İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Eshab-ı kiramın büyüklerinden. Peygamberimiz (SAV) Efendimiz’in damadı ve dördüncü halifesidir. Peygamberimizin (SAV) amcası Ebu Talib'in oğludur. Künyesi "Ebul Hüseyin"dir. Bir künyesi de Peygamberimizin (SAV) iltifat buyurarak söylediği "Ebu Türab"dır. Hiç puta tapmadan müslüman olduğu için "Kerremallahü Vechehu", kahramanlığı ve çok cesur olmasından dolayı "Kerrar", "Esedallahül Galib" lakabları verilmiştir. Ayrıca takdiri ilâhiyeye gösterdiği tam rızadan dolayı da kendisine "Mürteza" denilmiştir.Ali (KV) Hz.leri Resûl-i Ekrem’in (SAV) sevgili arkadaşı ve Zülfikâr kılıcının sahibidir. Âkil, Kâmil ve muhakkiktir. Kevser şerbetinin dağıtıcısıdır. Şehidlerin önde geleni ve Ashabın cevheridir. Hz. Fatıma (RA) annemizin eşidir. Fatime binti Esed, öksüz kalan Muhammed (SAV) Efendimizi şefkat ve muhabbetle bağrına basmış, bir gece rüyasında evinin nur ile dolduğunu Kabe etrafındaki dağların Kabe'ye secde edercesine eğilir gibi olduğunu görmüş ve bir aslanın doğduğunu müşahade etmişti. Nebiler Nebisi (SAV) Fatime’ye: “Ey anne! Yüzünde bir değişme görüyorum, halin nasıldır?”, diye sordu. O da: “Oğlum biraz rahatsızım. Zira hamileyim.”, diye yanıt verdi. Bu sefer Resül Efendimiz (SAV): “Anne; doğacak çocuk erkek olursa bana bağışlar mısın?”, diye sorunca Fatime: “Vallahi bu doğacak çocuğu sana nezreyledim”, buyurdu. Âlemlerin Efendisi doğacak çocuğun salimen doğması için Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne dua etti. Nihayet 9 ay tamam olunca Fatime binti Esed Kâbeyi tavaf ederken sancısı tuttu. Beytullah'ın içinde İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni dünyaya getirdi. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin alnının nuru ayan oldu. Âlemlerin Efendisi (SAV) annesine: “Adını ne koymak istersiniz?” diye sorunca, herkes fikrini beyan eyledi. Nebiler Nebisi Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: “Benim niyetim bu çocuğun adını Ali koymaktır. Zira Allah-ü Teâlâ Hz.leri de buna Ali dedi.” Bunun üzerine O’na Ali ismini koydular. Âlemlerin efendisi (SAV) İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni yıkadı. Sağını yıkarken soluna, solunu yıkarken sağına dönderdi. Nebiler nebisinin gözleri yaşardı. Fatime binti Esed sordu: “Oğlum niye ağlıyorsun?” Âlemlerin efendisi: “Muhterem anneciğim! Bu çocuğu doğduğu gün ben gaslediyorum (yıkıyorum), o da beni ömrümün nihayetinde gasledecek (yıkayacak). Bu gözümün önüne geldi.” dedi. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri günden güne gürbüzleşip büyüdü. Beş yaşından itibaren nebiler nebisi ile yaşamış Resûli Ekrem’in (SAV) talim ve terbiyesinde yetişmiş, O yüce irfan hazinesinin feyzin den kana kana içmiştir. Çocuklar arasında ilk defa Muhammed Aleyhisselam’ın (SAV) Peygamberliğini tasdik edenlerdendir. Güzel ahlâkın canlı timsali idi. "Allah'ın Arslanı" diye tanınmıştı. Şecaati, metaneti, cesareti eşsizdi. Hiçbir vakit haddi aşmazdı. Hayatının sonuna kadar Hz. Resul’ün (SAV) yanından hiçbir surette ayrılmamış, daima meclislerinde bulunmuş, onu can kulağı ile dinlemiştir. Küçük yaşta müslüman olmuş ve Nebiyyi Zişan’ın (SAV) yüksek nazarına, muhabbetine mazhar olduğundan dolayı kendisinde harikulade meziyetler tecelli edip durmuş, Resul-i Ekrem’in (SAV) ilmen ve ahlaken varisi olmuştur.[1] Resûl-i Ekrem (SAV): Ali benden, ben de Ali'denim.” buyurmuştur. Allah-ü Teâlâ Hz.leri hilafeti İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile tamamlamıştır. Bütün Sahabenin bahadırı ve alimi İmam-ı Ali (KV) Hz.leri olduğunda ulema ittifak etmişlerdir. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne ve ona benzeyenlere indiği rivayet edilen Ayet-i Kerimelerinde Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyurmaktadır: “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr hayra harcayan kimseler var ya, işte onların Rableri katında ecirleri (mükâfatlan) vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”[2] “İşle bu sevabtır ki, Allah’a (CC) iman edip salih ameller işleyen kullarını (onunla) müjdeliyor.”[3] -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 1.Cilt S. 103,104 [2] El-Bakara S. A.274 [3] Eş-Şura S. A.23 İMAM-I ALİ (KV) HZ.LERİ'NİN TARİKATI TELKİN ALMASI Âlemlerin fahri ebedisi (SAV) vahye intizar etti. Bu intizar üzerine Cebrail (AS) inip üç kere bu Kelime-i Tevhidi (LAİLAHEİLLALLAH) (SAV) Efendimize telkin buyurdu. Hz. Peygamber’den tariklerin en efdalini ve en kolayını en önce temenni eden İmam-ı Ali (KV) Hz.leri olmuştur. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri talepde bulununca Cebrail (AS)'ın telkin eylediği şekilde Hz. Peygamber de (SAV) aşikare (cehri) Kelime-i Tevhidi (LAİLAHEİLLALLAH) Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne telkin etti. Sonra Sahabe-i Kiram (RA) Efendilerimizin yanına gelip hepsine aynı veçhile Kelime-i Tevhidi telkin etliler.[1] 1] Zikir Makamları, S. 14 HZ. RESUL (SAV) EFENDİMİZ'İN İMAM_I ALİ (KV) HZ.LERİ'NE VASİYYETİ “Ey Allah (CC) Hz.leri’nin arslanı olan Ali! Şecaat ve kuvvetine sığınma, seni yoldan şaşırtmayacak bir aklı kâmilin eteğine sarıl. Onun gölgesi altında yürümekle Peygamberlere varis ol, kıyamete kadar o aklı kâmilin evsafını sana söylesem bitmez. Çünkü onun vasfı, namütenahi olan Allah'ın (CC) vasfı demektir. Ey Ali! Aklı Kâmilin gösterdiği yoldan sakın dışarı çıkma. Çünkü onun yolu Allah (CC) Hz.leri’ne vuslat yoludur. Her kim ki, aklı kâmilin gösterdiği yoldan sapar, kendince yaptığı taata itimat gösterirse, Allah CC) Hz.leri’nin kahr ve gazabına kendini teslim etmiş olur. Ey Ali (KV)! Sen kendine, kendi ilmine, kendi büyüklüğüne güvenmeyip, koca Ulül-Azim Musa’nın (AS), Hızır’a (AS) tabi olduğu gibi, Akl-ı Kâmile himmet ve itaatla ondan istifadeye çalış. Ey Ali (KV)! Zatım zatı hakta, sıfatını sıfatı hakda, efalini efali hakda fani kılmak üzere aklı kâmile sarıl. Ona mubayaa eden kimse, Allah CC) Hz.leri’ne bayaa etmiş olur.”[1] İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Nebiler Nebisi’ne (SAV): “Ya Resûlallah! Beni Allah'a (CC) ve yolların en yakınına ve en kolayına ve Allah (CC) yanında en efdali olanına delalet et.” dedi. Resûl-i ekrem Efendimiz de (SAV): “Benim ve benden önceki Peygamberlerin söylediklerimizin efdali "Lailaheillallah"dır. Ya Ali yanıma otur, dizini dizime getir. İki gözünü kapat ve benden üç kere dinle ve sonra sen üç kere söyle, ben dinleyeyim.” buyurdu. Sonra Peygamberimiz (SAV) gözlerini kapatıp yüksek sesle üç kere "Lailaheillallah" dedi. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri dinledi. Sonra İmam-ı Ali (KV) Hz.leri O’nun gibi söyledi. Resûlüllah Efendimiz (SAV) dinledi. İşte zikir telkininde İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne aşikare, (Kadiri Saliklerinin silsilesinin birinci İmamına) zikri telkin etti.[2] Görüldüğü gibi bizzat Efendimiz İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne bu şekilde zikir telkin etmiştir. Yine imamı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Nebiler Nebisi’ne (SAV) sordu: “Ya Resülüllah! Allah (CC) Hz.leri’ne yolların hangisi en yakındır ve kullara en kolay ve Allah (CC) Hz.leri’nin yanında en efdali hangisidir?” Resulullah (SAV) Efendimiz cevaben buyurdu: “Ya Ali! Halvetlerde yani tenhalıklarda Allah-ü Teâlâ Hz.leri’nin zikrine devam etmeyi sana tavsiye ederim.[3] İşte telkin hakkında varid olan hadisi serif ve rivayetler mezkur şekilde cereyan etmiş olmakla beraber Emirülmü'min İmam-ı Ali (KV) Hz.leri zikir ve tarikat kapılarını açmış bulunuyor.[4] Nebiler nebisi Efendimiz (SAV) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısı ve kapıcısıdır.”[5] Tasavvufun yayılma suretine ve on iki tarikatın açılma sebebine gelince Sufiyye Efendilerimiz (Allah (CC) Hz.leri sırlarını takdis etsin) beyan ve izah etmek üzere buyuruyorlar ki, Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz talim ve telkin hususunda Cenab-ı Zülcelal Hz.leri’ne vaki olan arzı niyazı üzerine emri Sübhani şöyle varid oldu: “Habib-i Zişanın cariyarından her birinin tecelli ve istidatlarına (mizaçları yaratılış kabiliyetleri) göre talim ve telkini zikrediniz ki feyziyab olalar” ve hakikatte cariyarın her birine başka bir surette telkin buyurularak ikmali seyri Sülük eylemişlerdir. Diğer sahabe-i Kiram (Allah onlardan razı olsun) aynı veçhile tekmili süluk edip Kemal bulmuşlardır. On iki İmam’a gelince, bunlardan dördü Ebubekir Sıddık (RA) Hz.leri’nin yolundan ve sekizi de İmam-ı Hüseyin (Şah Şehidi Kerbela’nın) tarikatinden Seyri Sülük görmüşlerse de her birisi tecelliyatı Sübhaniyyeye mazhar olup saliklerine ol veçhile talim ve telkin buyurduklarından on iki tarik zuhura gelmiştir. Binaenaleyh bunlardan başka olanlar bunlardan ayrılıp bunların kolları, şubeleri meydana gelmiştir. Fakat ta Hz. Pir Gavsul Azam Piri Geylani (Allah cc. Hz.leri sırrım takdis eylesin) Efendimiz’e gelinceye kadar ekser tarikler on iki İmam’ın tariklerinden ziyade Nebiler Nebisi’nin (SAV) tarikleriyle Seyrü Sülük edegelmislerdir.