüman, her halükarda O’na (CC) güvenir, O’ndan (CC) yardım bekler ve O’nun (CC) merhametine sığınır. Veya O’nun (CC) Hak Peygamberi, bilhassa sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’i ve Hak Teala (CC) Hz.leri’nin Halis kulları, Ulema ve Evliyalarını vesile ederek Cenab-ı Hakk’a (CC) iltica etmelidir. Aksi takdirde Hakiki dost ve veli olan zatı muhteremleri (Evliyaları) ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni bırakıp, kullarından yardım beklemek veya Hak Teala (CC) Hz.leri’ni unutup, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni unutan kişilere sığınmak insanı küfre sürükler ve şirk olur. Ey nefsinin atına binmiş ve kendisine Ayet ve Hadis para etmeyen bedbaht insan! Bu Aye-ti Kerime’lere artık bir kulak ver ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne yaklaşmaya vesile aramaya bak. Şayet Ayet-i Kerime’lere kulak vermeyip inkar eder ve inanmazsan, din ve imandan yoksun kalırsın ve dünyadan ebediyyete gidince tekrar dünyaya geri dönmeye çalışırsın ama, artık o beka aleminden dünyaya dönüş yok. Bu hususta bak Yüce Mevla (CC) ne buyuruyor: “Çünkü biz, size (ahirette olacak) yakın bir azabı haber verdik. O gün kişi ellerinin kazanıp öne (ahirete) gönderdiği amellere bakacak ve kâfir şöyle diyecektir; Ah ne olurdu, ben bir toprak olaydım.”[7] Ey Hak ve Hakikati arayan can! Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin Ayet-i Kerime’lerine dikkat edesin. Bak ne buyuruyor: “Muhakkak ki zalimler birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise, takva sahihlerinin velisidir (yardımcısı ve dostudur).”[8] Aziz dostum Yüce Allah (CC) Hz.leri sevdiği kullarına ilham verip veli kulları vasıtasiyle zatını tanıtır ve o kullarına veli ve Mürşid-i Kamilleri vasıtasıyla Hırka giydirir ve kullarına irşada memur gönderiyor. Nasıl mı? Bak Yüce Mevla (CC) Hz.leri ne buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’ın (CC) (dininin) yardımcıları olunuz. Nitekim Meryem’in oğlu İsa (AS), havarilere: ‘Allah'ın (CC) zaferine kavuşmak için benim yardımcılarını kim?’ demişti. Havariler (İsaya bağlı seçkinler) de şöyle cevap verdiler; ‘Biziz Allah’ın (CC) yardımcıları...”[9] Hafız, Âlim ve Muttaki olan İbni Teymiye (RA) "Elvasıtatü beynel halkı vel hak" adlı eserinde uzunca izah ettiği hükümlerden birkaç cümlesinde şöyle diyor: “Eğer bizim için, Allah (CC) Hz.leri ile kul arasında vasıta (ve vesile) lazımdır diyen kimse, bu sözü ile Allah (CC) Hz.leri’nin emrini bize tebliğ eden bir vasıta lazımdır diyorsa, bu söz ve iddia doğrudur...” Tarikat-ı Muhammediye sarihi, fazıl, muhterem ve merhum Abduganiyyi Nebulisi (RA), Velinin kerameti hakkında şöyle diyor: “Velilerin kerameti Kur’an-ı Kerim Ayetleriyle sabittir ve bu keramet diri olan Velilerde olduğu gibi ölmüş olan velilerde de olur. Zira Peygamberin ölümü ile Peygamberlik ondan soyulmadığı (kaldırılmadığı) gibi, veli olan kimse de imanı ölmesiyle velilik ondan soyulmaz. (Velilik soyulmayınca da keramette görülebilir.)”[10] Elmalılı Şerhi’nde velinin tarifi şöyle yapılmıştır: “Zatı ilahi ve sıfatı ilahilerden bilinmesi mümkün olan (sıfatı zatiye, sıfatı sebiyeler ve emsali sıfatlardan bilinmesi zaruri ve mümkün olan) miktarı ile Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni bilen, taatlara (ibadetlere) devam eden, kütülük (ve masiyet)lerden kaçınan, nefsani arzulardan, şehvetler ve lezzetlerden yüz çeviren, dünyaya arkasını dönen ve ahirete teveccüh ve ikbal eden ve Cenab-ı Hakk’ı (CC) (gönlü ve dili ile) zikretmeye her vakitlerde daima devam eden kimsedir.”[11] Böyle bahtiyar veli kullarını Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri Kur’an-ı Azim’inde şöyle beyan ediyor: “O (hizmete ve sevgiye) takvaya erenlerden başkaları O’nun (yani, Allah’ın CC) dostları (ehilleri ve velileri) değildir. (Ancak muttaki olanlar Allah’ın (CC) dost ve velileridirler).”[12] Evliya-i İzam Hzleri kalbi süsleyici bütün güzel huyları öğrenirler ve azalarında o güzel huyların semereleri görülür, Evliyalar, iman, ihlas, takva, ahde vefa, istikamet, edep ve haya, tevazu, tevekkül, mücahede, hüsnü zan, Muhabbetullah, Zikrullah, tefekkür, sabır ve şükür gibi güzel hasletleri tam manası ile bilirler ve bu güzel huylarla kalplerini süslerler. Etraflarına da bu güzel huylardan feyz ve nurlar fışkırır gibi tezahürler ve faziletler yayarlar. Yalnız evliya izamdaki bu hasletleri ancak talib olan ve manevi ölülükten kurtulan, manevi körlükten, sağırlıktan kurtulan, Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resul-ü Azam’ini (SAV) murad edip Evliya Hazeratına Mürid (derviş) olup Evliya kapısında hizmet edenler muradına ererler. Buyurulmuştur ki: “Zahiri taharet menfaat vermez, ancak Allah (CC) Hzleri’nin rızası için ihlas temizliği ile ve hased, kin, hile ve buğuz gibi kötülüklerden kalbin temizlenmesi ve Allah (CC) Hz.leri’nden başka her şeyi kalpden temizleyip atarak batini (kalbi) temizlik ile menfaat verir.”[13] Talib ancak bu suretle gerçek manada Evliyaya teslim olursa Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne vasıl olabilir. -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Bakara S. A.257 [2] El-Maide S. A.55,56 [3] El-Maide S. A.35 [4] Muhammed (Kıtal) S. A.11 [5] El-Bakara S. A.286 [6] El-Araf S. A.196 [7] Nebe S. A.40 [8] El-Casiye S. A.19 [9] Es-Saf S. A.14 [10] Hadikatün Nedika Cild1. ; Ker.Evl. Cild1. S.28-29 [11] Elmalılı Şerhi S.23 [12] El-Enfal S. A.34 [13] Merakılfelah
VELİLERİN İSBATI Velilerin, yani Allah (cc) dostlarının varlığını inkar, bilgisizlikten, cahillikten başka bir şey değildir. Kur'an-ı Kerim'de bir çok Ayet-i Kerime'de, Allah-ü Teala (cc) Hz.leri, veli kullarını övmekte, onlara (cümlesine selam olsun) türlü güzellikleri bahşettiğini, onların değerinin ne kadar yüce olduğunu bizlere bildirmektedir. İlmiyle, İman ve ahlâkıyle, Sahâvetiyle ve islâmın beyan ettiği bütün emir ve yasaklarını bilerek amel edip örnek insan vasfını hâiz ve ümmeti Muhammede de durmadan hakkı tavsiyede bulunan, Evliyâ-i Ârifin, Ulemâ-i Âmilin, Sulehâi Sâlihin, Ağniyâ-i Sâkirin ve Fukarâ-i Sabirin vasıflarını kendilerinde toplayan evliyaullah, Allâh (CC) Hz.leri'nin sevgili dostları meselesi, Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif'lerde açıkca beyan edilmiş ve bu hükümler üzerinde icmâi ümmet ile kıyâsı fukaha da takarrur etmiştir. İslâmın esas kaynakları olan Kur’anı Kerim ayetlerinde velinin varlığı ve tarifi şu âyeti kerimelerde beyan edilmiştir: “Haberiniz olsun ki, Allah'ın (CC) velileri için (Allah'a (CC) itaatle marifetinde istiğrak ile yaklaşan) asla korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar (veliler) imân edip takvâya ermiş olan kimselerdir. (O veliler) dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır. Allah'ın (CC) sözlerinde asla değişme imkanı yoktur. Bu en büyük saadetin tâ kendisidir.”[1] Bu âyeti celilelerde beyan edildiği üzere, birinci Âyet-i Celile'de bütün insanlara Allah (CC) Hz.leri'nin dostu ve sevgilileri olan evliyalar hakkında dikkat çekiyor ve: “Cenâbı Hakk'ın (CC) veli kulları hıfzu emanındadır. Onlar için selâmet ve mes'utluk vardır.” diyerek kıymetlerini beyân ediyor. Zira Cenâb-ı Hak (CC) Hz.leri kullarından sevdiklerini dünyada ve ahirette lutfu merhameti ile taltif eder ve edecektir de. Bir hadisi Şeriflerinde de Resülûllah (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Allâh-ü Tealâ (CC) Hz.leri bir kulu severse, o kula günah zarar vermez.”[2] Yâni Cenâb-ı Hak (CC) Hz.leri bir kulunu severse, onu hıfzu emanında kılar, hiç bir günah ve zarar ona isabet etmez. O kimse, daima Allah (CC) Hz.leri'nin hıfzu emânında muhafaza edilir. Bu hususu, Peygamberimiz (SAV) hakkında nazil olan şu âyeti celile teyit etmektedir: “Muhakkak ki biz sana muazzam ve aşikâr bir fetih ve zafer verdik. Bu sana verilen fetih, geçmiş ve gelecek günâhları, senin üzerindeki nimetini tamamlaması (ve bu sâyede) doğru yola iletmesi içindir.”[3] Bu âyeti celilede beyan edildiği üzere Cenâb-ı Hak (CC) sevgilisi HZ. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz hakkında, geçmiş ve gelecek günahlarının affı ilâhisine uğradığını veya uğrayacağını beyân buyurmaktadır. Alemlerin Sultanı (SAV) Efendimiz Evliyalar hakkında şöyle Buyuruyor: “Evliyâlar öyle zatlardır ki, görüldükleri zaman Allâh (CC) Hz.leri'nin zikri yad olunup, hatırlanır.”[4] Yâni, Hak Tealâ (CC) Hz.leri'nin has kulları veliler görüdüğü zaman, onlardaki Allah (CC) Hz.leri'nin zikri ve Haktan korkulan ve Hakkın rahmetine sığınma gibi zikrullahla meşkûliyet halleri, onları gören kimselere intikal eder ve o gören kimselerde de aynı haller tecelli eder. Alim, Kâmil ve mütteki kimseler, halk tarafından görüldüğü zaman, insanlarda bir çeki düzen ve Allâh (CC) Hz.leri'nin zikri görünür. İşte bu hâlin görülmesi o görülen kimselerin Allâh (CC) Hz.leri'nin has kulları evliyadan olduklarının alâmetidir. Yukarıdan beri naklettiğimiz gerçekler gereğince velilerin varlığı ve üstün insanlardan oldukları Kur'anı Kerim ve Hadisi Şerifle beyan olmuş oluyor. Binaenaleyh her müslüman bu hükümlere inanmak ve kabul etmek zorundadır. Zira ilâhi hükümlere inanmak imanın şartlarındandır. Aksi halde islâmlıkla alâkası kalmaz imansız olur. Yani velilik müessesesi Kur’an ve sünnetle sâbittir. Kur'anla sabit olan hükümleri inkar etmek ise küfrü mûcibdir. Cümle veli kullara selam olsun. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Yunus S. A.62-64 [2] Şerhi akâid S.75. ve Şerhi aynul ilim. C.2. S.373 [3] Fetih S. A.1,2 [4] Elhâkim,İbni Abbas(RA) Hz le'rinden ve Zâdulmesir fiilmittefsir. C.4. S.44.