[6] Alemlerin Efendisi (SAV) mümine hatunların şefaatçisi cennet gençlerinin efendilerinin nur annesi Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri’ni İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne nikahladığı zaman Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri pederi nebiler nebisine buyurdu ki: “Beni hiçbir nesnesi olmayan fakir bir kimseye nikahladın.” Nebiler Nebisi (SAV) buyuruyorlar ki: “Ya Falıma! Sen erine razı olmazmısın? Şunu iyi bil ki, Allah-ü Tebareke ve Teâlâ Hz.leri yer ehlinden ancak iki kimseyi ihtiyar etti. Birisi senin babandır, birisi de senin erindir.” Zira İmam-ı Ali (KV) Hz.leri silsilenin Nebiler Nebisi’nden (SAV) sonra Birinci İmamı ve velisidir. Fil hakika İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin faziletleri hakkında birçok hadis vardır. İlmin kapısı ve kapıcısı çeşitli gazvelere katıldı ve nice zaferler elde etti. Nebiler Nebisi’nin (SAV) irtihaline kadar hiç yanından ayrılmadı. Nice yüz bin nasipsiz kâfir ve münafıkların kellesini vurdu. Nice hikmet incileri devşiren Cenab-ı Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in nurlu yoluna çok büyük hizmetler eden İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin nihayet şu köhne dünyadan gitme, göç etme zamanı gelmiştir. -------------------------------------------------------------------------------- [1] T. Ahlk. 2.Cilt S. 299-300. [2] Yusufil Kürani ve diğer sahabenin sahih sanet ile rivayet ellikleri Hadisi Şerif , Buhari ve Müslim [3] Kitab-ül Kalad’ül Cevahir Fi Menakibi Şeyh Abdulkadir S. 17 [4] Şarani El Envarül Kudsiyye [5] Taberani El Mücemul kebirde İbn Abbas’dan Tirmizi ve Ebu Nuaym de Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden rivayet etmişlerdir. Keşfül Hafa 1203 [6] Zikir Makamları S. 16. İMAM_I ALİ (KV) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ Şehadeti: Hicri: 40. Miladi: 642 İbn-i Mülcem hediye yolu ile İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne kılıcı sundukta İmam-ı Ali (KV) Hz.leri kabul etmedi. İbni Mülcem: “Niye kabul etmedin?” diye sorduğunda İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Ey İbn-i Mülcem! Senden bu kılıcı almak nasıl mümkün olur ki? Senin muradın bu kılıçla hasıl olacak ve beni bu kılıçla öldüreceksin.” diye yanıt verdiğinde İbn-i Mülcem: “Haşaki hazretinize karşı nasıl yaparım?” deyip titremeye başladı. “Ey Emirel müminin! elimi kessinler ki benden sana, zarar gelmesin”. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri cevap verdi: “Suç işlemeden evvel kısas yapılmaz.” Nihayet Kuttame’nin büyük vaadlerine kapılan İbn-i Mülcem, “Bu galiba bir kader işidir” diye İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni öldürmeyi kabul edip fırsat kollamaya başlar. Zira İmam-ı Ali (KV) Hz.leri namaz kılarken kendinden geçiyor, onun için İbn-i Mülcem namazda iken fırsat kolluyordu. Nihayet Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri mescide geldi ve namazla meşgul oldu. İbn-i Mülcem fırsat bulup birinci secdeden baş kaldırmadan mübarek başına zehirli kılıcıyla vurdu. Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri bu darbeyi alınca “Kabe'nin sahibi hakkı için gamdan kurtuldum” dedi. Bahtsız İbn-i Mülcem firar etti. Nihayet yakaladılar. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Sebep ne idi, evlatlarımı yetim bırakıp keder eriştirdin?” diye sordu. İbn-i Mülcem: “Ya Emir! Allah'ın takdir ettiği şey olur.” dedi. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Bu adamı hapsedin. Ben hayatta bulundukça eziyel etmeyin, ycdirin içirin. Eğer kurtulursam mesele yok. Şayet kurtulamazsam o bana bir defa vurdu, sizde ona bir defa vurun ve ey ciğer köselerim beni doğuya çevirin” dedi. “Ey sadık güneş! Şimdiye kadar üstüme doğmadın ve beni gafil bulmadın, her zaman seni ben karşıladım” dedi. Vasiyetini yazıp Ümmü Gülsüm’e (RA): “Kızım kapıyı kapat!” dedi. Ümnıü Gülsüm odanın kapısını kapadı. İmam-ı Hasan (RA) ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri dışarıda ağlıyorlardı. Bu sırada odadan (Lailaheillallah) sözünü duydular. Odaya girince gördüler ki, babaları beka alemine gitmiş. Vasiyetinde “Beni tabuta koyup garibeyn diye anılan yere götürün. Orada zümrüt renkli taş vardır benim gömüleceğim yer bu taşı altıdır” dedi ve oraya defnettiler. Diğer bir rivayette ise İmamı Ali (KV) Hz.leri kendini yıkadı, tabuta koydu ve deve ile sır oldu. Küfe’de şehit edildiği caminin yanında namazı kılınarak defnedilmiştir Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatini nasib etsin. (AMİN) En iyisini Yüce Allah (CC) Hz.leri bilir. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Hicri 40 (M.642) senesinde Küfe’de şehid edildi.[1] Allah (CC) Hz.leri bizleri O’nun (KV) yolundan ayırmasın ve bizleri O’nun (KV) sevgisiyle gönlümüzü şerefyap kılsın. (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] Saadete Ermişlerin Bahçesi İMAM-I ALİ (KV) HZ.LERİ'NİN MENKİBELERİ Bir gün Resûlüllah (SAV) Efendimiz onları abası ile örttü, sonra şöyle buyurdu: “Yarabbi! Bunlar benim Alim ve Ehli Beytimdir. Bunlara bereket ihsan eyle, bunları benim örttüğüm gibi sen kendilerini rahmetinle mağfiretinle setreyle. Hakikat ben bunları çok seviyorum, sende sev, sevenleri de sev, sevmeyenleri de sevme.” buyurdu. Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in siyah aba ile örttükleri şunlardır: Hz. İmam-ı Ali (KV), Hz. Fatımatüzzehra (RA), oğulları Hz. İmam-ı Hasan (RA), Hz. İmam-ı Hüseyin (RA). Allah (CC) Hz.leri onlardan razı olsun (AMİN). .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Sıffin harbine giderken yolda susayan askeri için su bulamayınca bir çoklarının kaldıramadığı bir taşı tek başına kaldırdı, altında leziz bir su çıktı, içtiler. O taşı yine yerine koydu. Bu hadisenin geçtiği yerde kilise vardı. Rahip hadiseyi oradan gördü. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin yanına geldi: “Sen Peygamber misin?” diye sordu. “Hayır, ben son Peygamber Muhammed bin Abdullah'ın (SAV) halifesiyim.” buyurdu. Rahip: “Elini ver ki, müslüman olayım.” dedi. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri elini uzattı. Rahip Kelime-i Şehadet getirerek müslüman oldu. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri rahibe: “Sen bu yaşa kadar kendi dinini yaşamışsın ne sebeple bizim dinimizc girdin?" diye sordu. Rahib: “Ey Emirül-mü'minin! Biz kitaplarımızdan okuduk. Bu taşı Peygamber veya (peygamber varisi) kaldırabilir. Senin bu taşı kaldırdığını görünce arzuma kavuştum. Yıllarca beklediğim şeyi buldum.” dedi. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri bu sözü işitince ağladı. Gözlerinin yaşından sakalı ıslandı. Sonra: “Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine hamd olsun ki, beni unutulmuşlardan değil, kitabında zikredilenlerden eyledi.”.[1] .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Küfede kılıç darbesi alınca huzuruna girdim, başını bir şey ile sarmıştı. Dedim ki: “Ey mü'minlerin emiri! Yarayı bana gösterir misin?” Hemen sargıyı açtı, baktım bir şey yok. Hafif bir yaradan ibaret dedim. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Evet sizden ayrılmaktayım” dedi. Kerimesi Ümmü Gülsüm perde arkasından ağlamaya başladı. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Kızım sükut et eğer benim gördüklerimi görecek olsan ağlamazsın” dedi. “Ya Emirel Mü'minin ne görüyorsun?” diye sordum. Buyurdu ki: “İşte bunlar melekler ile nebiler cemaati. İşte bu da Muhammed (SAV) Efendimiz. Ya Ali müjde sana, teveccüh etmekle bulunduğun hal, şu içinde bulunduğun halden daha hayırlıdır diye buyuruyor.”[2] .......................................... Allah-ü Teâlâ Hz.leri İmam-ı Ali (KV) Hz.leri için güneşi iki kere batarken geri çevirmiştir. Birisi Resûlüllah'ın (SAV) Efendimiz’in zamanı şeriflerinde idi. Peygamber (SAV)Efendimiz huzurlarında İmam-ı Ali (KV) Hz.leri olduğu halde evlerinde idiler. Cebrail (AS) vahy getirdi. Resûl-i Ekrem (SAV) vahyin ağırlığından mübarek başını İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin dizine koydu. Güneş batıncaya kadar kaldıramadı ve namazını oturduğu yerde ima ile kıldı. Resûl-i Ekrem’i (SAV) rahatsız etmemek için yerinden kalkmadı. Sultan-ı Kâinat Efendimiz (SAV) vahyin ağırlığından kurtulunca: “Ya Ali (KV) ! İkindi namazını kıldın mı?” diye sordular. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “İma ile kıldım.” dedi. Habibullah güneşe geriye dönerek dağın üzerinde durması için emir verdiler. Güneş geriye dönerek dağın üzerinde durdu. H İmam-ı Ali (KV) Hz.leri namazını kıldı, güneş tekrar yerine gitti. İkincisi Resülüllah (SAV) Efendimizden sonra İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Babile giderken Fırat nehrinden geçmek icabetti. İkindi vakti idi. Beraberindekilerin bir kısmı ile kendileri ikindi namazını kıldılar. Bir kısmı da hayvanlarını sudan geçirmeye uğraştı, güneş battı. Bunlar ikindi namazını kılamadılar. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri dua buyurdu. Hak Teâlâ (CC) Hz.leri güneşi geriye getirdi. Namazını kılmayanlar selam verinceye kadar güneş kaldı. Sonra korkunç bir ses çıkararak battı.[3] .......................................... Kâbe-i Muazzama, Mekke fethinde putlardan temizleniyordu. Peygamberler Peygamberi (SAV) Efendimiz İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin sırtına basarak Kabe duvarına yetişmenin imkânsız olduğunu anlayınca kendisi çöktü ve: “Ya Ali! Üzerime çık.” İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Ya Resûlüllah! Sizin omuzunuza nasıl çıkayım? Siz benim omuzuma çıkın.” dedi. Nebiler Nebisi (SAV): “Ya Ali sen buna dayanamazsın. Çık omuzuma.” buyurunca İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Âlemlerin fahri ebedisinin (SAV) sırtına çıkıyor. Putların bulunduğu noktaya çıkıyor. O demde Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri öyle bir yere çıkmıştır ki, bütün ufukları kucaklayabileceğini sanıyor ve her nereye baksa onsekiz bin âlemin efendisini görüyor ve kalan putları oradan temizleyerek Nebiler Nebisi’nin (SAV) sırtından iniyor. .......................................... Âlemlerin Efendisi (SAV) hasta yatıyorlar. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ziyarete geliyorlar. Resul Efendimiz’e (SAV): “Ya Resûlüllah (SAV) ! Rüyamda gördüm giymiş olduğum zırhı üzerimden çıkardılar.” buyuruyor. Hz. Resul (SAV) Efendimiz de: “Ya Ali (KV), o zırh bendim, bütün hilekârlıktan o (zırh) seni korurdu. Vakit ki, ben gideyim ve sen yalnız başına belalara uğrarsın. Ey Ali (KV)! Sakın gönül darlığı çekip sızlanmayasın ve sabırdan başka bir yola girmeyesin.” buyurdu. Bu esnada Fatımatüzzehra (RA) validemiz de ağlamaya başladı. “Ya Resûlüllah (SAV) ! Rüyamda elimde bir mushaf yaprağı tutuyordum. Ansızın elimden kayboldu.” Hz. Peygamber (SAV) buyurdu ki: “Ey Fatıma (RA)! O yaprak bendim. Gözünün önünden kaybolsam gerektir.” dedi. O esnada İmam-ı Hasan (RA) ve İmam-ı Hüseyin (RA) Efendilerimiz de oradalardı. “Ey büyük dedemiz! Rüyamızda havada giden bir tahtırevanın altında başı açık yürüdüğümüzü gördük.” Hz. Peygamber (SAV) buyurdu ki: “Ey ciğer köşelerim! O taht benim naşımdır ki, siz saçlarınızı açıp onun altında yürüyeceksiniz.” Bu esnada Ehlibeyt (RA) ve Sahabe (RA) güz yaşlarını yere revan ettiler.[4] .......................................... Bir gün Hz. Peygamber (SAV) Efendimiz İmam-ı Aliyyel Mürteza’nın (KV) pak alnını öpmüştü. Abdulmuttalib oğlu Hz. Abbas (RA) sordu: “Ya Resûlüllah (SAV)! Bu adamı seviyormusun?” Hz. Peygamber (SAV): “Ey Abbas (RA)!” dedi. “Bu şahıs benim mahbubumdur. Bunun sevgisinden gaflete düşmek benim için mümkün değildir.”[5] Devamında da buyurur ki: “Her kim beni severse Ali'yi (KV) de sever ve her kim Ali'yi (KV) sevmezse beni de sevmez.”[6] .......................................... Bir gün Hz. İmamı Ali (KV) Hz.leri’ne biri geldi. “Bana bilinmeyen şeyleri öğret, bellet.” dedi. Buna cevap olarak Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri sordu: “İlmin başını ne yaptın?” Adam sordu: “İlmin başı nedir?” İmam-ı Ali (KV) Hz.leri sordu: “Rabbini bildin mi?” Bu soruya adam: “Evet.” dedi. Hz. İmam Ali (KV) Hz.leri tekrar sordu: “Bu babda ne gibi işler yaptın?” Buna karşılık adam: “Allah (CC) Hz.leri’nin dilediğini.” dedi. Bundan sonra sözü Hz. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri aldı ve şöyle dedi: “Kalk git artık, bu halini kuvvetlendir. Sonra bana gel o zaman sana bilinmeyen şeyleri belletirim.” dedi.[7] .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri irfan sahibi için şöyle buyurdu: “İrfan sahibi bu dünyadan göçünce onu kıyamet günü ne Sıddıklar ne de Şehidler görebilir. Cennet sahibi cennette bulamaz.” Bunun üzerine orda bulunanlar: “O halde nerede bulunur?” diye sordular. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri şu ayeti kerimeyi okudu: “Rıza gösterilen bir yerde... Kudretine nihayet olmayan bir Melik'in (her şeye hakim bulunan Allah Teâlâ'nın) huzurunda...”[8] Bu bir Ayeti Kerime idi. Onlara okudu sonra şöyle devam etti: “Onlar mezardan kalkınca Cebrail’i (AS), Mikail’i (AS), cenneti, sevabı, eşlerini ve yavrularını sormazlar. Şöyle derler; ‘Nerede sevdiğim? Hani iyiliğimi kendisi ile bulduğum zat?’ derler.”[9] .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri namaz kıldığı zaman baygınlık hali sorulunca şöyle anlatırdı: “Yerin ve göğün kabul etmediği emaneti yerine getirmek kolay değildir. Nitekim bu hususta buyurulmuştur: Eğer biz bu Kur'an'ı hir dağın üzerine indirseydik, muhakkak o dağı Allah korkusundan baş eğmiş parçalanmış görürdün.”[10] .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri hayatının sonuna kadar Nebiler Nebisi’nin (SAV) yanından hiç ayrılmamıştır. İlminde derya olup bir eliften kırk deve yükü kadar mana çıkaracak mertebeye erip ilmin kapısı ve kapıcısı ve yine ilmin onda dokuzunun sahibi, onuncudan da hisse sahibi olan silsile yolunun Nebiler Nebisi’nden (SAV) sonra ilk İmamıdır. .......................................... Kerametler sarayının eşşiz sultanı Cenab-ı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri elinde avucunda ne varsa son meteliğine kadar harcardı. Nur asrında bir gündü. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri bütün kadınların efendisi, derinlik ve incelik misali Fatımatüzzehra'ya (RA): “Ya Fatıma (RA)!” dedi. “Evimizde yiyecek bir şey var mı?” Fatıma (RA) annemiz: “Hayır Ya Ali (KV)!” buyurdu. Yüce Allah (CC) Hz.leri onlar isteseydi, uhud dağını altın yaratıp emirlerine sunardı ama onlar şu üç günlük dünyada midelerine taş sarıp günlerce yiyecek birşeyler bulamadıkları halde sonsuzluk âleminin saadeti için şu dünya cilvelerine aldanmaınışlardır. .......................................... Bir gün Ashab-ı Kiram, Resûlüllah (SAV) Efendimiz’den İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni çok sevmelerinin sebebini sordular. Serveri âlem (SAV) Efendimiz: “Varın, Ali'yi (KV) çağırın.” buyurdular. Ashabı kiramdan birisi, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni çağırmaya gitti. Habibi Ekrem (SAV) İmam-ı Ali (KV) Hz.leri gelince: “Ya Ali (KV) ! Sen birine iyilik etsen o sana kötülük yapsa sen ne yaparsın?” buyurdular. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “İyilik yaparım, Ya Resulallah (SAV) .” dedi. Resulü Ekrem (SAV) aynı soruyu yedi kere sordu. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri yine: “İyilik yaparım, ya Resulallah (SAV).” dedi ve ilave ederek: “O kimse bana hep kötülükte bulunsa, ben hep yine ona iyilik yaparım.” dedi. Bunun üzerine Eshabı Kiram: “Ya Resûlüllah (SAV)! Ali’yi (KV) çok sevmenizin sebebini anladık. Bu sevgiye lâyık olduğunu gördük.” dediler. .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz’in yatağında canı pahasına yatmış, bilahare Medine'ye Nebiler Nebisi’nin (SAV) yanına ayakları şişmiş parçalanmış olarak vasıl olmuştur. Nebiler Nebisi (SAV) meşakkate katlanmış olan narin, nazik ayaklarını okşamış, kendisine afiyeti için dua buyurmuştu. Hatta İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin bu fedakârlığı üzerine şu ayeti kerime nazil olmuştur: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah'ın (CC) rızası için nefsini feda eder.”[11] .......................................... Nebiler Nebisi (SAV) O’nun (KV) için buyurdu ki: “Ya Ali (KV)! Seni ancak mü'min olan sever, sana ancak münafık olan buğz eder.”[12] .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Irak'a giderken Abdullah b. Selam (RA) O'nun ziyaretine gelmiş: “Ya Ali! Irak'a gitme, korkarım ki orada vücuduna bir kılıç ağzı isabet eder.” demiştir. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Evet Allah (CC) Hz.leri’ne yemin ederim ki, bunu bana Resûlüllah (SAV) haber vermiştir.” diye buyurmuştur.[13] -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 1.C. S.111 [2] Amr İbni zi-Mürr El-Hemadani (RA) Hz.leri’nden rivayet edilmiştir. [3] Ümmü Seleme, Esma binti Ümeys, Cabir bin Abdullahi'l Ensari ve Ebu Saidil Hudri (RA) Hz.leri’nden Riv. Ed..H.Ş. (Buhari ve Müslim) [4] Saadete Ermişlerin Bahçesi S. 205 [5] Firdevsi Ahbarda Muaz B. Cebelin riv. Ettiği H.Ş [6] İmam-ı Tirmizi'nin rivayet ettiği H.Ş [7] Onların Alemi S. 137 [8] El-Kamer S. A.55 [9] Onların Alemi S. 223 [10] El-Haşr S. A.21 [11] El-Bakara S. A.207 [12] İslam Ansiklopedisi 1. C. S. 106 [13] İslam Ansiklopedisi 1. C. S. 107 İMAM-I ALİ (KV) HZ.LERİ'NİN HİKMETLİ SÖZLERİ İmam-ı Ali (KV) Hz.leri şöyle buyurdu: “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız. Dünya bir cifedir, leştir. Ondan birşey isteyen köpeklerle dolaşmaya dayanıklı olmalı. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne yemin ederim ki, beni yalnız mümin sever ve bana yalnız münafık buğz eder. İnsanın yaşlanıp ölmesi, küçükken ölüp hesapsız cennete girmesinden daha hayırlıdır.” .......................................... “Tembellik insanı vaktinden evvel yıpratır.” .......................................... “Allah-ü Teâlâ'yı (CC) insanların en çok bileni Kelime-i Tevhide ve onun şanına en fazla tazim eden ve hürmet gösterenlerdir.”[1] .......................................... “Kul ümidini yalnız Rabbine bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. İnsanlar arasında, Allah (CC) Hz.leri’ni en iyi bilen, onu çok sevendir. Tam tazim edendir.” .......................................... “Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin hevasına uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi Hak yoldan alıkoyar, ikincisi ise Ahireti unutturur. Takva hataya devamı bırakmak, aldanmamaktır, ilimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, tefekküre götürmeyen Kur'an-ı kerim okumakta hayır yoktur.” .......................................... “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. Kendinize Allah (CC) Hz.leri yolunda kardeşler edininiz. Çünkü onlar dünya için de, ahiret için de lâzımdır.” .......................................... “Bir kul, Allah (CC) Hz.leri yolunda yeni bir kardeş edindimi, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri de cennette onun için bir derece ihdas eder. Ahir zamanda bir mümin halk arasında adını unutturmadıkça rahat edemeyecektir.” .......................................... “Sizin hayırlınız günahına gerçekten çok tevbe edenlerdir. Her fenalıktan uzak kalmanın yolu, dili tutmaktır.” .......................................... “Hayra niyet edince acele et ki, nefsin seni yenip te caydırmasın. Dünya hayatı kimseye baki değildir. Şiddeti de nimeti de geçicidir.” .......................................... “İki şey aklı ve tedbiri bozar. Biri acele etmek, biri de olmayacak şeyi istemek. Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edeb gîbi biras, ilim gibi şeref olmaz. Danışmadan (İstişare etmeden) doğruya ulaşılamaz.” .......................................... “Öksüzü ağlatmak zulümdür.”[2] .......................................... İmam-ı Ali (KV) Hz.leri şöyle buyurur: “Allah (CC) Hz.leri zikredildiği yerde, Kuran okunduğu zaman, ilâhi tecelli iner. Ama bu tecelli görünmez. O, görünmekten yana münezzehtir. Tek olan Allah (CC) Hz.leri’ne yöneliniz. O'nun zikriyle olunuz. İnsanlara inen bela ve hidayet için mutlaka Allah (CC) Hz.leri’nin kitabında bir işaret vardır. Bunu anlamak için daima Kur'an okuyunuz ve Allah (CC) Hz.leri’ni çok zikrediniz. Allah (CC) Hz.leri’ni anmak (zikretmek) ruhun gıdasıdır. O'nu övmek ruhun içkisidir. O'ndan utanmak, ruhun örtüsüdür. Tad arayanlar O'nun zikrinden daha tatlı bir şey bulamazlar. Şunu iyi bil ki, sevgiliyi anmak, (zikretmek) başkalarını unutmak sayılır. Bir kimsenin işi Allah'ın (CC) zikri olunca başkalarını unutur. Allah (CC) Hz.leri’nin hikmetli işlerini düşünerek hoş olmaya bakar. Allah (CC) Hz.leri’nin cemal sıfatının güzelliği önünde varlığı söner ve O'nun iyilik denizinde yok olur.”[3] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Onların Alemi S. 132 [2] İslam Ansiklopedisi 1.C. S.112 [3] Onların Alemi S.205 İMAM-I ALİ (KV) HZ.LERİ HAKKINDA BAZI HADİS-İ ŞERİFLER Âlemlerin efendisi Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne buyururlar ki: “Ey Ali (KV)! Ben Peygamberliğimle sana meydan okuyorum. Çünkü benden sonra Peygamberlik yoktur. Sen de İnsanlara karşı yedi şeyle meydan okursun. Kimse sana söyleyecek bir söz bulamaz. Sen onların hepsinden evvel iman ettin. Allah'ın (CC) ahdini en güzel yerine getiren sensin. Allah (CC) Hz.leri’nin emrini en güzel ayakta tutan içlerinde yine sensin. İçlerinde eşitlik kaidelerine en güzel uyan yine sensin. Halka karşı en adil olan da sensin. Hüküm verme kabiliyetine hepsinden fazla sen sahipsin. Allah (CC) Hz.leri’nin katında sen en büyük meziyetlere sahipsin.”[1] .......................................... “Ali'yi (KV) sevmek, günahları ateşin odunu yiyip erittiği gibi yer bitirir.”[2] .......................................... “İçinizde en hayırlısı Ali (KV), gençleriniz arasında en hayırlıları Hasan (RA) ile Hüseyin (RA), kadmlarızın da en hayırlısı Fatıma’dır (RA).”[3] .......................................... “Ey Ali (RA)! Ben senin hakkında Allah'tan (CC) beş şey diledim. Dördünü verdi birini vermedi. Ümmetimin (benden sonra) senin emrin altında birleşmelerini diledim, vermedi. Senin hakkında verdikleri: Yer yarıklığında (insanlar dirileceği zaman) ilk dirilecek olan ben ve sen olacağız. Elinde Liva'ül-hamd bulunmuş bir halde evvelkileri ve sonrakileri geçip, önümde yürüyeceksin. Benden sonra mü'minlerin velisi sen olacaksın. Rabbim senin hakkında bunu bana ihsan etti.”[4] .......................................... “Ya Ali (KV)! Allah'ın (CC) sayesinde, bir kimseyi hidayet etmesi, senin için güneşin üstüne her doğup battığı şeyden daha hayırlıdır.”[5] .......................................... “Ey Ali (KV)! Musa'ya (AS) göre Harun (AS) ne ise sende bana göre O'sun. Buna razı değilmisin? Ne var ki, benden sonra Peygamber gelmeyecektir.”[6] .......................................... “Ey Ali (KV)! İstihare eden eli boş dönmez. İstişare eden de pişman olmaz. Ey Ali (KV)! Gecenin sonuna dikkat et. (onu ihya et.) Çünkü yeryüzü gündüzden çok gece durulur. Ey Ali (KV)! Allah'ın (CC) ismi ile sabah erken kalk. Çünkü ümmetimin erken kalkmasında (bereketler) ihsan eder.”[7] .......................................... “Allah'ım (CC)! O’na (KV) yardım et, O’nun (KV) sebebiyle de yardım et. O’nu (KV) esirge ve O’nun (KV) sebebiyle de esirge. O’na (KV) yardım et, O’nun (KV) sebebiyle (halka) yardım et. O’nu (KV) seveni sev, O’na (KV) düşman olana düşman ol Allah'ım (CC).”[8] .......................................... “Ya Ali (KV)! Seni seven beni sevmiştir, senden nefret eden benden nefret etmiştir.”[9] .......................................... “Ben kimin efendisi isem, Ali (KV) de onların efendisidir.”[10] .......................................... “Ben ilmin şehriyim Ali de (KV) kapısıdır, ilmi isteyen kapısına müracaat etsin.”[11] .......................................... “Ben hikmet hanesiyim, Ali (KV) anahtarıdır. Ali (KV) hepinizin alimidir, efdalidir. En doğru hükmedeniniz Ali'dir (KV).” -------------------------------------------------------------------------------- [1] Ramuzel Hadis. 6194 N.H.Ş. S.593 [2] Ramuzel Hadis. 3406 N.H.Ş. [3] Ramuzel Hadis. 3520 N.H.Ş. [4] Ramuzel Hadis. 3666 N.H.Ş. [5] Ramuzel Hadis. 4274 N.H.Ş. [6] Ramuzel Hadis. 6197 N.H.Ş. [7] Ramuzel Hadis. 6198 N.H.Ş. [8] Ramuzel Hadis. 2183 N.H.Ş. [9] Ramuzel Hadis. 4844 N.H.Ş. [10] Taberani, Cabir bin Abdullah (RA) Hz.leri’nden Riv. edilen H.Ş.
Oniki İmam’ın onuncusu. Hicret-i Nebeviyye’nin 204. (M.829) yılı Receb-i Şerif’in onüçünde Halife Me’mun zamanında Medine-i Münevvere’de vücud sahrasına ayak bastı. İsmi şerifleri “Ali”, Künyeleri: “Ebü'l Hasen-i Askeri”dir. Lakabları “Naki”, “Hadi” “Mütevekkil” ve “Nasıh”tır. Pederi İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri, Validei Muhteremeleri Ümmül Fazl binti Me’mun’dur. İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri Resulüllah (SAV) Efendimiz’in torunu olup, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri’nin evlatlarındandır. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin torunlarından olduğu için “Seyyid”dir. Asıl adı “Naki bin Muhammed Cevad Taki bin Ali bin Musa-i Kâzım bin Cafer-i Sadık bin Muhammed Bakır bin Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib”dir. İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri usuli zikir ve tasavvufu (tarikatı) babası İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri’nden alıp ruhani halleri ve kemâl vasıflarıyle pek yüksek olarak “KIDVATÜL ULEMA VE HÜCCETÜL ASFİYA” lıkla istibat etmiştir. İMAM-I ALİ NAKİ (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri devamlı ibadetle meşgul olup, dünyadan elini çekmişti. Hz. İmam (RA) otuz üç sene altı ay, yirmiyedi gün kadar İmamet-i Kübra’da bulunarak Ümmet-i Muhammedi Şeriat-ı Ahmediyye ve Tarikat-ı Muhammediyye ile Taat-i İlahiyye’ye yöneltmekle nice nice evliya ve süleha yetiştirmiştir. Gayet halim ve selim takiyyül kalb ve melekiyyüs sıfat olup Şerif Münir bir İmam-ı Rabbani idi. Hz. İmam (RA) Hicret-i Nebeviyye’nin 254. (M.868) yılında Cemaziyyel Ahir’in yir-mibeşinci Pazartesi günü kırk yaşında iken halife Mustansır zamanında halife Mustansır’ın oğlu Cafer Muter Mutemed, Hz. İmam’ı (RA) zehirleyerek şehid ettiler. Halbuki İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri, halife mütevekkilin iyileşmeyen çıbanını bir ilaçla iyi etmişti. Dünya böyledir, halife kendisine şifa vereni zehirle öldürttü.