VELAYET Velayet, Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'ne yakın olmak demektir. Fakat insanların Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'ne yakın olması iki türlü olur: Birinci yakınlık, Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'in insana yakın olmasıdır. Bu hususta Cenab-ı Hak (cc) Hz.leri şöyle buyuruyor: "Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf S. A.16) İkinci yakınlık, Allah-ü Teala (CC) Hzleri’nin insanların yalnız üstün olanlarına ve meleklere olan yakınlığıdır. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “Secde et ve Allah-ü Teala’ya (CC) yaklaş.”[1] Bu Ayet-i Kerime’de bildirilmiş olan yakınlık, yalnız seçilmiş üstün kimselerde hasıl olur. Bu yakınlığa “Velayet”, yani Evliyalık denir. Yüce Allah (CC) Hzleri’nin her mü’mini sevmesine “Velayet-i Amme” denir. Seçilmiş mü’minleri çok sevmesine de “Velayet-i Hâssa” denir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kullarına yakın olması, akıl ile düşünülen ve his organları ile anlaşılan yakınlıklar gibi değildir. Ancak bazı seçilmiş mü’minlere verdiği “marifet” denilen ilim ile anlaşılabilir. Bu bilgiye “İlm-i Huzuri” denir. Bizim bilgilerimiz “İlmi Hulusi” dir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kullarına olan bu iki yakınlığı, Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerle bildirilmiş olduğundan, her ikisine de inanmamız vacibdir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bizleri gördüğüne inanmamız lazım olduğu gibi, bize olan bu iki yakınlığına da inanmamız lazım olduğu Allah-ü Teala (CC) Hzleri’nin görmesi, fizik kanunları ile izah edilen, ışığın yansıması ile olan görmek olmadığı gibi, O’nun (CC) bu iki çeşit yakınlığı da ölçü ile metre ile bildirilen yakınlık değildir. Velayet, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kul ile arasında olan insanların anlayamayacağı bir hal olduğuna göre, “Bunu niçin ‘yakınlık’ sözü ile anlatmışlardır?” sorusuna cevap verebilmek için önce iki şeyi bildirmek lazımdır. 1. Evliyaya hasıl olan keşf ve herkesin gördüğü rüyaların bir şeyin mislinin, hayal aynasında görünmesidir. Uykuda iken olursa rüya denir. Uyanık iken olunca “Keşf” denir. Peygamberlere uymaları sayesinde Evliyanın Batınları cilalanır. 2. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin yarattığı şeylerin hepsine “Alem” denir. Üç türlü alem vardır. “Alem-i Şehadet”, bildiğimiz madde alemidir. “Alem-i Ervah” maddi olmayan, ölçüsüz olan Ruh alemidir. “Alemi Misal” de maddeli ve maddesiz hiçbir şey yoktur. Yüce Allah (CC) Hz.leri nurunu şöyle beyan ediyor: “Allah-ü Teala’nın (CC) mü’minin kalbindeki nuru, fener içindeki mum gibidir.”[2] Yukarıdaki açıklama öğrenildikten sonra deriz ki, Velayet denilen bilinmeyen bir hal vardır. Velayet hali ilerledikçe, keşfte Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne doğru yürümek gibi, yahut onun sıfatlarından birinden ötekine gitmek gibi görünmektedir. Evliyanın bilinmeyen hallerindeki değişmeler, alemi misalde böyle göründüğü için bu hallere “Kurb-i İlahi” ve değişmelerine de “Seyr-i İlallah” ve “Seyri Fillah” gibi isimler verilmiştir. Tam Takva, ancak Evliyada hasıl olur. Celaleddin-i Rumi (RA) Hz.leri: “Batında yükselmeye çalışmak vacib olduğu için, rehber aramak da vacib olmaktadır. Çünkü rehber arada olmaksızın Allah-ü Teala Hz.lerine kavuşmak, çok az kimseye nasib olmuştur.” Buyurmuştur. Yani “Allah’ın (CC) nasib etmediği kimse, feyz alamaz Peygamberi de(SAV) görse... Her velide böyle tesir vardır. Bazısında daha kuvvetli tesirler olur ki dervişini çekerek tasavvuf yolunun yüksek dereçcelerine çıkarırlar. Bunlara “Kamil ve Mükemmil” denir. Cahiller ve yalancılar birkaç görüşmekte Evliyayı tanıyamaz. Tasavvuf büyükleri olan Evliya İzamı öyle zatlardır ki günahkâr, serseri, hırsız, bidat sahibi, yolunu şaşırmış kimseleri kendilerine benzetir düzeltirler. Bu Allah (CC) Hz.leri’nin adamlarının kendilerine has güzel kokuları olur. O kokuyu ve rengi tadan, onlara benzer. Yüce Allah (CC) Hz.leri dininin halifelerini Mucizel Beyan’da bildiriyor: “Allah-ü Teala (CC) sizi yeryüzünün halifesi yaptı, birbirinizin yerini tutarsınız.”[3] “İman eden ve emirlerimi yapanlarınızı, yeryüzüne hakim kılacağımı söz veriyorum. İsrail oğullarını halife yaptığım gibi, sizi de birbiriniz ardı sıra halife yapacağım.”[4] Muhyiddin-i Arabi (RA) Hz.leri vasiyetnamesinde şöyle buyurmaktadır: “Ey nefsinin kurtuluşunu isteyen kimse! Her şeyden önce sana, sana kendi ayıp ve kusurlarını gösterecek, seni nefsine itaatten kurtaracak bir üstad lazımdır. Şayet böyle bir zatı aramak için uzak memleketlere gideceksen, sana bazı nasihatlerde bulunayım. O zatı bulduğun zaman, onun huzurunda yıkayıcının elindeki Meyyit (ölü) gibi ol, çünkü meyyit yıkayıcısının iradesine göre hareket eder. Yıkayıcı onu istediği tarafa çevirir. Meyyit yıkayıcıya asla itiraz etmez. Sakın hatırına o zata karşı itiraz gelmesin. Halini ondan gizleme ve onun yerine oturma, onun huzurunda kölenin efendisinin huzurunda oturuşu gibi otur. Sana emrettiği şeyleri yap, ona düşman olandan Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için uzak dur. Efendini seveni sev ve ona yardımcı ol. O zata hiçbir işinde itiraz etme, ebedi asla terketme. Yolda giderken asla onun önünde yürüme, devamlı olarak ona bakma, çünkü böyle yapmak hayayı azaltır. Ona karşı hürmeti kalbden çıkarır. Ona olan sevgini onun emirlerine uyup yasak ettiklerinden sakınmak suretiyle göster. O zatın mekrinden çok sakın ve kork. Çünkü onların bazan dervişlerine mekirleri vardır. Böyle bir zatı aradığın müddet içerisinde, şunlara dikkat et: İlk yapacağın şey; tevbe etmek, üzdüğün kimseleri razı etmek, hakkı bulunanlara haklarını geri vermek, günah ve isyan içerisinde geçen ömrün için ağlamak, ilim ve fikir şükür ve zikir ile meşgul olmaktır. Abdestsiz olma, abdestini şartlarına göre al. Abdestin bozulunca, hemen abdestini al. Abdest aldığın zaman iki rekat namaz kıl. Cemaatle beş vakit namaza ve evinde nafile namaza devam et. Namaz kılarken Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin huzurunda durur gibi dur. Yüzün ile Kabe-i Muazzama’ya döndüğün gibi kalbin ile de Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne dön. Kul olduğunu, Rabbine ibadet ettiğini düşünerek hürmetle tekbir al. Rükuda secdede ve diğer bütün hareketlerinde, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kudreti ile yaşadığını düşün. Selam verinceye kadar ve selam verdikten sonra bu düşünce üzere kal.”[5] Ey arayış içerisinde olan müslüman! Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin dostları olan evliyalarını tasdik etmek imandandır. Zira onlar, kendi nefslerinin arzularını, dünyayı sevmeyi, yemek ve giyinmekten zevk almayı bıraktılar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yaklaştıkça, Rablerinden korkuları ve saygıları daha çok oldu. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri o Veli kullarının hatalarını yüzlerine vurmadı. Sen ise her gün türlü türlü günahlar işliyorsun da, hesaba ve sorguya çekilmeyeceğini, kıyametin kopmayacağmı veya mezardakilerin tekrar dirilmeyeceğini veya saidlerin, şakilerin ayrılmayacağını mı sanıyorsun? Haramdan kaçınmıyor, bulduğunu yeyip giyiyorsun. Yaradanın (CC) nimetlerini yiyor ama emirlerine uyup yasaklarından kaçınmıyorsun. Hiç Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kızmasından ve cezalandırmasından korkmuyormusun ki, kötü olan işleri yapmaya devam ediyorsun? Aziz kardeşim! Dünyaya gönderiliş gayesini yerine getirmek istiyorsan aklını kullan ve tasavvuf yoluna can at. Tasavvuf yolunun ilk makamı, bir evliyaya canı gönülden teslim tevekkül edip hemen tevbe etmektir. Tevbe canı gönülden ve pişmanlık içinde yapılmalıdır. Tevbe ederken gözyaşı dökmeye gayret etmelidir. Tevbeyi kabul edecek olan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’dir. Tevbe ettikten sonra ona tevekkül etmelidir. Üç kısım ilim vardır ki, bunlar Tevbe, Tevekkül ve Hakikat tümleridir. Tevbe ilmi ki, bu seçilmişler (Büyük zatlar evliyalar) ve avam (diğer insanlar) kabul ettiler. Tevekkül ilmi ki, bunu seçilmişler kabul etti ama avam kabul etmedi. Hakikat ilmi ki, insanların ilim, akıl ve anlayış seviyelerinin üstünde olduğu için, çok kimse onu anlayamaz.
VELİLERİN ÖZELLİKLERİ Veliler alim, kamil ve muttaki zatlardır. Burada ehemmiyyetine binaen İmam-i Şafi (ra) Hz.leri'nin şu cümlesini nakledelim:"Eğer alimler evliya olmazlarsa, Allah (cc) Hz.leri için veli yoktur. Zira Allah-ü Teala (cc) Hz.leri, cahil kimseyi veli ( ve dost) edinmez." (Merakılfelah) Bu hususu Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri Kur’an-ı Kerim’inde şöyle beyan ediyor: “Allah’tan (CC), kulları içinde, ancak (kudret ve azametimi bilen yani, Allah (CC) Hz.leri’ni iyi bilenler) korkar.”[1] Allah (CC) Hz.leri’nden korkmanın şartı, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni iyi bilmektir. Yani, Cenab-ı Hakk’ın (CC) zatına, sıfatlarına alim olup kemal sıfatlarla multasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu bilmektir. Yukarıdaki Ayet-i Kerimeden anlaşıldığına göre Allah (CC) Hz.leri’nden ancak alimlerin korktuğu beyan edilmektedir. Allah (CC) Hz.leri’nden razı olan kimselerin Allah (CC) Hz.leri’nden korkmalarından dolayı beyan edilmektedir. Şu halde Allah (CC) Hz.leri’ni iyi bilen, Cenab-ı Allah (CC) Hz.leri’nden korkar. Allah (CC) Hz.leri’nden korkan kimseden de, Allah (CC) Hz.leri razı olur. Bir kuldan Allah (CC) Hz.leri razı olursa, o kimse hem dünyada ve hem de ahirette en üstün kimselerdendir. Öyle olunca da Alim, Kamil ve Mütteki olan bu kimse, Allah (CC) Hz.leri’nin dostu ve velisidir. Bazı büyüklerin buyurduğu gibi: "Allah (CC) Hz.leri’nden korkmayan kimse alim değildir". Evet hem bilginlik iddiasında bulunur ve hem de Allah (CC) Hz.leri’nden korkmaz ve bildiği ile amel etmezse, işte o insan şeytani bir bilgiye vakıf ve bu ümmetin en şerlilerindendir. Zira faydalı ve gerçek bilgiye vakıf olan müslüman, o bilgisinin iktizası ile amel eder. Amel etmezse, o kimse alim değildir. İnsanları yoldan saptıran bir zalimdir ve dünya ahiret şerlilerindendir. bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Allah (CC) dilediğine faydalı bilgi (hikmet) ihsan eder, kime ki hikmet verilmişse, muhakkak ona çok hayır verilmiştir. Bu Ayet ve öğütleri ancak olgun akıl sahipleri düşünürler.”[2] Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri bütün müslüman kardeşlerimizle bizleri de böyle Kamil, fazıl muttaki evliya kullarının faziletinden mahrum etmesin ve Edille-i Şer’iyye olan kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyası fukaha hükümlerini bilip amel edenlerden eylesin. (AMİN) Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin velisi (dostu) olan bir zatın alametlerinden birisi, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri tarafından korunmuş olmasıdır. Veli olan zat, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin çeşit çeşit lütuflarına kavuşmuş olarak O’nu (CC) istemekte, O’nu (CC) aramakta ve O’nun (CC) aşkıyla yanmaktadır. O’nun alametlerinden birisi de, duasının kabul edilmesidir. Başka bir alameti de ismi azamın kendisine verilmiş olmasıdır. Evliyalardan her birine Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin isimlerinden bir ismi azam (büyük isim) verilir. Veli de o isimle dua eder ve duası kabul olunur. Evliyalar, nefis ve şehvetlerine muhalefet ederler. İşte böyle kimseler, Allah (CC) Hz.leri’nin en sevgili kulu ve ahirette de cennet ve Cemalullaha nail olacak mutlu kimselerdir. Nefislerine göz açıp yumuncaya kadar fırsat vermemesi için Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne daima niyaz ederler. Bu hususta Nebiler Nebisi (SAV) buyuruyor: “Ey Allah’ım (CC)! Göz açıp yumacak kadar benim nefsime fırsat verme.”[3] Aziz kardeşim! Ayet ve hadislerde beyan edildiği üzere, Allah (CC) Hz.leri’nin en üstün kulları masum Peygamberler (AS) ve Onların varisleri evliyalar, kendi nefislerinin şerrinden Allah (CC) Hz.leri’ne sığınırlarsa sen ey müslüman nefsinden nasıl emin oluyorsun? Kendi kendine nefsini terbiye edeceğini mi zannediyorsun? Hakk’a (CC) vasıl olmak isteyenler nefislerini ıslah edebilmek için mana yolu (tasavvufa) can attılar ve nefislerinin illetini bilip Hakk’a (CC) bu vesile ile vasıl oldular. Sen de ey irşad talebinde bulunan kardeşim! Hiç durma nefsinin illetini bilebileceğin evliya yolu olan tasavvuf (tarikat) yoluna intisap et ve dünyada iken rıza bariye ve Şefaat-i Resülullah’a (SAV) nail olmaya bakasın. Hak (CC) aşığı evliyaların, Allah’ın (CC) rızasına, Ebedi Saadette Cemalullahın olduğunu düşünerek kulluk vazifelerine bihakkın devam ettikleri gibi akıllı, baliğ, mükellef ve müslüman olan kişinin de dünyada böyle bir hayat geçirebilmesi için olanların (evliya izamının yolu olan tasavvuf tarikat yoluna) talip olması lazımdır. Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerde beyan edildiği gibi Peygamber (SAV) Efendimiz ve O’nun (SAV) varisi evliya izamı da dini mübini İslama hizmet ederken, hiçbir karşılık ve ücret istememişler ve kimseden karşılık olarak madde beklememişler. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “(Ey Resulüm) de ki: “Ben tebliğime karşı sizden bir ücret istemiyorum.”[4] “Uyun sizden bir ücret istemeyenlere ki, onlar hidayet üzeredirler.”[5] Evet dünyadan ahirete tertemiz gitmek isteyen insan Rıza Bari için hizmet eden Evliya İzamına talip olup böylelikle kibir ve gurur hastalığına kapılmaz ve en güzel yolu seçmiş olur. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri biz müslümanların da Peygamberlerin (AS) ve Ulema-i Amilin, Suleha-i Salihin, Ağniya-i Şakirin ve Fukara-i Sabirin vasıflarını kendilerinde toplayan Evliya-i Arif Hz.leri’nin, yoluna girip hulusi kalp ile itibar gören amellerle yaşayıp, ahirete irtihal ederek onların şefaatlarına ve Ali himmet nazar ve muhabbetlerine nail eylesin. (AMİN) Hasılı kelam Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin Peygamberleri, Evliya-i İzamı ve sevilmesi gerekenleri beyan edilen ölçüler dahilinde sevmek lazımdır. Allah (CC) Hz.leri’ni sevenler, Allah (CC) Hz.leri’nin yolunda giden sevgili kullarını da severler ve onların yolunda daim olurlar vesselam. Aziz kardeşim! Evliyaların derece ve mertebeleri Resülullah (SAV) Efendimiz tarafından beyan edilmiştir. Öyle ise, mümin kardeşim! Evliyalar hakkında konuşurken çok dikkatli ol! Her ümmetin ve her asrın ve hatta her topluluğun bir evliyası vardır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Eğer inancın varsa yukarıdan beri evliya ile alakalı olan Ayeti Kerime ve Hadisi Şeriflere dikkat eder, ona göre hareket edersin. Burada falanın filanın sözü geçerli olmaz, olamaz. Ancak Allah (CC) Hz.leri’nin ve O’nun (CC) Resulü’nün (SAV) sözleri geçerli olur, bunu da bilmiş olasın. Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri bütün müslümanlarla beraber bizleri, Allah (CC) Hz.leri’nin dostları evliyaları sevip yolunda daim etsin ve dünyaya gönderiliş gayesini bu vesile ile yerine getirip huzuruna iman-ı kamil insanı kamil sınıfında temiz pak olarak rucu etmemizi nasip eylesin. (Amin) Yoksa Allah (CC) Hz.leri’nin ilim sıfatını kazanmış, Mucizel Beyanında buyurulan veli sınıfına nail olmuş, Allah (CC) Hz.leri’nin adamları evliyalara kalbinizde kin bulunmasın, zira Cenab-ı Hakk’ın (CC) kahrına uğrar, dünya ve ahiret hayatın helak olur. Çünkü onlar Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin emniyetinde olup onlara hiç korku yoktur.[6] Onlara düşmanlık edenler hakkında Yüce Mevla buyuruyor ki: “Benim veli kuluma düşmanlık edenlere elbet Ben ona harp ilan ederim.” buyurdu.[7] Ey aciz insan! Sen Yüce Allah (CC) Hz.leri ile harp edebilir misin? O halde Hak dostlarını inkar etme ve onlara dil uzatma. Allah’ın (CC) hakiki kulları olan evliyaları, daima huzurda olurlar ve dünyada kedere düşmezler. Ahiretteki büyük ecir ve ebedi saadeti düşünürler. Sanki kendilerini ölmeden ölmüş sayarak, fani dünyanın cilve ve hayaline asla gönül vermezler. Nebiler Nebisi’nin (SAV) ve O’nun (SAV) varisleri evliya-ı izamın hayatı ve sözleri, Sahabe-i Kiram (RA) Efendilerimiz’in ve Silsile-i Saadât (RA) Efendilerimiz’in dünya ve ahiret görüş ve yaşayışları Ayet-i Kerime, Hadis-i Şerif ve büyüklerimizin sözleri ile gayet açık şekilde meydana çıkmaktadır. Yukarıdan beri nakletmeye çalıştığımız gerçeklere göre ebedi saâdet, Allah-ü Teala Hz.lerini en iyi şekilde bilip emirlerine sımsıkı sarılan dünyaya ve nefsine tapmayan ve kendini Hakk’ın (CC) huzurunda eğip, talip olanları Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne vasıl etmeye gayret eden evliya izamına talip olup rıza bariyi tahsil etmeye çalışan insanlar içindir. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz: “Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce Allah (CC) Hz.leri anılır.” Buyurunca, Ashab-ı Kiram (RA) sordular: “Ya Resulallah (SAV)! Zikre anahtar mesabesinde (ayarında) olan kimseler kimlerdir? Bunları nasıl bilelim?” Buyurdu ki: “Zikre anahtar olan kimseler şu kimselerdir ki, görüldükleri vakit Allah (CC) Hz.leri hatırlanır, yadedilir, zikrolunur. İşte bu salih ve nurlu kimseleri görünce Allah (CC) Hz.leri’ni anıyorsanız, onlar Zikrullahın anahtarıdır.”[8] Şu halde insanları Allah (CC) Hz.leri’nin yolunda irşad eden faziletli zatlar, bu Hadis-i Şeriflere mazhar olan bahtiyarlardır. Çünkü onları gören herkes, derhal Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hatırlar ve anar (zikreder). Esasen bu zatlar devamlı (zikirde) olurlar. Böylece bu kişiler, Zikrullahın anahtarı olmak şerefini ihraz etmişlerdir. Resul (SAV) Efendimiz Yine buyurdu ki: “İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar. Ancak ölümden sonra uyanabilen kişinin hali ne kötüdür.”[9] Ey nefsinin esiri olmuş biçare! Nebiler Nebisi’nin (SAV) sözüne bir kulak ver: “Her sanatı ehlinden öğreniniz.”[10] Ey aziz dostum! Sen ahiret ekimini bir kenara atmış, yalnızca dünya ekimi ile meşgul oluyorsun. Bilmezmisin ki, ahiret ekimini bırakıp sırf dünyaya talip çıkan ahirette felaha eremez! Aziz kardeşim! Sen şayet ilmini parayla değişen istismarcıların sözüne gidersen dünyada iken iflas edersin ve aleme gönderiliş gayesini yerine getiremezsin. İlmini yaşayıp başkalarına anlatmayan ve ilmiyle amil olmayanların halini Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin ayeti kerimelerinde bulabilirsin. Bu Ayet-i Kerimenin biri de şudur: (Bak Cuma S.A.5) Bu Ayet-i Kerime’de beyan edildiği gibi sırtında yük taşıyan eşek misali olan kişinin hali bellidir. Eşek ilim kitaplarından faydalanabilir mi? Kendisi de faydalanamaz ve başkalarını da faydalandıramaz. Onları taşımakla onun yanına yorgunluk ve meşakkatten başka bir şey kalmaz. Az bir avuç toprak olan insan! Sen ilmiyle amil olmayan, yukarıdaki Ayet-i Kerime’ye muhatap olan, dünya çıkarına göre konuşan kişilere bel bağlıyorsun. Şayet sen aleme gönderiliş gayesini yerine getirmek istiyorsan yukarıdaki Hadisi Şerif’te beyan edilen o bahtiyar kullara (Mürşidi Kamillere) tabi ol ve gayeyi öğren, yoksa son pişmanlık çare vermez. Nebiler Nebisi’nin (SAV) gerçek varisliğini kazanmış olan bu zatı muhteremlere git talib ol ve asıl gayeyi yerine getirmeye bak. Yoksa ölümünden sonra kabirde uyanıp da: “Eyvah! Ben ölmüşüm! Yarabbi! Beni tekrar dünyaya çıkar!” diye orada feryad edersin bilmiş ol. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimz’den sordular: “Ya Resulallah! Evliyaullah kimlerdir?” Efendimiz saadetle buyurdular: “(Edamüzikrallah) yani daima Allah-ü Teala Hz.leri’ni zikredenlerdir.”[11] Bir diğer Hadis-i Şerifte de buyurur ki: “Muhammedin (SAV) canı elinde olan Allah (CC) Hz.leri’ne yemin ederim ki, Allah (CC) Hz.leri katında en değerli kişiler, insanları Allah’a (CC), Allah-ü Teala (CC) Hz.lerini de insanlara sevdirenler ve yeryüzünde dolaşanlardır.”[12] Resülullah (SAV) Efendimiz’in bu Hadis-i Şerif’lerinde Mürşid-i Kamillerin ve insanları Allah (CC) Hz.leri’nin yoluna davet edenlerin mertebelerini belirtmiş ve herkesin kendisine bir Şeyh (Mürşidi Kamil) bulması gerektiğine işaret etmiştir. Çünkü kişiyi Allah (CC) Hz.leri’ne, Allah (CC) Hz.lerini de kişiye sevdirenler mürşidlerdir. Mürşid-i Kamillerin vazifesi sadık müridlerini Resülullah (SAV) Efendimiz’in yoluna bağlamaktır. Öyle olanları Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin de sevdiği Ayet-i Kerime ile sabittir. Alemlerin Halikı (CC) buyuruyor: “Ey Muhammed! De ki: ‘Eğer gerçekten Allah’ı (CC) seviyorsanız bana uyunuz. Böylece Allah’da (CC) sizi sevsin.”[13] Veliler yeryüzünde Allah (CC) Hz.leri’nin erleridir. Hak Teala (CC) Hz.leri onlar vasıtasıyla gerçek müridleri irşad buyurur. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurur ki: “İnsanlar uyumaktadırlar, onları uyandıracak birisi lazımdır.”[14] Allah-ü Teala (CC) Hz.leri her yüz yılın başında bu ümmete dinini yenileyecek bir kimse gönderir. Şu halde Mürşid-i Kamiller Allah’ın (CC) yeryüzündeki kılavuzlarıdırlar. Onun için onlara uymak gerekir. Şayet uyulmazsa din yolunda bir sapma olacaktır.[15] Bazı arifler demişlerdir ki: “Her kim Şeyh terbiyesi ile terbiyelenmezse, Allah (CC) Hz.leri ve Peygamber (SAV) sözü ile edeblenmez.” Bütün bunlardan da anlaşılmaktadır ki, evliyaya bağlanmak onların edebleri ile edeblenmek onları sevmek lazımdır. Çünkü şeyhler bir noktada taliplerin (talep edenlerin) çobanı gibidirler. Siz de bilirsiniz ki çobansız sürü kurdun inine düşer.[16] Velileri görmek derhal ahireti, ahiret işlerini hatıra getirir. Bu bahtiyar kullar hakkında Yüce Mevla (CC) şöyle buyurur: “Secde izinden (meydana gelen) nişanları yüzlerindedir.”[17] Aziz kardeşim! Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin sevdiği ve Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in varisi olan yol gösterici bir irşadcı Mürşidi Kamili ara bul ve hizmetine gir ki ahiret hazırlığını tamamlayasın. Aziz kardeşim! Sen “inandım” diyorsun amma inanan inandığını yaşamalı. “Amentü”ye iman eden bir insanın (Allah (CC) Hz.leri’ne inandım, Meleklerine, Kitaplarına ve Resullerine inandım demektir) Sadece inandım demekle olmaz. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kitabına, kitabındaki emirlerine inanıp onunla da amel etmedikçe iman etmiş olamazsın. İman, amel etmekle tamam olur. Resülullah (SAV) Efendimiz’e iman ettim diyen Hadis-i Şerifleri ile emirlerine inanıp kabulden sonra dediklerini tutmakla olur. İman ancak böyle tamam olur. Allah (CC) Hz.leri’ne ve Resul-ü Azam’ına (SAV) inandım deyip söylediklerini ve sözlerini tutmazsan, gerçek manada iman etmiş olmazsın. Eğer inandım deyip inandığını yaşayıp tatbik etmezsen o zaman yalancılar safına dahil olursun. Ey hakikati öğrenmek isteyen kul! Yüce Allah (CC) Hz.leri Peygamber devamı olan Evliya kullarını, gaflette olan kullarına acıdığı için, irşada memur kıldığı kullarını yeryüzünde kıyamete kadar devam ettirecektir. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz bu hususta buyurur ki: “Kim öğrenir, öğrendiklerini öğretir ve bununla amel ederse, Melekler aleminde azim dile çağrılır.”[18] Bu kimse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni ve ahiretini bilen kimsedir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri onun kalbine ince bilgileri koymuş, onu gizli sırlarına muttali kılmış, onu kullarının arasından seçerek yakın kulları arasına almıştır. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bu kulunu derin alim, insanları Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine davetçi, onları korkutucu, insanlara doğru yolu gösterici ve Peygamberlerine varis kılmıştır. Bu mertebe, Peygamberliğin dışındaki mertebelerdendir. Böyle kimselere yapış, onlara Mürşid-i Kamillere muhalefet etme. Onlara düşmanlık yapma, onlardan uzaklaşma, onların nasihatini terk etme. Çünkü kurtuluşun, onların söylediklerindedir. Helak ve delalet onun sözünün dışındaki sözlerdedir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri dilediğine ilim vereceğini Mucizel Beyanında beyan ediyor. Bu cahiller bunu bilemiyorlar. Allah-ü Teala (CC) Hzleri’nin öyle kulları vardır ki, Allah (CC) Hz.leri bunlara sırlarını ilham melaikesi vasıtası ile öğretir ve böylece başka zahir ulemasının bilemedikleri, Kur’an ve Hadis-i Şerif’lerin sırlarını esrarlarını anlarlar. Hakiki Alim, Allah-ü Teala (CC) Hz.leridir ve böylece Ehlullah hazeratı hakikatlara işaretler koyarak, nefislerini bu cahillerin taarruzlarından korumuşlardır. O münkirler inkarcılar işaretleri göremez ve anlayamazlar. Anlasalardı, bu kadar Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerden sonra emanet edilen Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnet-i Resulullaha (SAV) tabi olurlardı
VELİNİN HİMMETİ Üzerinde çokça tartışılan kavramlardan biri de himmettir. Tasavvufi yaşantı sahiplerinin sıkça kullandığı himmet nedir? Niçin tartışma konusu yapılıyor? Neresi yanlış anlaşılıyor? Himmet kavramını kullananlar niçin ve nasıl kullanıyor? Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi bir noktaya toplayıp, tek hedefe yönelmek demek. Kelime kökü Arapça “hemm”. Hemm, iyi olsun kötü olsun, herhangi bir şeyi yapmaya yönelmek, himmet ise, kıymetli, şerefli ve güzel şeylere yönelmek manasını taşıyor. Kelime manasıyla düşündüğümüzde, her insanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcut. İnsanların kimi sadece karnına, kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah (CC) Hz.leri'nin rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez. Bugün günlük hayatımızda himmet deyince akla yardım ve destek geliyor. ‘Falanın himmetiyle müşkilim çözüldü’ derken, bana sağladığı destekle sıkıntıdan kurtuldum demeyi kastediyoruz. Böyle bir himmeti inkar eden yok. Çünkü bütün insanlık, birbirine muhtaç bir halde yaratılmıştır. Zayıflar güçlülere, fakirler zenginlere, hastalar doktorlara, cahiller alimlere muhtaç edilmiş; kendisine maddimanevi imkan ve nimet verilenler de, onu muhtaçlara ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Çokça tartışılan velilerin ve kâmil mürşidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürşidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazarı, feyzi ve duası da denir. Velilerin uzaktaki kimselere himmet etmesine ve tasarrufta bulunmasına bazıları itiraz ediyor. Mesele, ruhani alemde ruh vasıtası ile cereyan ettiği için, maddi şartlara mahkum olmuş akıl onu anlamakta zorlanıyor. Çünkü bu himmet ve yardım farklı boyutlarda, bilinen zaman ve mesafe ölçüleri dışında tezahür ediyor. Bu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenler, olduğuna inanmak ve olayı anlamak için delil ve izah istemekteler. Bunda haklılar. Biz de meseleyi işin ehline ve onu tecrübe edenlere soracağız. Bu konudaki delilleri ortaya koyacağız. Yanlış anlama ve uygulamaları tesbit edeceğiz. Tasavvuf erbabına göre himmet; kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir şerden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk’a (CC) yönelmesidir.[1] Himmet, ilahi nurla temizlenmiş ve takva ile yücelmiş ruhların Allah’ın (CC) izniyle muhtaç kullara yardım etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bağlı değildir, mekan ile sınırlanmazlar. Maddi şartlar engel olmaz onlara. Himmet, kâmil velilere emanet edilmiş ilahi bir nurdur. O nur ile yol alır, hak yolcularını terbiye ve takviye ederler. Himmet, Allah’ın (CC) bir rahmetidir. Himmet ehli, bir rahmeti yerine ulaştırmakla görevli Allah’ın (CC) dostudur. Kur’an ifadesiyle onlara “cündullah (Allah’ın (CC) askerleri)” denir. Sayılarını, yerlerini ve görevlerini ancak Allah bilir.[2] Onlar, meleklerden ve kâmil müminlerden oluşur. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri, onlar vasıtasıyla dilediklerine yardım edip, müşküllerini çözer. Aslında kuluna destek veren ve müşkülünü çözen Allah’tır (CC). Peygamber (AS) olsun, veli olsun, diğer varlıklar vasıtadan başka bir şey değildir. Bu hakikati Rasulullah (SAV) Efendimiz şöyle ifade buyuruyor: “Asıl veren Allah’tır (CC), ben ise verileni taksim edip yerine ulaştırmakla görevliyim.”[3] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Cürcani
EVLİYANIN ZİKRİ Allah'ın (cc) veli kulları, gönlü ve dili ile Cenab-i Hakk (cc) Hz.leri'ni devamlı zikreder ve buna her zaman devam ederler. Yani Hak (cc) Hz.leri'nin aşığı olan bu zatlar, bütün hayatları boyunca Cenab-ı Hakk'ın zikrini gönüllerinden ve dillerinden eksik etmezler. Her zaman ve her yerde daima Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni yad ederek hiçbir meşgale ve amel Zikr-i İlahi’yi bıraktıramaz ve her türlü halükârda Mevla’yı (CC) unutmazlar. Talib olanları da Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne vuslat ettirirler. Alemlerin Halik’ı (CC) buyururlar ki: “Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret ne de bir alışveriş, Allah’ı (CC) anmaktan (zikretmekten) (ona ibadet etmekten ve emirlerine bağlanmaktan), namazı gereği üzere kılmaktan ve zekat vermekten kendilerini alıkoymaz.”[1] Evet Hak (CC) yolcusu muttaki ve abid kimseler, hem dünyaları ile meşgul olur ve hem de ahireti asla unutmazlar. Ve daima ahiretin yegâne saadet olduğunu düşünerek ibadet ve taatında Cenab-ı Hakk’ın (CC) zatını, sıfatlarını ve Emr-i İahi ile Nehi İlahilerini asla ihmal etmezler. Hakiki evliya ve Allah (CC) Hz.leri’nin ın dostu insanlar böyle amel ederler. Hakiki mü’minlerin ve Evliyaullah olan zatı muhteremlerin Cenab-ı Hakk’ı (CC) nasıl andıklarını (zikrettiklerini) Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel Beyan’ında açık seçik beyan etmiştir. -------------------------------------------------------------------------------- [1] En-Nur S. A.37
EVLİYAÜŞŞEYTAN Şeytanın dostları, iman ve İslam düşmenı müfsid, mülhid, zındık, sapık ve kafir fikirlerini savunan kimselerdir ve daima şeytanın iğfal ve vesveselerine kapılarak müslümanları Hak (cc) yolundan batıl yola çevirmeye çalışan kimselerdir Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri Kur’an-ı Kerim’de böylelerini şu Ayet-i Kerime’leri ile bildiriyor: “Küfredenlerin evliyaları (dostları) şeytandır. O da (şeytanda) kendilerini nurdan (imandan ayırıp) karanlıklara (küfür yollarına) çıkarır Onlar cehennemin yaranı (ve adamlarıdırlar. Onlar orada (cehennemde) bir daha çıkmamak üzere, ebedi kalıcıdırlar.”[1] Diğer bir ayette de şöyle buyurulmuştur: “Elbette şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi evliyalarına (dostlarına) mutlaka telkinlerde bulunurlar. Eğer onlara (şeytanın dostlarına) itaat ederseniz, şüphesiz ki Allah’a (CC) eş tanıyanlarsınızdır.”[2] Ayet-i Kerime’lerden birinde de şöyle beyan edilmiştir: “Biz (Azimüşşan olan Allah-ü Teala CC), şeytanları iman etmeyeceklerin evliyaları (dostları) yaptık.”[3] Bu Ayet-i Kerime’lerden anlaşılmıştır ki, Allah (CC) Hz.leri’nin evliyaları karşısında bir de şeytanın evliyaları vardır ve bu şeytanın evliyaları Kur’an-ı Kerim’de beyan edildiği üzere daima yalan ve batılları telkin ederler. Allah (CC) Hz.leri’ni ve Resulünü (SAV) sevdiğini iddia eden kul! Artık vakit kaybetme. Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerle sabit olan evliyaya teslim ol, inkara kalkıp dinini imanını yitirme, dünyadan ahiret alemine eli boş perişan olarak gitmek istemiyorsan bir Mürşid-i Kamil eteğine yapış, dünyada iken rizaya, Cemalüllaha nail olmaya bak. -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Bakara S. A.257 [2] El-Enam S. A.121 [3] El-Araf S. A.27
EVLİYALARIN ÇEŞİTLERİ Allah (cc) Hz.leri'nin veli kulları, bölük bölüktür. Kimileri kendinden haberdar, kimileri ise, Allah (cc) Hz.leri'nin sevdiği bir kulu, veli bir kulu olduğunun farkında bile değildir. Allah (CC) Hz.leri’nin veli kulları dört gruba ayrılır: 1. Hem kendileri hem de halk tarafından veli oldukları bilinen evliyalar. Allah (CC) Hz.leri onlara velayet sınırının son noktasını ihsan etmiş ve kendilerine marifetini vermiştir. Ancak onları irşad mertebesinin tamamını da ihsan ettiğinden geri göndererek halkı irşad etmekle görevlendirmiştir. Bunlara “Ahasül Havas” denir. 2. Veli olduklarını ne kendileri ne de halkın bildiği velilerdir. Onları her yönleriyle sadece Allah (CC) Hz.leri bilir. Bunlar Allah (CC) Hz.leri’nin “Velilerim benim bilgim altındadırlar, onları benden başka kimse bilmez” buyurduğu guruptandırlar. Bunlara “Has” denir. 3. Kendilerinin veli olduğunu bilmelerine rağmen halkın veliliklerinden haberdar olmadığı evliyalardır. Bunlar arasında alimleri, abdalları sayabiliriz. Bu grubun dünya üzerindeki sayısı 347 dir. Eğer onlardan birisi eksilirse, geride kalanlar salih mü’minlerden birini onun yerine getirirler. Halk, onların kim olduğunu bilmeden sadece “üçler”, “yediler”, “kırklar”, der. 4. Bu gruba girenler ise halk tarafından veli olarak tanındıkları halde kendilerinin böyle bir şeyden haberleri yoktur. Yani velilikleri halka açık, kendilerine de gizlidir.[1] Ey benim sadık kardeşim! Bilesin ki Hak (CC) yoluna revan olacak herkese bir Mürşid-i Kamil şüphesiz gereklidir. Bir kimse Allah (CC) Hz.leri’ni sevmezse, O’na (CC) talib de olamaz. Onun için “Mürşidler, kişiye Allah (CC) Hz.leri’ni sevdirirler” demişlerdir. Talib (taleb eden) Allah (CC) Hz.leri’ni gereğince sevdikten sonra Allah (CC) Hz.lerine de o Talibi sevdirirler. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur ki: “O emin kimseler, Allah (CC) katında derece derecedirler.”[2] Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, biz aciz kullarını cümlesinin himmetlerinden, hayır dualarından ve güzelliklerinden ayırmasın. (AMİN!) -------------------------------------------------------------------------------- [1] Müzekkin Nüfus S.300 [2] Al-i İmran S. A.163