[1] Bağdat’ın Samarra nahiyesinde vücudundaki zehrin etkisiyle şehiden vefat etti. Kendine mahsus olan evine defnolunmuştur. Kabri oradadır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S.46 İMAM-I ALİ NAKİ (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Halife Mütevekkil’de bir gün büyük bir çıban çıktı. Çok ağrı ve şiddetli ateş yapıyordu. Tabiplerin hiç biri buna çare bulamadılar. Hastalığı ağırlaşınca annesi: “Mütevekkil iyi olursa kendi malımdan İmam-ı Naki (RA) Hz.leri’ne çok mal göndereceğim.” diye nezr etti. Mütevekkil’in yakınlarından Feth bin Hakan: “İmam-ı Ali Naki’den de (RA) bir ilaç soralım.” dedi. Bir kimseyi gönderdiler. Hz. İmam (RA) falan şeyi yaranın üzerine koyun. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin izniyle fayda verir.” buyurdu. Bu haber üzerine halifenin meclisinde bulunanlar gülüştüler ve alay ettiler. Feth bin Hakan'ın ısrarları üzerine, söylenilen şeyi yaranın üzerine koydular. Çıban yarılıp içinde olanlar çıktı. Hasta şifa buldu. Mütevekkil’in iyileştiğini duyan annesi on bin altını bir keseye koyup kendi mührüyle mühürleyip Hz. İmam’a (RA) gönderdi. Mütevekkil iyice iyileşince, birisi İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri’nin evinde çok mal ve silah okluğuna dair halifeye şikayette bulundu. Mütevekkil, veziri Said’e gece yarısı Hz. İmam’ın (RA) evine girmesini ve orada bulduğu mal ve silahı kendisine getirmesini emretti. Bunun üzerine vezir Said şöyle anlatır: “Bir merdiven götürüp dama çıktım. Pencereden içeri girdim. Karanlıktı, ne tarafa gideceğimi şaşırdım. O sırada Hz. İmam’ın (RA) sesini duydum. ‘Ey Said biraz bekle, mum getirsinler.’ buyurdu. Mum gelince aşağıya indim. İmam-ı Ali Naki (RA) yünden bir elbise giymiş, başında yünden bir takke, altında hasır bir seccade, kıbleye karşı oturuyordu. ‘Ey Said işte odalar, ara.’ buyurdu. Odalara girdim, bana söylenilen mal ve silahları bulamadım. Fakat halifenin annesinin gönderdiği kese, mührüyle duruyordu. İmam-ı Naki (RA) : ‘Seccadeye de bak!’ buyurunca seccadeyi kaldırdım. Bir kılıç kınıyla duruyordu. Hepsini alıp halifeye getirdim. Halife annesinin mührüyle mühürlü keseyi görünce merak edip sordu. Durumu anlattılar. Bunun üzerine kendisi de bir kese koyup, keseleri ve kılıcı geri gönderdi. İmam-ı Ali Naki’nin (RA) huzuruna varıp mahcup bir şekilde: ‘Efendim! İzinsiz evinize girmek bana çok zor geldi, ama emir almıştım.’ dedim. O zaman Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin şu ayeti kerimesini okudu: ‘Allah-ü Teâlâ'ya (CC) şirk koşanlar ve Peygamberini (SAV) hiciv edenler, öldükten sonra hangi yere gideceklerini bilirler.’[1] .......................................... Salih bin Said anlatır: “Halife Mütevekkil, İmam-ı Naki (RA) Hz.leri’ni Medine’den Irak’a çağırdı. Beraberce Samarra’ya gittik, kötü bir yerde konakladık. Hz. İmam’ı sevenlerden biri içeri girip: ‘Efendim! Bunlar senin kıymetini gizlemek ve nurunu söndürmek istiyorlar. Bunun için böyle kötü ve korkulu yerde konaklattılar.’ Dedi. Hz. İmam (RA) Hz.leri: ‘Ey Said’in oğlu. Şöyle bir bak!’ diye buyurup eliyle işaret etti. İşaret ettiği tarafa baktığımda dünyada bir benzeri olmayan, bahçeler, ırmaklar ve köşkler gördüm. Biraz sonra bu haller kayboldu. Bana buyurdu ki: ‘Ey Salih! Biz nerede olursak olalım, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin nimetleri bizimle beraberdir.’ .......................................... Bir gün İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri, halifenin evlatlarının birinin düğününde düğün yemeğinde bulundu. Herkes edeple oturuyordu. Fakat gencin biri çok gülünç şeyler söyleyerek edepsizlik ediyordu. Bunun üzerine Hz. İmam (RA) o gence: “Ey genç! Çok gülüyorsun, kahkaha atıyorsun, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni hatırlamaktan gafil oluyorsun. Halbuki üç gün sonra öleceksin. Kabre hazırlıklı mısın?” diye sordu. O genç bu sözü duyduğu halde edepsizlikten vazgeçmedi. Yemekler yendi, düğün bitti. Ertesi gün genç hastalandı. Üç gün sonra da öldü. .......................................... Bir gün Hindistan'dan bir sihirbaz gelmiş, gösteriler yapıyordu. Zengin birisi sihirbazı çağırıp dedi ki: “İmam-ı Naki’yi (RA) mahcup edebilirsen sana bin altın vereceğim.” Sihirbaz da dedi ki: “Olur yaparım. Yalnız bir yemek ve yanına birkaç yufka ekmek hazırlayıp beni yanına oturtunuz.” Sihirbazın dediği gibi yaptılar. İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri gelip sofraya oturdu. Bir parça ekmek almak istedi. Sihirbaz birşeyler yaptı. Ekmek önünden uçtu. Bu iş üç defa tekrarlandı. Sofrada bulunanlar gülmeye başladılar. Oturdukları odada bir divan yastığı üzerinde arslan resmi vardı. İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri o resme işaret ederek emir verdi: “Bu adamı yut!” O resim bir anda arslan oldu, sıçradı sihirbazı yuttu. Tekrar o yastığa geldi. İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin düşmanlarını dostlarının üzerine musallat etmek böyle doğru değildir.”[2] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz.leri O’ndan razı olsun ve bizi onun feyizleriyle ve şefaatlarıyla şereflendirsin. (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] Eş-Şuara S. A.227 [2] İslam Ansiklopedisi 3.Cilt S.97
Oniki İmam’ın sekizincisi, İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri’nin babasıdır. Hicret-i Nebeviyye’nin 153. (M.770) senesi RabiulAhir ayının onbirinci Perşembe günü, Halife Mansur’un hükümdarlığı zamanında Medine-i Münevvere’de dünyaya teşrif ettiler. İsmi şerifleri “Ali”, künyeleri “Ebül Hasan Sani”, lakapları “Rıza”dır. Pederi İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri annesi de Necmiyye’dir (RA). Nesebi, Ali Rıza bin Musa-i Kâzım bin Cafer-i Sadık bin Muhammed Bakır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib’dir. İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri: “O’na kendi künyemi bağışladım.” buyurmuşlardır. Babasına dediler ki: “Halife Me’mun ondan razı olduğu için mi oğlun Ali’yi Rıza diye çağırıyorsun?” Hz. İmam (RA) Hz.leri cevaben: “Hayır! Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ve Resulü razı oldukları içindir.” buyurdu. O’na (RA) uyanlar ve muhalifleri de O’ndan (RA) razıydı. Usuli Zikir ve Tasavvufu (tarikatı) babası İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri’nden alıp Horasan şahı ve zamanın sahibi olmuştur. Füyuzati Maneviyye ve Kemalati Ruhiyyesi pek yüksek olduğu cihetle bütün alemi hayrette bırakmıştır. Ta şark ve garbın uzak bölgelerinden ziyaretlerine gelerek Atebei Ulfasına (yüksek eşiklerine) yüz sürerlerdi. Huzuri saadetlerine gelen ziyaretçiler: “Ya İmamı Kainat! Sen Eşrefi mahlukatsın.” dediklerinde onlara cevaben: “Hayır! Yanlış, kimin takvası ziyade ise Eşrefi mahlukat odur.” deyip “İnne Ekremeküm İndellahi Etgaküm.”[1] ayetini okurdu. -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Hucurat S.A.13 İMAM-I ALİ RIZA (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri yirmi sene kadar İmamet-i Kübrada bulunarak Ümmet-i Muhammed’i Füyuzati Maneviyyesiyle dilşad nice aşıkları Allah’a (CC) vasıl kılmıştır. Abbasi halifelerinden Memun zamanında elli yaşında olarak Hicret-i Nebeviyye’nin 203. (M.818) senesi Ramazan-ı Şerif’in yirmibirinci Perşembe günü Horasan’da bulunan Tûs (Meşned) şehrinde halife Me'mun tarafından zehirletilerek şehid edildi. Harun Reşid’in kabri yanına defnolunmuştur.[1] Ebüssalt şöyle anlatıyor: “Bir gün Hz. İmamı’n (RA) yanında idim. Bana buyurdu ki: ‘Şu gördüğün türbe Harun Reşid’in türbesidir. Türbenin dört tarafından toprak alıp bana getir.’ Gidip getirdim. Toprağı koklayıp: ‘Yakında burada, benim için kabir kazacaklar. Bir taş çıkacak, Horasan’ın bütün külünklerini getirecekler fakat taşı çıkaramayacaklar.’ buyurdu. Sonra : ‘Filan yerden toprak getir!’ buyurdu. Getirdim. ‘Benim kabrimi bu toprağı aldığınız yerde kazın. Kabrimi derin kazın ve laht yapın. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri kabri dilediği kadar genişletir. Sonra bir yaşlık görünür. O zaman sen, kabre bakarak sana şu söyleyeceğim sözleri söyle. Bunun üzerine bir su çıkar, kabir su ile dolar. Ufak balıklar görünür.’ Sonra bana bir ekmek verip: ‘Sen bu ekmeği al. Ufak ufak doğrayıp suya at. Balıklar bu ekmek parçalarının hepsini yerler. Sonra bir büyük balık çıkıp, küçük balıkları yer ve kaybolur. O zaman cesedimi suyun içine koyun. O zaman sen, sana şu söyleyeceğim sözleri söyleyince su azalır ve hiç kalmaz. Halife Me'mun da bunu görür. Yarın ben Me'mun’a gideceğim, dışarı çıktığımda başım kapalı ise benimle konuşma, eğer başım açık ise, konuş.’ buyurdu. Ertesi günü sabah olunca elbiselerini giyip hazırlandı. Bu sırada Me'mun’un hizmetçisi gelip kendisini çağırdı. Kalkıp Me'mun’un yanına geldi. Me'mun’un önünde tabaklarda meyveler vardı ve üzüm salkımından yiyordu. Hz. İmam’ı (RA) görünce ayağa fırlayıp Hz. İmam’a (RA) sarıldı ve onu alnından öptü. Yediği üzümden Hz. İmam’a (RA) ikram etti. O özür dileyip kabul etmediyse de halife, bir salkımı Hz. İmam’a (RA) tekrar ikram etti. Hz. İmam (RA) ne kadar İsrar ettiyse halife üzümden bir kaç tane alıp yedi. Hz. İmam’a (RA) da yemesini israr etti. Hz. İmam (RA) bu ısrar üzerine üzümden birkaç tane yedi. Biraz oturup sohbet ettikten sonra müsaade isteyip ayrıldı. Çıkarken, başını örtmüş olduğundan emri icabı kendisi ile konuşmadık. Evine gelince kapının kilitlenmesini emredip yatağına yattı. Ben evin içinde mahzun olarak bekliyordum. Bu sırada Hz. İmam’a çok benzeyen güzel yüzlü ve misk kokulu bir genç içeri girdi. Ben hayretle: ‘Kapı kilitli idi, sen içeriye nasıl girdin, sen kimsin?’ diye sordum. ‘Ben İmam-ı Ali Rıza’nın (RA) oğlu Huccetullah Muhammed bin Ali’yim. Beni bir saatte Medine’den buraya getiren zat içeriye aldı.’ dedi ve babasının yanına girerken bana: ‘Sen de gel!’ dedi. İçeri girdik. Hz. İmam (RA) oğlunu görünce ayağa kalkıp oğluna sarıldı, bağrına bastı ve alnından öptü. O da yüzünü babasının yüzüne koydu. Bir şeyler konuştular. Ama ben anlayamadım. Sonra Hz. İmam’ın (RA) dudaklarının üstünde kardan beyaz bir köpük gördüm. Daha sonra kendinden geçti ve temiz ruhunu teslim etti. Hz. İmamı’n oğlu Muhammed bin Ali bana: ‘İç odadan su ve tahta getir.’ dedi. Ben içerde su ve tahtanın olmadığını bildiğim için: ‘İç odada su ve tahta yoktur.’ dedim. Emrini tekrar edince hemen kalkıp gittim. Hakikaten su ve tahta vardı. Alıp getirdim. ‘Yıkamak için yardım edeyim.’ dedim. O: ‘Bana yardım eden biri var.’ buyurdu. Kendisi yıkadıktan sonra bana: ‘İç odada, dolapta keten ve hanut (güzel kokulu buhur) vardı, onu getir.’ buyurdu. Gittiğimde, o zamana kadar hiç görmediğim güzel bir elbise dolabı gördüm. İçinden, kefen ve hanutu alıp getirdim, kefenleyip cenaze namazını kıldı. Sonra tabut istedi. ‘Bir marangoza yaptırayım.’ dedim, ‘İç odada vardır.’ buyurdu. İçeri girdiğimde hiç rastlamadığım bir tabut gördüm. Getirdim, Hz. İmam’ın (RA) cesedini tabuta koydu. Sonra iki rekatlık bir namaza başladı. Namazını bitirmemişti ki, evin damı yarıldı ve tabut oradan yukarı çıktı. Ben telaşla: ‘Şimdi ne olacak?’ dedim. Bana: ‘Sakin ol! Biraz sonra gelir.’ buyurdu. Evin damı yarıldı ve tabut tekrar geldi. Muhammed bin Ali, Hz. İmam’ı (RA) tabuttan çıkarıp yatağına yatırdı. Sanki yıkama kefenleme işi yapılmamıştı. Sonra bana: ‘Kapıyı aç!’ buyurdu. O sırada halife Me'mun ve hizmetçileri gelmişti. Vefat haberini alınca çok ağladılar ve üzüldüler. Halife Me’mun: ‘Ey efendimi! Sana ne oldu?’ diyordu. Sonra techiz ve tekfin (yıkayıp kefenleme) işleri yapıldı. Kabir kazılırken ben orada idim. Daha önce bana Hz. İmam’ın söylediklerinin hepsi oluyordu. Kabir açılıp su çıkınca ve küçük balıklar görülünce Halife Me'mun: ‘Hayalında olduğu gibi, vefatından sonra sonra da kerametleri görülüyor.’ dedi. Orada bulunanlardan birisi: ‘Bu neye işarettir, biliyor musunuz? Ey Abbasoğulları! Sizin mülkünüz her ne kadar çok uzun müddet ise de bu küçük balıklar gibidir. Bir zaman gelir, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri sizden sizin üzerinize bir kimse musallat eder ve sizi yok eder.’ dedi. Halife Me’mun: ‘Doğru söylüyorsun.’ dedi. Defin işi tamamlandıktan sonra Halife Me’mun bana: ‘Kabirde söylediklerini tekrar anlat.’ dedi. Ben de unuttuğumu söyledim. Halife de, bildiğim halde söylemek istemediğimi zannederek beni hapsetti. Hapiste bir yıl kaldım. Artık iyice sıkılmıştım. ‘Ya Rabbi! Resulullah (SAV) Efendimiz ve temiz akrabası hürmetine beni buradan kurtar.’ diye dua ettim. Hemen o anda İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri’ni gördüm. İçeri girdi ve: ‘Ey Ebüssalt! Gönlün mü daraldı?’ buyurdu. ‘Evet’ dedim. Mübarek elini zincirlerin üzerine koyar koymaz, zincirlerin hepsi açıldı. Elimden tutup saraydan çıktım. Bekçilerin yanından geçip gittik. Hiç birisi bizi göremedi. Sonra: ‘Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri sana emniyet versin, seni korusun. Bundan sonra halife Me'munu görmezsin, o da seni bulamaz.’ buyurdu ve kayboldu. Ondan sonra halife Me’mun’u hiç görmedim.” -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S.44 İMAM-I ALİ RIZA (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Tüccarın biri dil tutukluğundan dolayı güçlükle konuşurdu. Kendi kendine: “İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri Peygamber (SAV) Efendimiz’in evlatlarndandır. Huzuruna varayım da benim dilime bir ilaç tavsiye etsin.” diye düşündü. O gece rüyasında Hz. İmam’ı (RA) gördü. Kendisine: “Kimyon, Sa'ter ve tuzu, su ile karıştır, iki üç kere ağzında çalkala, şifa bulursun.” Buyurdu. Sabahleyin kalktığında rüyasını hatırladığında rüya deyip ehemmiyet vermedi. Hz. İmam’ın huzuruna gidip halini arz ettiğinde: “Senin dilinin ilacını rüyada söylemediler mi?” buyurdu. Tüccar tarif ettiği ilacı kullanınca konuşması hemen düzeldi. .......................................... Hz. İmam’ın (RA) annesi anlatır: “Hamile olduğum zaman hiçbir ağırlık duymazdım. Geceleri uykuda karnımda tesbih ‘Sübhanellah’ ve Tehlil ‘Lailaheillallah’ sesleri işitir korkardım. Uyandığım zaman hiç ses duymazdım. Oğlum doğduğu zaman ellerini yere koyup, bir söz söyleyen veya münacaat eden bir kimse gibi dudaklarını oynatırdı. .......................................... İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri’nin annesi Hamide Hatun (RA), Peygamber (SAV) Efendimiz’i rüyasında gördü. Resul (SAV) Efendimiz O’na buyurdu ki: ‘Yakın zamanda, zamanın insanlarının en üstünü olan bir torunun olacaktır.’ .......................................... Hz. İmam (RA) bir gün hamama gitti. Oturup yıkanırken bir asker geldi ve Hz. İmam’a (RA): “Başıma su dök de yıkanayım.” dedi. Hz. İmam(RA): “Peki.” deyip askerin başına su dökmeye başladı. Biraz sonra Hz. İmam’ı (RA) tanıyanlardan biri gelip bu hali görünce çok üzüldü ve askere: “Ey asker! Senin kendine hizmet ettirdiğin bu zat, Aliyyül Mürteza’nın (KV) ve Fatımatuzzehra’nın (RA) torunu İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri’dir. Sen ne yaptığının farkında mısın?” dediler. Asker bunları duyunca yaptığı fenalığı anlayarak, Hz. İmam’ın (RA) ayaklarına kapanıp: “Aman efendim! Niye bana kendinizi tanıtmadınız? Niçin bana hizmet ettiniz? Kusurumu affediniz!” diye özür dileyip ağladı. Hz. İmam (RA) özrünü kabul edip, “Müslümana hizmet etmek sevap olduğu için senin isteğini kabul ettim.” buyurdu. .......................................... Halife Me’mun, Hz. İmam’ı (RA) çok sever, sık sık onunla görüşürdü. Saray görevlileri mecburiyet karşısında hürmet gösterirlerdi. Bir araya geldiklerinde Hz. İmam (RA) saraya gelince sarayın perdesini kaldırmamaya ve onu karşılamamaya karar verdiler. Fakat Hz. İmam’ın (RA) her gelişinde, ellerinde olmadan kalkıp karşılayıp perdeyi kaldırıyorlardı. Bir gün Hz. İmam’ı (RA) karşıladılar, perdeyi kaldırmakla biraz durakladılar. O anda perde peydah olan rüzgarla kalktı. Çıkışında da rüzgar perdeyi kaldırdı. Bunu gören saray görevlileri: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin aziz ettiği kimseyi kimse küçültemez.” diyerek eski adetlerine devam ettiler. .......................................... İbrahim İbn-i Abbas (RA) diyor ki: “İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri öyle büyük bir Âlim idi ki, hangi ilimden olursa olsun, sorulan her meseleye çok güzel cevaplar verirdi. Halife Me’mun, kendisine çok sual sorar, verdiği cevaplara hayret ederdi. Hz İmam (RA) az uyur, çok namaz kılar ve çok oruç tutardı. Muhtaç olanları arayıp bulur, onlara yardımcı olurdu. Bir hasır üzerinde oturur, yatacağı zaman da o hasır üacrinde yatardı. Her işinde Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne karşı tam bir teslimiyet ve tevekkül üzere idi. Yüzüğünün taşında ‘Hasbiyallah’ (Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri bana kafidir) yazılı idi.”[1] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz.leri, O’nun (RA) şefaatlarından, al-i himmet, nazar ve muhabbetlerinden biz kusurlu kullarını ayırıp da mahrum etmesin.(AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 3. Cilt S. 98-102