EVLİYA VE ENBİYANIN FARKI Evliyalık, Allah (cc) Hz.leri'nden kullarına, kendi gayretleri, Allah (cc) Hz.leri'ne karşı kulluk görevleri doğrultusunda bir ihsandır, mükafattır. Enbiyalar ise, Allah (cc) Hz.leri'nin bizzat kendi iradesi doğrultusunda seçtiği ve görevli kıldığı kullarıdır. Enbiya-i İzamla Evliya-i Kiram arasında belli başlı farklardan bazıları şunlardır: Enbiyaya (Peygamberlere AS) verilen Peygamberlik Vehbidir, yani çalışma ve çabalama olmadan, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri kendisi tarafından seçtiği kimselere Peygamberlik lütfunu bağışlamıştır. Evliyalık ise kesbidir. Yani kulun çalışmasıyla elde etmesine bağlıdır. Evliyalara iman ve amelinde istikamete ve iyi amellere devanı ettiklerinden dolayı Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri, onlara sevgi ve muhabbetini lütfeden ve onları kulları içinde taltif eder. Evliya, enbiyaya tabidir. Yani Evliya tabi (uyan), Enbiya metbudur (kendine uyulan). Elbet metbu olan tabi olandan efdaldır. Enbiya masumdur, Evliya ise mahfuzdur. Yani Enbiyalar bir defa kesin olarak küfür ve şirkten beridirler ve büyük ve küçük günah işlemekten de masumdurlar. Kati surette büyük küçük günahı bilerek işlemezler. Hataen işlemeleri ise caizdir. Peygamberlerden (SA) sadır olan bu hallere de “zelle” tabir edilmiştir. Evliyalar ise masum değil mahfuzdurlar. Kötülük ve günah işlememeleri için Allah-ü Teala (CC) Hz.leri onları hıfzeder.[1] Enbiyalar hasımlarını ilzam etmek için hasımlarının istedikleri herhangi bir mucizeyi gösterebilirler. Enbiya-i Kiram Hazretleri, Cenab-ı Hak’tan (CC) kendilerine gelen Hükm-ü İlahi’leri ümmetlerine tebliğ etmekle mükelleftirler. Evliyalar ise, Peygamberlere gelen Hükm-ü İlahi’leri tebliğle mükelleftirler ve evliyalar enbiyalara ittiba (tabi) edip, onların sünnetlerini ümmetlerine tebliğ etmekle mükelleftirler. Yani evliyalar, Peygamberlerini takib ederler ve onlara uyarlar. Evliya İzamı, Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin Nebiler Nebisi’ne (SAV) inzal buyurduğu Kur’an-ı Kerim’deki emirlerine talib olanlara tebliğ vazifelerini yılmadan devam ettirdiler. Bu hususta Yüce Mevla (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “Sana indirildikten sonra, sakın Allah’ın (CC) Ayetlerinden (onları okuyup gereği üzere amel etmekten) seni çevirmesinler. Rabbine (ibadete) çağır ve katiyyen müşriklerden olma.”[2] -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam’da Evliya Meselesi S.340 [2] El-Kasas S. A.87
EVLİYALARIN KERAMETLERİ Muhakkik, müdekkik, alim, amil, kamil, muttaki, evliyalardan zuhur eden harikulade hallere “Keramet” denir. Kerametin hak ve sabitliği Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve Ehl-i Sünnet vel Cemaat inancında beyan edilmiştir. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hakikati Mucizel Beyanı’nda buyurur: “Zekeriyya (Peygamber) (AS) ne zaman Meryem’in bulunduğu Mihraba girdiyse, onun yanında bir yiyecek buldu. ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?’ dedi. O da ‘Bu Allah (CC) tarafından. Şüphe yok ki Allah (CC) dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.’ dedi.”[1] Bu Ayet-i Celile’de, Hz. İsa’nın (AS) annesi Hz. Meryem’in genç yaşta iken ilahi rızka kavuştuğu beyan ediliyor. Diğer Ayet-i Kerime’de şöyle buyurulur: “Yanında kitaptan bir ilim olan (yani Asaf bin Berhiya) ‘Ben gözün sana dönmeden (gözünü yumup açmadan) evvel onu sana getiririm’ dedi. Vaktaki (Süleyman AS) onu (Belkıs Hanımın tahtını) yanında durur bir halde gördü ve ‘Bu Rabbimin fazlın(Lütfu)ndandır’ dedi.”[2] Bu Ayet-i Celile’de de uzak mesafedeki sarayın, tahtın gözü yumup açıncaya kadar Hz. Süleyman’ım (AS) huzuruna getirilmesini, bir evliya kerameti ile Allah Teala (CC) Hz.leri’nin izniyle sağlıyor. Kitap ve sünnetin hükümlerini beyan eden İslâm Akaidinde şu hükümler zikredilmistir: “Evliyaların Kerameti Haktır.”[3] Evliyanın Kerameti harikulade bir şeyin zuhurundan ibarettir. Kerametin haklılığı hususundaki delili zikretmiştik. Binaenaleyh, gerek Sahabe-i Kiram’ın (RA), gerek onlardan sonra gelen salik kulların çoğundan görüldüğü ve Nebiler Nebisi’nin (SAV) devamı olan Evliya İzamından da görüldüğü naklonulan işlerdir ki, inkarı mümkün olmayacak derecede meşhurdur. Evet! Evliyanın Kerameti ortada cereyan eden insanların adedine muhalif ve tabiat üstü olarak az bir zaman zarfında uzak mesafeyi katetmek gibi, su üzerinde yürümek, havada uçmak ve nebadatın ve hayvanların konuşması gibi şeylerdir. Evliyaullahtan bu gibi harikulade acaip ve garaip işlerin zuhuru, kendisi Peygamberlerin Ümmetlerinden bir Ümmet olması halindedir. Binaemaleyh, Resülullah (SAV) Efendimiz’in Nübüvvetinden itibaren Evliyada keramet olarak görülen şeyler, Peygamber Efendimiz’in (SAV) mucizesi sayılır. Zira Evliyanın Veliliği o kerametler ile meydana çıkar. Öyle ise bir kimse dininde sabit ve Hak üzere olmadıkça velilik mertebesine yükselemez. Keramet sahibi de olamaz. Hulasa-i kelam, harikulade olan bir şey, Peygambere nisbetle mucizedir. Evliyaya nisbetle ise keramettir. Evliya izamı şu sözde ittifak etmişlerdir: “Bir istikamet, bin kerametten hayırlıdır.”[4] Keramet, Cenab-ı Hak (CC) tarafından emrolunmamıştır ve terk edilmesi hiçbir mahzur teşkil etmez. Belki kerametin terk edilmesi izhar edilmesinden daha evladır.[5] Silsile-i Saadat Efendilerimizden Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’ne denilmiş ki: “Falan kimse bir gecede Mekke’ye yürüyor.” Bunun üzerine Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri: “Allah (CC) Hz.leri’nin lanetinde olan şeytan da bir saatte doğu ile batının arasını kateder.” diyor. Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri’ne başka bir zamanda yine deniliyor: “Falan kimse gökte uçuyor.” Bunun üzerine Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri: “Kara sinek de aynı gökte uçuyor.” diyor. Yine diyorlar ki: “Falan kimse, suyun üzerinde yürüyor.” Bunun üzerine Seriyyi Sekati (RA) Hz.leri: “Balık da suyun üzerinde yürüyor, yüzüyor.” diyor.[6] Bu büyük zatın cevaplarından ve izahından anlaşılmıştır ki, uçmak, kaçmak, su üzerinde yürümek büyük bir meziyet değildir. Bunu en aciz mahluk da yapıyor. Esas fazilet, istikametli ve Halik’ın (CC) rızasını kazanan bir kul olabilmektir. Böyle olmakla beraber keramet haktır. Keramet, sihirbazlıkla karıştırılmamalıdır. Bu ancak istidracat olur. İstidracat: Kafir ve zalim kimselerin bela ve azabını artırmak veya tuğyanlarının artmasıyla muahaza ve cezalarını bir müddet sonraya bırakmak suretiyle kendilerinin ellerinde veya şahıslarında arzu ve iddialarına göre zuhur eden harikulade hallerdir. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri buyurur: “Ben onlara mühlet (zaman) veriyorum. (İplerini uzatıyorum) Şüphe yok ki benim fendim sağlamdır.”[7] “Onun için bunlar (azgın adamlar), kendilerine ne hatırlatıldı ve öğüt verildi ise, onları unutunca üzerlerine her şeyin (her zevkin ve her nimetin) kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen o şeyler (o genişlik ve serbestlik) yüzünden (tam şımarıp) ferahlandıkları vakit de onları (nimet azgınlarını) ansızın tutup yakalayıverdik ve artık o anda onlar bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.”[8] Mesela Firavun, dört yüz sene yaşıyor ve bu hayatı boyunca mutfağında bir tası, su kupası dahi kırılmıyor. İşte bu hal istidracdır.”[9] Bu hususta Nebiler Nebisi (SAV) buyurur: “Kulun, masiyete devam ve israr etmesine rağmen, Allah (CC) Hz.leri’nin onu nimetten sevdiği şeyi verdiğini görürsen, bu ancak ondan (Cenab-ı Hak’tan) bir istidracdır.”[10] Evet günümüzde de pek çok kafir ve zalimlere verilen debdebeli hayat, bol servet, istediklerine nail olmak ve küfür zulüm hareketlerinde bulundukça nimetin artması halleri, elbet istidracdır. Ehl-i sünnet alimleri sözbirliği ile bildiriyor ki, Peygamberlerin (AS) mucizeleri olduğu gibi evliyanın da kerametleri vardır. Çünkü Peygamberlere (AS) tabi olanları, onlara uyanları Allah-ü Teala (CC) Hz.leri çok sever. Onlara diri iken de vefatlarından sonra da kerametleri ihsan eder. Peygamberlerin (AS) ve evliyanın vefatlarından sonra da mucize ve keramet göstermeleri onladır, doğru söylediklerini daha iyi bildirmektedir. Çünkü diri iken olan mucizeleri ve kerametleri gören kafirler, bunları başkasından öğrenerek yapıyorlar sanırlar. Fakat vefatlarından sonra hasıl olan mucize ve kerametler için böyle sanmak ve söylemek olamaz. Mucizeleri ve Kerametleri Allah-ü Teala (CC) Hz.leri yaratmaktadır. Yalnız O'nun (CC) kudreti ile olmaktadır. Peygamberlerine (AS) ve velilerine ihsan ederek ikram ederek onların sebebi ile onların şefaatleri ile yaratmaktadır. Peygamberler (AS) masumdur, hiç günah işlemezler. Şeytan Peygamberin (AS) şekline giremez. Evliya da Peygamberlerin (AS) varisleridir. Şeytan onlara da yaklaşamaz. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Al-i İmran S. A.37 [2] En-Necm S. A.40 [3] Akaid Nesefi [4] Mirkatül Mefatih Cild1. S.73 [5] Kenarlı Berika Cild1. S.148 [6] Kenarlı Berika Cild1. S.147 [7] El-Kalem S. A.45 [8] El-Enam S. A.44 [9] Fıkhül Ekber Şerhi S.148 (küçük boy kitap) [10] Ahmed bin Hanbel (RA), Taberani
EVLİYANIN TOKADI Hayrin ve şerrin, ölümün ve dirinin, imanın ve küfrün halikı Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'dir. Kur'an-ı Kerim'de bu gerçek açık olarak beyan edilmiş ve imanın şartından birisinin de, hayır ve şerrin Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'nin taktiri ile olduğu malumdur. Bu husustaki Ayet-i Kerime’lerden bazıları şöyledir: “Eğer Allah (CC) Hz.leri sana (her hangi bir yüzden keder) bir zarar dokundurursa, onu kendinden başka hiç bir açıcı (giderici) yoktur. Eğer sana bir hayır da dilerse, onun (fazlu kerem)ini geri çevirici hiç bir (kuvvet)de yoktur. O (CC) bunu kullarından dilediğine eriştirir.”[1] “Şüphesiz her şeyi biz (Azimüşşan) bir takdir ile yarattık.”[2] “Habibim! De ki, hepsi Allah (CC) tarafındandır.”[3] Görüldüğü gibi Evliya tokadını evliyanın kendisi değil, evliya eli ile bizzat Yüce Allah (CC) Hz.leri atar. Şu Kudsi Hadise dikkat etmelidir. Yüce Allah Hz.leri: “Bir kimse benim veli kuluma düşmanlık yaparsa, elbet ben ona (Veli kulumun düşmanına) harp ilan ederim.”[4] buyurmaktadır. İşte bu Hadis-i Kudsi’de beyan edildiği üzere Allah (CC) Hz.leri’nin sevgili kullarına düşmanlık edenler, Allah (CC) Hz.leri’nin tokadını yerler. Cezasını, azabını ve belasını bulurlar. Yani onların hakkından Allah (CC) Hz.leri gelir ve o zalimlerin defterini dürer. Evliya, ulemaya, fukahaya, salihlere ve Hak Teala (CC) Hz.leri’nin sevgili kullarına düşmanlık yapanlar, o zatların tokadını değil, bizzat onların eliyle Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri’nin tokadını yerler ve O’nun (CC) belasına, azabına müstehak olurlar, Yani zahirde evliya eli ile, fakat manada Yüce Allah (CC) Hz.lerinin kudret eli ile zuhur eder. Hasan Basri (RA) Hz.leri’ne dediler ki: “Ey Ebu Said (RA)! Bazı kişiler Allah’ın (CC) rahmetinden o derece çok bahsediyorlar ki, neredeyse kalblerimiz uçacak. Onların meclislerinde nasıl hareket edelim?” Hasan Basri (RA) Hz.leri cevabı verdi: “Allah (CC) Hz.leri’ne yeminle söylerim ki, size Allah (CC) Hz.leri’nin korkusundan bahsetmek suretiyle güven veren kişilerle sohbet etmeniz, durmadan Allah (CC) Hz.leri’nin Rahmetinden bahsedip size güven verenlerle sohbet etmenizden daha hayırlıdır.”[5] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Yunus S. A.107 [2] El-Kamer S. A.49 [3] En-Nisa S. A.78 [4] Sahih-i Buhari [5] İlahi Nizam Cild2. S.422
EVLİYAYA BAĞLANMAK Vasıl olarak kalben bağlılık, Resulullah (sav) Efendimiz'e yapılır. Ancak insanlara doğru yolu göstermekle memur olan Allah-ü Teala (cc) Hz.leri'nin veli kullarına bağlanmanın caiz olduğuna da hiç şüphe yoktur. Çünkü onlar Resülullah (SAV) Efendimiz’in gerçek varisleri ve vekilleridirler. Biz, Resülullah (SAV) Efendimizin varisi ve vekilleri olan bu mübarek zatları sevmekle de emrolunduk. Bu büyük zatlar, davet, irşad ve insanları terbiye hususunda, Resülullah (SAV) Efendimiz’in yaptığı vazifeyi yapmaktadırlar. Onlar kıyamete kadar bu hususta Resülullah (SAV) Efendimiz’in vekilleridirler. BİR ŞEYHE GEREK VARMI Kimileri derler ki: “Manevi terbiyeyi ikmal etmek ve kemal kazanmak için ahlaki ve tasavvufi eserleri yalnızca okuyarak ve gereğini gerektiği şekilde yaşayarak yetişmek yeterlidir. Bir mürşid aramaya ve şeyhi benimsemeye lüzum yoktur.” Biz de şu cevabı veriyoruz: “Bu tür fikirler yalan değil fakat yanlıştır. Zira tasavvufi eserleri okumakla boş yere ömür tüketeceğine, o eserlerdeki sözleri kendisine hal olmuş ve şahsında boş yere yaşanır bir şekle getirmiş, canlı bir mürşide teslim olup onun işareti üzere amel ederek zikir, fikir, şükür ve huzur ile Allah (CC) Hz.leri’nin dışındaki diğer duygu ve düşüncelerden kalben kopmaya çalışması, daha iyi ve daha kolaydır. Ancak sen, ‘ben bir mürşidi şeyh olarak benimsemeden, seri ve tasavvufi eserleri okuyarak nefsin gailelerini, kalbi hastalıkları ve tedavi yollarını öğrenebilirim’ dersen, bende buna ‘evet’ cevabını veririm. Ne var ki bir kimsenin zikir, fikir, şükür ve huzur kalbi ile ilgi ve alakalardan kurtulması, vücud ve varlığıyla bir anlık meşguliyeti sayısız kitap ve eserlere senelerce kuru kuruya okunmaktan daha hayırlıdır.”[1] Zikir ehlinin zikrullaha çok devam edişleri, onların meleklerin hayatı gibi hayata nail olmalarına sebep olur. Kalblerinden dünyayı çıkarıp, yalnız Rabb’leriyle (CC) kaldıkları bu celseleriyle, nefislerini de unutup Hakk’tan (CC) gayrısıyla meşgul olmazlar. Bundan buldukları lezzet, gönül rahatlığı ruh ve gıdayı manevi sayesinde eriştikleri saadetin hududu yoktur. Arifler Allah-ü Teala ve Tebare (CC) Hz.leri’nin zikrine devam ile beraber dünya metaından yüz çevirmiş olmaları hasebiyle, Hak Sübhanehü ve Teala (CC) Hz.leri tarafı Sübhaniyesi’nden onların bütün iş ve ihtiyaçlarını fazlasiyle ihsan buyurmakla, kendilerini başkalarına muhtaç etmez. Ey yolcu! Öyle ise onların kapılarını çalmaya devam et. Elbette bir gün o kapı açılır ve sen de emeline nail olursun. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Tasavvuf Ve Tarikatlarla İlgili Fetvalar S.15-16 EVLİYAYA HÜRMET ETMEK Gerek Allah’ın (cc) veli kulların, gerek ulemanın ve gerekse mütteki, sofi, salih ve fazilet sahibi kimselerin ellerini öpmek ve onları gördükçe de hemen ayağa kalkmak suretiyle selamlamak hürmet ve saygı göstermek İslam edeblerindendir Bunların sünnetten olduğu, hadis kitaplarında zikredilmektedir. İbni Abidin (RA) “Vehbaniye” adlı eserinde, buna “caiz ve belki de mendubdur” demiştir. Gelen bir kimse için ayağa kalkarak “buyurunuz” demek lüzumuna da işaret buyurmuş, hatta diğer bir kitabında ise, “camide oturan bir kimsenin bile, gelen bir alime tazimen ve hatta Kur’an okuyan bir hafıza, gelen bir ziyaretçiye tazimen ayağa kalkması mekruh olmaz” denilmiştir.[1] İnsanın evliya ve salih kimseleri ziyaretten uzak kalmaması gerekir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri yağmur damlaları ile yeri diriltip canlandırdığı gibi, böyle zatlar hürmetine de ölü kalbleri diriltir. Katı gönüller onların vasıtası ile yumuşar, zor işler kolaylaşır. Zira onlar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kapısında, O’nun (CC) rızası üzerinde bulunan kimselerdir. Onlara gelen geri çevrilmez. Onlarla (evliya ile) beraber olan, onlarla tanışan ve onların sevgisini kazanan kimse asla zarara uğramaz. Çünkü onlar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri'nin kullarına açılmış olan rahmet kapıları gibidirler. Böyle salih ve evliya bulununca onların bereketinden istifade etmeyi ganimet bilmelidir. Onları görmek nimeti ile şereflenen kimselerde anlayış ve zihin açıklığı hasıl olur. Bu vesile ile evliyanın dergahına varıp zatına intisab edip sık sık ziyaretine gidip nasibini almalıdır. Çünkü evliya eli elden ele Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne gider. Ve evliyanın sözleri Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin ve O’nun (CC) Resulü Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in mübarek sözleridir. Talib olanlar bunlardan mahrum kalmamalıdırlar. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Şerhul Buhari İbni Hacer El-Askalani Cild2 S.48
VELİLERİN MUTMAİNNE SIFATI Azizim malumundur ki, mutmainne sıfatı velilere mahsustur. Yani bu hakiki sıfat ile sıfatlanan zatlar, velayet ve veraset sahibi olurlar. Daimi surette iyiliği işleyen ve tavsiye ettiklerinden, izni ilahi ile hem kendileri, hem etrafındakiler cennet yolcuları olurlar. Cenab-ı Hakk (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “Sonra Allah (CC), mümin kimseye şöyle buyurur: ‘Ey (imanda sebat gösteren Allah’ı CC. anmakla huzura kavuşan) itaatkâr nefis, dön Rabbine (CC), (cennette sana hazırladığı nimetlere) Sen O’ndan (CC) (sana verdiklerinden ötürü) razı, O (CC) da senden (imanın sebebiyle) razı olarak... Haydi gir (salih) kullarımın içine... Gir Cennetime.”[1] Bu sıfat ancak Ehli Tarik’a (tarikat ehline) mahsustur. Züht-ü takva ehlinin nefislerinin bu sıfat ile sıfatlanmasına imkân yoktur. Züht-ü takva sahipleri bir yabani ağaca benzerler. Bunlar her ne kadar “Ben Züht-ü Takva ehliyim, Takva ile hakkı bulurum, Mürşidi Kamile ihtiyacım yoktur” derlerse de hallerine bakılınca yabani armut, elma, kiraz veya vişne gibi meyvalar görünür. Şu var ki, yabani meyvanın batını acıdır ve onu yiyenler burukluğundan ekşiliğinden başka bir lezzet bulamazlar. Bu yabani ağaçlar nasıl aşılanır ve iyi meyve verirse bir mümin de gerçek mümin olabilmesi için hamlığını bir Mürşidi Kamile intisab ederek olgunluğa kemale erişebilir. Zira Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta şöyle buyuruyor: “Allah (CC) onları sever, onlar da Allah’ı (CC) severler. Müminlere karşı yumuşak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve başları yukardadır. Allah (CC) yolunda mücadele ederler, dil uzatanın kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın (CC) ihsanıdır. Onu dilediği kimseye verir. Allah’ın (CC) ihsanı geniştir, her şeyi bilendir.”[2] Ey müslümanım diyen kişi. Sen de vakit kaybetmeden Yüce Allah (CC) Hz.lerinin razı olduğu ve sevdiği ve Yüce Allah (CC) Hz.lerini seven bir yol gösterici bir irşatçı Mürşid-i Kamil bul. Mezheb imamımız İmamı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri de vefatına iki sene kala maneviyata can atmış, İmam-ı Caferi Sadık (RA) Hz.lerinin Sadık müridi olmuş ve “Levlessenetani, Leheleke numani” yani o iki sene olmasaydı numan helak olmuştu buyurdu. İmam-ı Azam (RA) Hz.leri bu sözü ile İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.lerinin manevi büyüklüğünü dile getirmek içindir. Büyük alim İmam-ı Gazali (RA) Hz.leri de şöyle buyurur: “Allah (CC) Hz.lerine ulaşmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Muhabbet ve Marifet ise Yüce sevgiliyi çok anmakla (zikretmekle) hasıl olur.” İmam-ı Gazali (RA) Hz.leri maneviyata girmeden evvel insan olmadığını ve zahiri ilimle Yüce Allah (CC) Hz.lerine vasıl olunmayacağını beyan ediyor.[3] Ey Ahiret yolcusu. Sen kendini ne zannediyorsun. İmam-ı Azam (RA) ve diğer mezhep imamlarının hepsi Mürşid-i Kâmilin eteğine sarılmışlar. Eğer aklıselim sahibi bir insan isen bu kadar Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerifleri okuyunca insafa gelir, bir irşatçıya teslim olursun. Ey yolcu! Bil ki şeriat bir ceviz gibidir. (Temsil) Cevizin dışı şeriattır. (Allah CC. Hz.lerinin emirlerinin tümü) tarikat (gidilen yol) cevizin kabuğudur, biraz çetindir. Cevizin dış kabuğunu kırmadan iç kabuğa erişilmez. İç kabuktan sonra gelen öz de hakikattir. O özü yemek ise marifettir. Bu yolda takva sahibi Allah (CC) Hz.lerini ve O’nun (CC) Rasulünü (SAV) en iyi şekilde bilen Cenab-ı Rasülullah (SAV) Efendimizin gerçek varisi Mürşid-i Kamillerdir. Ey Müslüman! Bu yol çetindir, meşakkatlidir. Bu yol kılavuzsuz aşılmaz. Bir yol göstericiye ihtiyaç vardır. Bu kadar Ayet-i Kerime ve Hadisi Şeriflerden sonra hâlâ ben Kurana uyarım, başka şey tanımam dersen biz de deriz ki, eğer şayet sen Kurana ve Sünneti Seniyyeye gerçek manada uysan böyle inkâra çelişkilere düşmezsin. Yüce Allah (CC) Hz.lerinin Mucizel Beyanında müteaddit defalar “Ehli muttakilerle, sadıklarla, ehli zikirle olunuz. Müşkülünüzü ehli zikirden sorunuz” mealindeki birçok buyurmaktadır. Kuranı Kerime gerçek inanıp sarılan, Nebiler Nebisinin (SAV) Hadisi Şeriflerine gerçek manada uyan bir müslümanın; namazını, orucunu, gerektiğinde Haccını, Zekâtını, manada inanarak yerine getiren bir müslümanın tasavvuf yoluna ve bu yolun manevi erleri olan, bu yola canını başını vermiş olan Mürşidi Kamillere karşı cahilane olarak inkâra kalkışıp karşı gelmesine inkân ve ihtimal yoktur. Aziz Mümin kardeşim! Âlemlerin efendisi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz âlemlerin efendisi olarak şu âleme gönderildiği halde Ayeti Kerimeler karşısında ne kadar titiz davranıyor. Âlemlerin Efendisi Nebiler Nebisinin (SAV) nurlu yolunu Yüce Allah (CC) Hz.lerinin emirlerini kullarına gösteren, elbette ki Allah’a (CC) ve Rasülüne (SAV) Mucizel Beyana gerçek manada inanmış teslim olmuş bahtiyar bir kuldur. Yüce Allah (CC) Hz.leri, O’nun (CC) Rasül-ü Azamı (SAV) ne emretmiş ise ona inanıp yerine getiren veli kulları hakkında şöyle buyuruyor: “O saygı gösterip korkanlar o kimselerdir ki, Rablerine (CC) kavuşacaklarını ve sonunda ona döneceklerini yakinen bilirler.”[4] Bu bahtiyar insanlar Yüce Allah (CC) Hz.lerinin Mürşid-i Kamilleridir. Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine muhabbetin alameti, O’nun (CC) Rasulü Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimize tabi olmaktır. Kul Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine ancak onun yardımıyla kavuşur. Bütün işler ve Rasülüne tabi olabilmek de onun yardımıyladır. Kim Rasülullah (SAV) Efendimize tabi olmadan Allah-ü Teala Hz.lerine kavuşmak isterse muhakkak ki sapıtır, delalete düşer. Halbuki o kendisini doğru yolda zanneder, tasavvuf yoluna girip de bu yoldan dönen kimse nefsine düşkün olup onun rahatlığını istemesinden dolayı bu yoldan dönmüş (Allah-ü Teala CC Hz.lerinin rızasından) uzaklaşmıştır. Çünkü bu tasavvuf yolu Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine deli gibi âşık olup ve sıkıntılardan sonra gönül rahatlığına ermeyen yani sıkıntı çekmeye alıştırmayan kimse için (nefsin arzularından tamamen vazgeçmeyen kimse için çok zordur. Allah-ü Teala Hz.lerinin bir kuluna (imandan sonra) verdiği nimetlerin en büyüğü takvadır. Muttaki olan kimse takva ile bütün hayır ve iyilikleri Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine yaklaşma ve yaklaştırma sebeplerini yani ibadetleri ve insanlara doğru yolu göstermeyi kendinde birleştirir. Takvanın aslı ihlâstır. Hakikati ise kendisinden ittikâ etmen (korkman), Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinden başka her şeyden yüz çevirmendir. Nefse hakim olan en büyük kuvvet şehvettir. Şehvet ancak Allah-ü (CC) Teala Hz.lerinin korkusu ve sevinçli anlarda ondan utanmakla giderilir. Yakin tevhidin neticesidir. Kimin tevhidi saf temiz ve tam olursa onun yakini saf olur. (Sıdk) dinde doğru yolda (ehli sünnet yolunda) olmak ve amellerde de Peygamberimizin (SAV) sünnetine tabi olmaktır. Yüce Allah (CC) Hz.lerine inanıp onun Habibi Kibriyasının (SAV) nurlu yolunda olduğunu iddia ediyorsan, O’ndan (CC) başkasına tapma, yolunda bulun ve Mucizel Beyanı öğren. Emirlerine sımsıkı sarıl ki, kıyamet gününde perişan olanlardan olma. Aziz dostum, dünyada iken rızaya Cemalüllah’a ermek istersen, aleme gönderiliş gayesini yerine getirmek istiyorsan, muhakkak Yüce Allah (CC) Hz.lerinin sadık muttaki kulları ile beraber olmaya, evliya kuluna tabi olmaya bak. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurur: “Ey müminler; Allah’tan (CC) korkun (fenalıklardan sakının), imanda ve sözünde doğru olanlarla (sadıklarla) beraber olun.”[5] Ey müslüman kardeşim. Bilmediğin bir şeyi öğrenmek için dünya işlerinde bir bilene gidiyorsun, öğreniyorsun. Hâlbuki bu dünyada ebedide kalmayacaksın. Ebedi âlemde ise sonsuz olarak kalacaksın. Sonsuzluk âlemini niye ihmal ediyorsun? Mucizel Beyana uyan doğru sözlü olan Yüce Allah (CC) Hz.lerinin veli kuluna gidip Mucizel Beyanı yaşamayı niye ondan öğrenmiyorsun? Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Ben gerçek müslümanlardanım deyip salih amel işleyerek Allah’a (CC) (ibadete) çağıran kimseden daha güzel sözlü kim var?”[6] Aziz dostum! Âlemlerin efendisi (SAV) uyulması gereken iki şey bırakmıştır, biri Kur'an-ı kerim, ikincisi Sünneti Seniyyesi. Delalette kalmaman ve dünyada iken ebedi saadete erebilmen için Kuran'a ve Sünnete teslim ol. Bak Kâinatın Halikı (CC) bu hususta ne buyuruyor: “Sonra bir şey hakkında çekiştiniz mi, hemen onu Allah’a (CC) ve Rasulüne (SAV) arz ediniz. Eğer Allah’a (CC) ve ahiret gününe inanıyorsanız.. Bu müracaat hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.”[7] Ey Müslümanım deyip gafletle ömrünü boş geçiren bir çare. İnandım diyorsan müracaat edeceğin şey Mucizel Beyan ile Sünneti Seniyyedir. Niye hem inandım diyorsun da Kuran-ı Azimin emirlerine uymuyorsun? Kuran’ın emirlerine uymayan ve Yüce sözleri duymayan ve âlemlerin efendisinin (SAV) Hadisi Şeriflerini duymayan gafiller hakkında Yüce Mevlamız (CC) buyuruyor: “Çünkü Allah (CC) katında yerde yürüyen canlıların en kötüsü, (gerçeği) anlamayan ve kabul etmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.”[8] Aziz dostum! Ayeti Kerime de beyan edilen doğru sözlü olan Allah (CC) Hz.lerinin Veli kullarına teslim ol. Kur’an-ı Kerimi menfaat karşılığında satanlarla beraber olursan, aleme gönderiliş gayeni yerine getiremezsin. Menfaate yönelik olarak Kuranı istismar eden o zalimlerle beraber olma. Sana da çirki dokunur. Gerçek inandım dersen şu Ayeti Kerimeye kulak ver. Bak Yüce Mevla ne buyuruyor: “Benden korkun. Benim ayetlerimi birkaç para menfaat karşılığında değişmeyin.”[9] Aziz Kardeşim sen Kur'an-ı Kerime Sünneti Seniyyeye bağlı olan ve Yüce Allah (CC) Hz.lerinin emirlerini sadece rıza bari için hiç karşılık beklemeden yaşayıp yaşatan Mürşidi Kamile teslimi ol ve âleme gönderilişinin gayesini yerine getirmeye gayret et. Ey ilim irfan sahibi! Nefsine uyup da Kuran-ı Kerim’in ve Rasül-ü Azamının (SAV) emirlerini madde karşılığında inkâra kalkışma. Şayet bilmediğin mesele olursa bilenden öğren. Yoksa indi ilahide cevap vermen çok zor olur ve büyük mesuliyetten ve sorumluluktan kurtulamazsın. Bu insanları Yüce Allah (CC) Hz.lerinin emrini yerine getirmekten alıkoyma, onların ellerinden yakanı kurtaramazsın. Yoksa Yüce Allah (CC) Hz.lerinin şu Ayeti Kerimesine muhatab olursun: “Ey Habibim, onlara söyle: ‘Peygamberlerin dinini siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah (CC) mı? Allah tarafından gelen kitap vasıtasıyla bildiği ve kendince sabit gördüğü şeyin şahitliğini gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah (CC) yaptıklarınızdan gafil değil’.”[10] Ey nefsinin esiri olmuş gafil insan. Daha ne zamana kadar gafletin içinde kalacaksın? Artık gaflet uykusundan uyan da uzun yolculuğuna hazırlanmaya bak. Bu gidişin artık dönüşü yok, altmış yetmiş seksen yaşına giren o gafil ihtiyarlara bak. Derler ki ah gençliğim nerede kaldı, gençliğimi verseler her şeyimi verirdim derler. Ey gafil insan, o gençliğinde aklın nerede idi? Elbette o zaman aklın vardı, şeytanın esiri, şehvetinin kölesi idin. Sana şayet gençliğini verseler yapacağın şey yine aynıdır, aynı olacaktır. Ey genç kardeşim! Gençliğinin, sağlığının-sıhhatinin, boş vakitlerinin, sayılı nefeslerinin kadrini bil. Sonra ihtiyarlık sana da müyesser olursa, sen de aynı akıbete uğrarsın bilmiş olasın. İrşat talebinde bulunan aziz kardeşim! Şu âleme ne için gönderildin bir düşündün mü? Âleme gönderilişinin gayesini ancak Nebiler Nebisinin (SAV) devamı olan Evliya İzamına teslim olmakla yerine getirebilirsin. Yüce Allah (CC) Hz.leri kullarını Cilve-i Rabbaniyyesi ile af ve mağfiret etmek için kullarının arasından seçkin kullarını kullarına irşat için görevlendirmiştir. Bu hususta Yüce Mevla şöyle buyurur: “İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[11] “Allah’a (CC) ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler ve kötülükten vazgeçiriirler, hayır işlerinde de yarışırlar. İşte bu özellikleri taşıyanlar Allah (CC) katında salihlerdendir.”[12] İşte bu salihler Yüce Allah (CC) Hz.lerinin sadık ve Evliya kullarıdır. Mucizel Beyanda Yüce Allah (CC) Hz.lerinin medh-ü senasına mazhar olmuşlardır. Bunlar her zaman mevcuttur. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu sadık kulları vasıtasıyla sevdiği ve zatını seven kullarını delaletten hidayete mazhar kılıyor. Yüce Allah (CC) Hz.lerine kavuşmak ve rızasına mazhar olmak isteyen insan vakit kaybetmeden o manevi askerlerin gemisine binmeye bak ve dünyada iken bu vesile ile ölülükten kurtulmaya bak. Ahir ömrünü Allah (CC) Hz.lerinin dostlarına hizmet ederek âleme gönderiliş gayesini öğrenip tatbik etmeye gayret et. Yüce Allah (CC) Hz.lerinin dostları daima gözyaşı dökerler. Gaflet içerisinde olanlar için Yüce Mevlaya niyaz ederler. Nesillerinden ümmeti Muhammede hizmet edip önderler vermesi için Yüce Allah (CC) Hz.lerine dua ederler. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Onlar ki: ‘Ey Rabbimiz (CC)! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin sürürü (sevinci) olacak iyi kimseler ihsan et ve bizi takva sahiplerine imam (önder) yap derler.’ İşte bütün bu kimseler, Allah (CC) yolundaki sabırlarına mukabil Cennetin yüksek mevkileriyle mükafatlanacaklar ve orada (melekler tarafından) sağlık ve selametle (dua ile) karşılanacaklardır. Orada ebedi kalacaklar. O ne güzel bir karargâh, ne güzel bir makamdır.”[13] Yüce Allah (CC) Hz.leri âlemlerin efendisi Nebiler Nebisine (SAV) nurlu yolunda bulunan kullan için Mucizel Beyanında müjdeler veriyor. “Ey Peygamber (SAV)! Allah (CC) sana ve müminlerden senin izinde bulunanlara yeter.”[14] Ey mümin kardeşim. Sen Yüce Allah (CC) Hz.lerinin gerçek kulluğuna talib olup Mucizel Beyanına gerçek inanıyorsan sana müjdeler olsun. İki dünyada hiç mahrum olmazsın. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Allah (CC) dilediğine faydalı bilgi (hikmet) ihsan eder. Kime ki hikmet verilmişse muhakkak ona çok hayır verilmiştir. Bu Ayet ve öğütleri ancak olgun akıl sahipleri düşünürler.”[15] Aziz mümin kardeşim. Yüce Allah (CC) Hz.lerinin bütün emirlerini kabul edip tatbik edebiliyorsan dünyada ve ahiret âleminde hiç mahrum olmazsın. Ey gaflet içinde kalmış olan mümin kardeşim, sen Ümmeti Muhammedden misin? Eğer Ümmeti Muhammedden isen Yüce Allah (CC) Hz.lerinin gönderdiği Kuranına uymaya gayret et. Yüce Allah (CC) Hz.leri Mucizel Beyanında iyiliği emreden kötülüklerden alıkoymaya gayret eden bahtiyar kullarını bak nasıl anlatıyor: “(Ey Muhammed SAV. ümmeti) Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreden, fenalıktan alıkorsunuz ve Allah’a (CC) imanınızda devam edersiniz.”[16]Ey aziz kardeşim Yüce Allah (CC) Hz.leri bu Ayeti Kerimesindeki emirlerini kullarına tebliğ eden hidayetine mazhar kıldığı veli kullarını böylece medh-ü sena etmiştir. Her sözü Yüce Allah (CC) Hz.leri olan ve zatını hiç unutmayan talib olan Yüce Allah (CC) Hz.lerine vasıl eden vasılı ilellah yapan o bahtiyar kulu (Yüce Allah CC Hz.lerinin veli kulunu) ara ve hizmetinde kusur etme. Bu vesile ile ancak Rızaya Cemalüllaha nail olursun. Çünkü onlar korkudan emindirler, zira Cennet Cehennem korkulan yoktur. O bahtiyar sadıkların korkusu sadece Cenabı Hak Celle ve Ala Hz.lerinin rızasından mahrum olma korkusudur. Sözüm onlara bazı gafil ilim sahibiyim zanneden kişiler vardır. Cemaate hayırı hasenatı ve mübaret gecelerde Yüce Mevlayı zikretmeyi anlatırlar. Yalnız kendi nefislerinde cemaate anlattıklarını tatbik edip yaşamazlar. Yaşamaya çalışanları ve Mürşidi Kamil arayışı içerisinde olan insanların da yolunu keserler. Sanki kendileri ilim sahibi olmakla anlattıklarından kendileri muaf. “Bu zamanda Mürşidi Kamil nerede var? Bu asırda Mürşidi Kamil nerede?” diyerek bu husustaki Ayeti Kerimeleri ve Hadisi Şeritleri de alaya alır. Hâlbuki kıyamete kadar Yüce Allah (CC) Hz.lerinin Veli Mürşidi Kamil kulları yeryüzünde bulunacaklardır. Bu gibiler sözde ilim sahibi insanlar ilmiyle amil olmayan bu sapık insanlar kendileri perişan oldukları gibi arkalarından giden cemaati de mahv-ü perişan ederler. Bunların şerrinden Allah (CC) Hz.lerine sığınırız. Bu ilmiyle amil olmayan kişiler her ne yaptılarsa hepsi maddeye dayanır. Ey ilmiyle amil olmayan aciz kişi, bu arayış içinde olan insanların vuslat yolunu kesme sen perişan oluyorsun. Bari cemaati de perişan yapma, Kuranın bir harfini inkâr eden dinden çıkar. Sen durmuş hâlâ bu günde Mürşid-i Kamil mi var diyorsun. Bu sözü söylerken imanının nereye gittiğini biliyor musun? İnsafa gel, yoksa Yüce Allah Hz.lerinin Tevbe Suresinin 119. Ayetinde bahsi geçen imanda ve sözünde doğru olan sen misin? Eğer imanın kuvvetli ve sözün doğru olsa idi, o zaman Yüce Allah (CC) Hz.lerinin “Benim Veli kullarım kıyamete kadar devam edecektir” derken ve Resulü Azaminin Ümmetinin Abdalları beş yüz ve yedi yüz civarında kıyamete kadar devam edeceklerini beyan ederlerken sen neye dayanarak bu günde Mürşid-i Kamil yoktur diyorsun? Senin ilmin menfaate dayanıyor. Evliyanın “Vehbi Ledünnü Gayyibi” ilmi ise sadece rıza bariye dayanıyor. Aradaki farkı artık sen kıyasla ve ilminle amil olmaya gayret et ve cemaate anlattıklarını evvela kendin tatbik et, kendin yaşa ki, anlattığın vaaz-ü nasihat cemaate tesir etsin. Aksi halde bu cemaatin elini Ebedi Âlemde Yüce Allah (CC) Hz.lerinin huzurunda yakandan kurtaramazsın! -------------------------------------------------------------------------------- [1] Fecr S. A.27-30 [2] Maide S. A.54 [3] El Münkizü Mined Dalal (Delaletten Hidayete adlı kitapta tafsilat mevcuttur) [4] Bakara S. A.46 [5] Tevbe S. A.19 [6] Fussilet S. A.33 [7] Nisa S. A.59 [8] Enfal S. A.22 [9] Maide S. A.44 [10] Bakara S. A.140 [11] Al-i İmran S. A.104 [12] Al-i İmran S. A.114 [13] Furkan S. A.74-76 [14] Enfal S. A.64
VELİLERLE OLMANIN FAYDASI Veliler salih kul olmaları hasebiyle, onlar ile birlikte olmanın birçok faidesi vardır. Onlar ile olan insanlar, daima Allah (CC) Hz.leri ile meşguliyyetlerinden ötürü, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri'ni hatırlarlar, Rabbimizi (CC) ve O'nun gücünü tefekkür ederler. Bir kimse salih muttaki kimselerle beraber olup onların ahlakı ile ahlaklandığı zaman, birçok faydalar elde eder. Bunlardan bazıları şunlardır: 1. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri o kimseden razı olur. 2. Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin rahmetine kavuşur. 3. O kimsenin bizzat kendisi, çoluk çocuğu, akrabaları ve komşuları muhafaza olunur. 4. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri o kimseyi, kendisine itaat etmesi hususunda muvaffak kılar 5. Salih evlat sebebiyle ana babaları ve akrabaları kabirlerinde sevindirilir. Çünkü hayatta olanların amelleri kabirde bulunan vefat etmiş olan akrabalarına arz edilir. 6. Kıyamet salih kimseler üzerine kopmaz. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri onlara kabirde ve sıratta yardımcı olur. Kabirde iken Cennet bahçelerinden bir bahçede olurlar. Kabir fitnesinden muhafaza olunurlar. Dünyada iken işledikleri salih ameller onları kabirde müdafaa eder. 7. Salih kimseler, dünyada Allah-ü Teala (CC) Hz.lerini tanımak, ahirette ise Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin cemalini, hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbe gelmeyen şeyleri görmekle mükafatlandırılırlar. 8. Salih kimselere benzemek, onların yaptıklarını yapmak kişiye dünyada da ahirette de şeref kazandırır. 9. Salihlere benzeyen kimse, cennette kendilerine benzediği o salih kimselerle beraber olur. 10. Salih kimselerin üzerinde bulunduğu, ikamet ettiği, oturup dolaştığı yerler, onlarla iftihar eder. Onlar vefat ettikleri zaman bu yerler çok üzülür. 11. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri salih kimselerin sevgisini insanların kalbine koyar. 12. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri salih kimselere dünyada iyi işler yapmak nasib eder. Ahirette ise onları cennet ve Cemalüllahını nasib eder. 13. Salih kimseler, Firdevs cennetine, yüksek derecelere ve tuba ağacına çıkarılırlar. 14. Salih kimselerin duası kabul olur.[1] Gerçek müslüman salih kimselerin yolunda gitmeli, onlara benzemeye çalışmalıdır. Bir kimse salih kimselere tabi olup onların gittiği yoldan gidememişse onlara dil uzatmaktan çok sakınmalıdır. Çünkü salih kimselere dil uzatmak, öldürücü zehirdir. Salih kimseleri gıybet etmek, başkalarım gıybet etmekten daha tehlikelidir. Onlara düşmanlık, başkalarına düşmanlık etmekten daha kötüdür. Bir kimsenin salihlere yakınlık duyması, onun salihler katarına dahil olduğuna delildir. Bir kimse, kendisinde Salihlere, evliyalara karşı yakınlık ve sevgi, onlardan da kendisine bir yakınlık ve sevgi göremezse, bunun için çok üzülmesi ve ağlaması gerekir. Salih kimseleri seven, onların bereketinden istifade eder. Kıtmir (Esbabı Kehfin köpeği) salih kimseleri (Eshabı Kehfi) sevdiği ve onlarla beraber olduğu için, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Kuranı Kerimde (Kehf suresinde) onu (kıtmiri) o silah kimselerle beraber cennetle müjdeledi.[2] Ey Rabbini (CC) gerçek bilmek ve bulmak isteyen can evliyanın kalbleri, ilahi nurların çıkıp geldiği kaynaklardır. Onların hoşnut olduğundan, Hak Teala (CC) Hz.leri de hoşnut olur. Onlara tabi olan kalblerinde yer eden, büyük saadete kavuşmuştur. Evliyanın iğnesini (dokunaklı sözlerini) ilaç gibi bilmelidir. Âlemlerin Fahri Ebedisi (SAV) Efendimiz buyuruyor ki: “Başkalarını doğruluğa çağıran kimseye kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir.”[3] Devamında da buyuruyor. “Bu Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin yoludur.” diyerek doğru bir çizgi çizdi.[4] Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin evliya kulları, insanlara ve diğer mahlukata karşı büyük bir rahmeti ilahidir. Çünkü onların vücutlarının varlığı sebebiyle, bütün mahlûkat huzur ve büyük bir rahatlık içindedir. Gelen feyiz ve bereketler rızıklar hep o evliya kulları sebebiyledir. Batın ilminden bir şey öğrenmeyen kimse, bilmediği şeyleri duyunca, ahmaklığı ve ilimsizliği sebebiyle bunları inkâr eder. Rasulüllah (SAV) Efendimiz: “İlimlerden öyleleri vardır ki, onları ancak marifetullaha sahip olanlar bilirler. Onlar bu ilimlerden haber verdikleri zaman, marifetullaha sahip olmayanlardan başkası onları inkar etmez.”[5] buyurdu. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri şöyle buyurdu: “İslamda benim belimi iki kişiden başkası kıramaz. Bunlar facir alim ile, bidatçı abiddir. Facir olan âlimin günah işlediğini gören insanların ilim öğrenmeye karşı meyli azalır, bidatçı abidin dine sonradan sokulan şeyleri ibadet diye yaptığını görünce, insanların ibadet yapmaya meyli azalır. İnsanlar bunlara bakarak bütün âlimlerin ve evliyanın bu kötü hal üzere olduğunu zannederler. Öyle ki, abidlerin havas tabakasına ve Evliyaullaha da hakaret gözüyle bakıp, onlardan yüz çevirirler. Böylece onların velayet nurlarından güzel sohbetlerinden mahrum olup nasipsiz kalırlar.”[6] Nitekim Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz: “Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.” buyurdu.[7] Müttaki, salih evliyalar zühd, vera, takva ve hikmetle insanları Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine çağırırlar. Takva, vera ve zühd haramlardan kaçmak, şüpheli olmak korkusuyla mubahların çoğunu terketmek ve dünya malına kıymet vermemek demektir. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Batın bilgileri, Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin sırlarından bir sırdır. O’nun (SAV) hükümlerinden bir hükümdür. Dilediği kulunun kalbine verir.[8] İmam-ı Malik (RA) Hz.leri buyurdu ki: “İlmi zahire malik olan ilmi batına kavuşabilir. Zahir bilgisi olan kimse, ilmi ile amel ederse Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, ona batın bilgisini ihsan eder.” Ali bin Muhammed Vefanın arifane sözlerine şaşırıp kalan İmam-ı Ömür Bülkini: “Bunları nereden öğrendin?” deyince, “Allah'tan (CC) korkunuz. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kendinden korkanlara bilmediklerini öğretir.” mealindeki Bakara Suresinin 282. Ayeti Kerimesini okudu. Ebu Talib-i Mekki (RA) Hz.leri buyurdu ki: “İlmi zahir ile ilmi batın, birbirlerinden ayrılmazlar. Beden ile kalbin birlikte bulunması gibidirler. Batın ilimleri Arifin kalbinden kalblere akar. Zahir ilimleri, âlimin sözünden öğrenilir.”[9] Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Alimler Peygamberlerin (SAV) varisleridir.” Bu âlimler, yalnız zahiri ilim sahibi olanlar değildir. Bu âlimler, bildikleri ile amel eden, takva sahibi olan, Peygamberlerdeki ilimlerin hepsine kavuşan hakiki âlimlerdir. Zahiri ilim sahiplerinin niyetleri halis olmadığı için ve şehvetlerinin pençesinden kurtulamadıkları için, ilmin nuru kalplerine girmez. Bunların kalplerini beyinlerini cehennem ateşi temizleyecektir. İmam-ı Münavi (RA) Hz.leri İmam-ı Gazali (RA) Hz.lerinden haber veriyor: “Ahiret bilgisi iki türlüdür. Biri keşfle hasıl olur. Buna ilmi mükaşefe ve ilmi batın denir. Bütün ilimler, bu ilme kavuşmak için sebepler vesilelerdir. İkincisi, İlmi muameledir, ariflerden çoğuna göre, ilmi batından nasibi olmayanın imansız gitmesinden korkulur. Bundan nasib almanın en aşağısı bu batın ilmine inanmaktır. Bidat veya kibir bulunan kişiye batın ilmi nasib olmaz. Dünyaya düşkün olan ve hep nefsinin isteklerine uyan da, çok şey öğrense de, balın ilmine, bilgisine sahip olamaz. Batın bilgisi, evliyaya tabi olup Yüce Allah (CC) Hz.lerinin rızasını talep eden ve bu vesile ile temizlenmiş kalplerde hâsıl olan bir nurdur.”[10] Zira evliyaya uyan batında Nebiler Nebisine (SAV), oradan da yüce Mevlaya (CC) vasıl olur. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyurdu ki: “Girmek istemeyen müstesna, ümmetimin hepsi cennete girer.” Bunun üzerine orada bulunan bir Sahabi (RA) cennete girmek istemeyen kimsenin haline taaccüp ederek: “Herkesin arzusu cennete girmektir. Cennete kim girmek istemez ki?” diye arz edince Peygamber (SAV) Efendimiz: “Zahiri ve batini olarak emrettiğim ve nehyettiğim işlerde bana itaat eden kimse, ebedi kalıcı olarak cennete girer. (Bu hususlarda) bana itaat etmeyen ise cennete girmekten imtina etmiş, girmek istememiş olur.”[11] Nebiler Nebisi (sav) Efendimizin bu Hadisi Şeriflerine gerçek manada uymaları sayesinde evliyanın batınları cilalanır ve kendilerine tabi olan dervişlerinin de gönüllerini Yüce Allah (CC) Hz.lerine meylettirerek temizlemeye vesile olurlar. Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz diğer Hadisi Şeriflerinde de şöyle buyuruyor: “Yakini öğreniniz.” Bunun manası, yakin sahipleri olan evliya ile buluşun onlardan yakin ilmini dinleyiniz. Onlara uymaya devam ediniz. Onlann yakinleri gibi, onlara uyanlarda yakin kuvvetli olur. Zira evliya izamı yakini (yani Yüce Allah CC. Hz.lerini bilmek) kuvvetlendirmek için çok gayret gösterirler.[12] Zira evliya izamı daima mahzun, başı önüne eğik ve sükût halinde bulunurlar. Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinden korktuğunu kıyafetinde, ahlakında, işinde, konuşmasında ve sükutunda belli ederler. Kim evliyaya gerçek gözle bakarsa, Allah-ü Teala (CC) Hz.lerini hatırlar, görünüşleri ilimlerine şahadet eder. Ahiret âlimleri, vakur olmalarıyla, alçak gönüllülükleriyle, insanlara güler yüzlü muamele etmeleriyle, simalarından bilinirler. -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi C.16, S.151 [2] Beyhaki, Malik b. Dina (RA) Hz.leri rivayet etti. [3] İslam Ansiklopedisi C.15, S.178 [4] İslam Ansiklopedisi C.15, S.178 [5] İslam Ansiklopedisi C.9, S.333; Sülûk-ül Ulemâ adlı eser [6] İslam Ansiklopedisi C.9, S.333 [7] İslam Ansiklopedisi C.9, S.333 [8] İslam Ansiklopedisi C.17, S.159 [9] İslam Ansiklopedisi C.17, S.160 [10] İslam Ansiklopedisi C.17, S.160 [11] İslam Ansiklopedisi C.17, S.173; Buhari [12] İslam Ansiklopedisi C.6, S.43