İMAM-I CAFER-İ SADIK (RA) HZ.LERİ'NİN HAYATI İslâm alimlerinin gözbebeklerinden olup, Seyyid ve Oniki İmam’ın altıncısıdır. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin torununun torunu olup, Seyyid yani nebiler nebisinin zürriyeti, Esbab-ı Kiramı görmekle şereflenen tabiin devrinin yükseklerinden olup Hicri 83 (M. 702) senesinde 19 Nisan Çarşamba, Rebi-ul Evvel ayının onyedisinde Pazartesi günü Medine-i Münevvere'de doğdu. Silsile-i Aliyye’nin dördüncüsüdür. Künyesi: “Ebu Abdullah”tır. “Tahir”, “Fadıl” gibi birçok lakabı vardır. En meşhuru “Sadık”tır. Babası İmam- Muhammed Bakır (RA) Hz.leri, onun babası İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri, onun babası İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri, ve onun da babası İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’dir. Annesi Ümmü Ferve’dir. Annesinin babası Kasım, onun babası Muhammed ve onun babası da Ebubekir Sıddık (RA) Hz.leri’dir. Usulü, zikri ve tarikatı babası İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri’nden, Ahzü Telakki edip hakaik ve dekaik ilimlerine nail olmuştur. Evliyanın büyüklerinden. Garip halleri ve kemalâtı seniyyeleri beşer aklının alamayacağı kadar yüksektir. Takilerin İmamı ve fakirlerin Melcei idi. İsteseydi geceyi gündüz ve gündüzü gece ederdi. Buyuruyorlar ki: “Asfiya ile oturup kalkmak selamet caddesine götürür.” Şiddet ve sıkıntılı zamanlarında dedesi İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin duasını okurdu: “Ey şiddet ve sıkıntı zamanında benim yardımcım, hiç uyumayan gözünle bana ecir ver. Zail olmayan rüknünle beni geçindir.” diye dua ederdi. Kendisi halim selim Ruhani bir Nur-i İlâhi idi. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri ilmi, Oniki İmam’dan beşincisi olan babası İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri’nden öğrendi. İlim ve fazilette zamanının bir tanesi oldu.[1] Bütün talebelerini hertürlü ilim dalında yetiştirdi. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’nin en meşhur talebesi, Hanefi mezhebinin kurucusu ve Ehl-i Sünnet’in reisi olan İmam-ı Azam Ebu Hanife Nu'man bin Sabit (RA) Hz.leri’dir. İmam-ı Azam (RA) Hz.leri, İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’nin derslerine ve sohbetlerine devam ederek o gizli ve aşikâr marifet kaynağından ilim ve evliyalık yolunda çok istifade etti. İmam-ı Azam (RA) Hz.leri O’nun huzurunda kavuştuğu yüksek mertebeleri anlatmak için: “O iki sene olmasaydı, Numan helak olmuştu.” buyurmuştur.[2] Kalbi bütün kötü huylardan temizleyip, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne kavuşmak için lazım gelen marifetleri, ibadet ve işleri öğreten tasavvuf yollarının çeşitli isimler alması, başka başka olduklarını göstermez. Aynı mürşidin talebeleri, birbirlerini tanımak ve hocaları (Mürşidleri) ile öğünmek için bulundukları yola mürşidlerinin isimlerini vermişlerdir. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri vasıtasıyla gelen yolda (Zikr-i Cehri yani aşikâre yüksek sesle yapılan zikir) bütün tasavvuf (Tarikat yolları), İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’nde birleşmekledir. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri iki yoldan Resulullah’a (SAV) bağlıdır. Birisi babasının yolu olup, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri vasıtasıyla Resulüllah (SAV) Efendimiz’e bağlıdır. Bu yola “Velayet yolu” denir. İkincisi, Anasının babalarının yolu olup, Ebubekir (RA) Hz.leri’nin vasıtası ile Resulullah (SAV) Efendimiz’e bağlanmaktadır. Bu yola da “Nübüvvet Yolu” denir. İmam- Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri evliyalık (Velayet) üstünlüklerine İmam-ı Ali (KV) Hz.leri İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri, İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri ve babası İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri yolu ile kavuşmuştur. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri Peygamber (SAV) Efendimiz’in milletinin (dininin) sultanı, peygamberlik kemalatının (üslünlüklerinin) burhanı (delili, senedi), hakikatların alimi, evliyanın günüllerinin meyvasi, Resulullah’ın (SAV) varisi, ariflerin, hak âşıklarının serveri (önderi) idi. Aşk sahiplerinin rehberiydi. Tefsir ilminde eşi yoktu. Namazda kendinden geçerdi, düşüp bayıldığı olurdu. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri Ehl-i Beyt’ten olup, Ehl-i Sünnet’in gözbebeğidir. Ehl-i Sünnet’in reisi olan İmam-ı Azam (RA) Hz.leri’nin marifette, tasavvuf (tarikat) ilimlerinde hocasıdır. Ehl-i Sünnet vel Cemaat ve Ehl-i Beyt sevgisi ile doludur. Yani Ehl-i Beyt’i sevenler ve onların yolunda gidenler, aslında Ehl-i Sünnet vel Cemaat olanlardır. Ehl-i Beyt’e olan hakiki sevgisinden dolayı İmam-ı Şafi (RA) Hz.leri’ne “Rafızi” diyenler oldu. Halbuki o, kimseyi kötülemedi, hepsini sevdi. Nitekim bütün Ehl-i Sünnet alimleri: “Ehl-i Beyt’i sevmek ,ahirete iman ile gitmeye, son nefeste selamete, hidayete kavuşmaya sebep olur.” buyurdular. İmam-ı Şafi (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Sizi sevmeyi, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri Kur’an-ı Kerim'de emrediyor. Namazlarında size dua etmeyenlerin namazlarının kabul olmaması, kıymetinizi, yüksek derecenizi gösteriyor. Şerefîniz ne kadar büyüktür ki, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri Kur'an-ı Kerim'de[3] sizi selamlıyor.” İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.ler, Tasavvuf (Tarikat) ilminde yüksek marifetlere kavuşmuş olan bu bu bilgileri arzu edenlere öğreterek onlara mürşidlik, rehberlik etmiştir. Resulullah (SAV) Efendimiz’in nurlu yolunu hiç değiştirmeden, apaçık ve tam doğru olarak bu güne kadar ulaştırmada Ehl-i Sünnet Alimlerinin hizmeti çok büyüktür. Bu büyük hizmet için, aralarında vazife takdimi yaparak zamanımıza kadar gelmesine sebep olmuşlardır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S.43 [2] Miftahul Kulub S.226 [3] Al-i İmran S. A.163 İMAM-I CAFER-İ SADIK (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri, altmışbeş senelik ömrünün otuzdört senesini İmamet-i Kübra’da bulunarak Ümmet-i Muhammedi tenvir etmiştir. Harun Reşid zamanında Abbas oğullarından ikinci Halife Ebu Cafer Mansur, Hz. İmam’ın (RA) yakasını bırakmadı. Hicret-i Nebeviyye’nin 148. (M. 765.) senesinde Hz. İmam’ı zehirleterek şehit etti. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri, Cennet-i Bakia’da babası ve dedesinin yanına defnolunmuştur. Yüce Allah (CC) Hz.leri O’ndan razı olsun ve bizleri O’nun feyizlerinden, şefaatlerinden ayırıp da mahrum etmesin. (AMİN) İMAM-I CAFER-İ SADIK (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Bir gün devrin meşhur alim ve zahidlerinden Davud-i Tai (RA) Hz.leri İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’nin yanına gelmişti. O'na dedi ki: “Ey Peygamber'in (SAV) torunu! Bana bir nasihat ver. Çünkü kalbim karardı.” O da buyurdu ki: “Ey Davud! Sen zamanımızın en zahidi, Allah (CC) Hz.leri’nden en çok korkanısın. Benim nasihatıma ne ihtiyacın var?” Bu sefer Davud-i Tai (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Ey Resûlüllah'ın (SAV) torunu! Sizin bütün yaratılmışlara üstünlüğünüz var. O büyük Peygamber’in (SAV) kanı damarlarınızda dolaşmakladır. Onun için herkese nasihat vermeniz üzerinizc vaeibdir, borçtur.” İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri: “Ey Davud! Ben kıyamet günü gelince, ceddim olan Muhammed (SAV) elimden yakalayıp: ‘Niçin bana hakkıyla uymadın?’ demesinden korkuyorum. Bu işler nesep (soy) işi değil, ibadet ve amel işidir.” dedi. Davud-i Tai (RA) Hz.leri hu sözlcri duyunca ağlamaya haşladı: “Ya Rabbi! O’nun varlığı Peygamberlik soyundan meydana gelmiştir. Sözlcri, yaşayışı herkese senettir, delildir. Dedesi Resul (SAV), annesi Betül Hz. Fatıma evladından olduğu halde, böyle düşünürse, Davud da kim oluyor ki, yaptıklarının bir kıymeti olsun?” .......................................... İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri mütevazi, yani çok alçak gönüllü idi. Kimseyi incitmezdi. Her mü'mini kendinden daha kıymetli bilirdi. Bir gün kölelerini çağırdı. Onlara dedi ki: “Geliniz, sizinle sözleşelim. Kıyamet günü içinizdcn hanginiz kurtulursa, onun diğerlerine şefaatçi olması için birbirimize söz verelim.” Dediler ki: “Ey Allah-ü Teâla (CC) Hz.leri’nin Resulü’nün (SAV) evladı! Sizin bizim şefaatımıza ihtiyacınız yoktur. Dedeniz Muhammed (SAV) Efendimiz, bütün insanların ve cinlerin şefaatçısıdır. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Ben hu amellerimle işlerimle yarın kıyamet gününde ceddimin yüzüne bakmaya utanırım.” buyurdu. (Sen ey müslümanım deyip yaplığıyla gururlanan bedbaht insan bu kıssalardan hisse almaya bak.) .......................................... İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri bir müddet halvet (yalnızlık) haline kalmış, evinden insanlar arasına çıkmamıştı. Evliyanm büyüklerinden Süfyan-ı Sevri (RA) Hz.leri evine gelip: “Ey Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in torunu! İnsanlar bereketli nefesinizden, faydalı sohbetinizden mahrum kaldı. Niçin uzlete çekildiniz?” diye sorunca buyurdu ki: “Şimdi böyle gerekiyor. Zaman bozuldu ve dostlar değişti. Sözümüzün hakikati meydana çıktı.” .......................................... Zamanın hükümdarı bir gece vezirine dedi ki: “Hemen git, İmam-ı Cafer-i (RA) buraya getir. Onu hemen öldürmek istiyorum.” Vezir: “Evinde oturmuş, gece gündüz ibadetle meşgul olan, devlet işlerine karışmayan bu kimseyi öldürmekten vazgeç!” dediyse de hükümdarı vazgeçiremedi. Vezir Hz İmam’ı çağırmaya gidince cellatlara emir verdi: “İmam-ı CaferSadık (RA) içeri girince ben başımdan külahımı çıkardığım zaman hemen başını vurazcaksınız.” Bir müddet sonra İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri içeri girdi. Hükümdar derhal ayağa kalktı, hürmetle Hz. İmam’ı (RA) karşıladı. Koltuğuna oturttu, edeple karşısında diz çöküp oturdu. Cellatlar ve hizmetçilcr şaşırıp kaldılar. Hükümdar Hz. İmam’a: “Efendim, benden bir emriniz olursa emredin yapayım.” dedi. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Senden bir ricam, yok, beni bir daha yanına çağırma, Rabbime ibadetten beni alıkoyma, başka bir şey istemem.” Hz. İmam (RA) gitmek üzere ayağa kalktı. Hükümdar izzetle ikramla onu uğurladı. Hz. İmam (RA) gittikten sonra vücudunda bir titreme oldu, bayılıp düştü. Kendine gelince: “Bu ne haldir. Hani o zatı öldürtecekliniz?” diye sordular. Hükümdar cevap verdi: “İmam (RA) içeri girince, yanında büyük bir arslan vardı, lisanı hal ile bana onu incitirsen seni parça parça ederim.” diyordu. Bunu görünce ne yapacağımı şaşırdım.” İMAM-I CAFER-İ SADIK (RA) HZ.LERİ'NİN HİKMETLİ SÖZLERİ “Bir hata işlediğiniz zaman istiğfar edin, haeada israr helak olmaya sebeptir.” .......................................... “Bir kimse geçim darlığı çekiyorsa istiğfara devam etsin.” .......................................... “Bir kimse, sevdiği bir malının elinde devamlı kalmasını isterse, ona baktıkça, Maşaallah La Havle velakuvvete İlla billahil Aliyyil Azim (Yani Allah (CC) Hz.leri’nin dilediği olur, kuvvet O'nundur) desin.” .......................................... “Malı, evladı çok olmasını isteyen, çok sebze yesin.” .......................................... “Takvadan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden korkup haramlardan sakınmaktan daha üstün azık yoktur. Susmaktan güzel şey yoktur. Bilgisizlikten zararlı düşman yoktur. Yalandan büyük hastalık yoktur.” .......................................... “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin yarattığı işlere karışmak, felaketine sebep olur. Mesela ‘Allah bana mal verseydi, Hacca giderdim. Sıhhat verseydi ibadet ederdim’ gibi sözler söylemek kişinin helakidir.” .......................................... “Bir kimse kusur ve günah işlediği zaman utanmıyorsa, yaşlandığı zaman pişmanlık duyup kötü işlerinden vazgeçmezse ve tenha bir yerde olduğu zaman Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden korkmazsa, onda hayır yoktur.” .......................................... İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri, oğlu İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri’ne ettiği nasihatlarında şöyle buyurur: “Ey oğlum! İnsanlara kızmaktan çok sakın, yoksa sana da kızarlar. Boş iş ve söze karışmaktan sakın, sonra aşağılanırsın. Ey oğlum lehinde veya aleyhinde de olsa, hakkı, doğruyu söyle. Böyle yaparsan herkes seninle istişare eder (sana danışır, senin fikrini alır) . Ey oğlum! Arkadaşlık yaptığın, ziyaretine gittiğin kimse ahlâk sahibi olsun, kötü ahlâkı olanlarla arkadaşlık etme, onlarla görüşme. Çünkü onlar, suyu olmayan çöl, dallan yeşermeyen ağaç, ot bitmeyen toprağa benzerler. Ey oğlum! Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin kitabını okuyucu, iyilikleri emredici, kötülüğü nehyedici, sana gelmeyene sen gidici, seninle konuşmayanla konuşucu ol. İsteyene ver. Gıybetten, koğuculuktan sakın. Çünkü söz taşımak, insanların kalbinde düşmanlığı arttırır. İnsanların ayıplarını görme. İnsanların ayıplarını gören, onların hedefi olur.” .......................................... Velhasıl bu büyük imamın hayatı, hali, ibret dolu menkıbeleri hikmetli sözleri o kadar çoktur ki, anlatmak ve yazmakla bitmez. Okuyanların ve işitenlerin gönüllerinde muhabbet hasıl olur.[1] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatlarından bizi mahrum etmesin. (AMİN). -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 2.Cilt S.145,152
İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in torunu, İslam Halifelerinin beşincisi, On İki İmamın da ikincisi, Ehli Beyt’in dördüncüsü. Hicretin üçüncü senesi (M. 625) Ramazan-ı Şerif’in onbeşinci salı günü Medine-i Münevvere'de dünya alemine teşrif etmişlerdir. Pederi alileri İmam-ı Ali (KV) Hz.leri olup Hz. Muhammed'in (SAV) kızı Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri de annesidir. Dünyaya teşrifi müjdesinden şanlı Peygamberimiz (SAV) çok sevinerek kendisini kucağına almış ve kudsi feyizleriyle okşayıp ismi şerifini Hasan (RA) koymuştur. İsmi Hasan, lakabı “Zeki” ve “Mücteba”, Künyesi “Ebu Muhammed taki Seyyid Reyhanetün Nebi Sıbtun Nebi”dir Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz O’nun sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okuyup ismini koydu. Yedinci günü akika olarak iki koç kesti. Sünnet ettirip, saçını da kestirip ağırlığınca gümüş sadaka verildi. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri Medine'de Hicri 49. (M. 669) senesinde vefat etti. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz’in terbiyesiyle yetiştirilip, büyüdü. Bu çok az kimseye nasip olan fakat çok büyük şeref ve saadetti. Mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Resûlüllah (SAV) Efendimiz tarafından pek çok Hadis-i Şerif ile iltifata mazhar oldu. Peygamberimiz İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’ni çok sever ve ona şefkatle muamele ederdi. Zikir ve tarikat usulünü babası Şahı Velayetten alıp Kudsi Halet ve Rabbani Kemalat kazanarak ümmetin önderi olmuş, nice aşıkanı Hüda-i Hakk’a İsal ve Kemal sahibi kılmıştır. Kendisi gayet halim selim olup evsafı Muhammediyye’yi Cem'i Ali'nin sırlarına vakıftır. Peygamber’in (SAV) Kevserinin sakisi olup ayini dini Ahmediyi zahiren ve batinen icra eylemiştir. Yüce Allah (CC) Hz.leri bu hususta buyurur: “(Cennet Ehlinin) etraflarında (hizmet için) devamlı olarak taze çocuklar dolaşır ki, sen onları gördüğün zaman saçılmış inciler sanırsın.”[1] Müfessirlere göre bu Ayet-i Kerime'deki cennet gençlerinin efendileri inci mercanları, İmam-ı Hasan (RA) ve İmam-ı Hüseyin (RA) Efendilerimizdir. Cebrail (AS) Yüce Allah (CC) Hz. leri katından alemlerin efendisine (SAV) gelip selam getirdi. İmam-ı Hasan (RA) ve İmam-ı Hüseyin’i (RA) işaret edip şöyle dedi: “Ya Muhammed (SAV)! Onları severmisin?” Peygamberimiz (SAV) buyurdu ki: “Evet. Evladena ekbadena (Evet evlatlarımız ciğerlerimiz , ciğerparelerimizdir.)” Cebrail (AS) dedi ki: “Ya Resûlüllah! Bu şehzadelerin biri cefa zehiri ile ölecektir. Birinin de kılıçla bağrını deleceklerdir.” Hz. Peygamber (SAV) buyurdu ki: “Bu işi kim yapacak?” Cebrail (AS) cevap verdi: “Ya Resûlüllah! Vefasız ümmetlerin yapacaklar.” buyurdu. -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-İnsan S. A.19 İMAM-I HASAN (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin şehid edilmesiyle Hicri 40. (M. 661) senede Ramazan ayı sonunda Halife oldu. Kendisine kırk bin kişi biat etti. Kan dökülmemesi için bir yıla yakın hilafettensonra hilafeti bıraktı. Muaviye, İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nin karısı Cude’ye: “Sen kocan Hasan'ı zehirle öldürürsen bende seni oğlum Yezid’le evlendiririm.” demişti. İsteği oldu fakat muaviye dediğini yapmadı, sözünde durup vaadini yerine getirmedi. Cude, bir münafıkın kızı olduğu için bu suçu irtikab etti. Vefasız Cude, İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’ne kasdetmeye karar verdi. Bala zehir katarak Hz. İmam’a gönderdi. Hz. İmam balı yedi, rahatsızlanıp kustu, zehirlenmekten kurtuldu. Bu sefer Cude taze hurma getirdi: “Ya İmam! Hurmalar taze, buyurun.” dedi. Hz. İmam: “Gel sen de ye.” dedi. Cude üzerine zehir sürülmeyen hurmadan yedi. Hz. İmam yedi tane yedi, rahatsızlandı ve Resûlüllah'ın (SAV) ravzasına giderek iyileşti ve Musula hareket etti. Cude fırsatını bularak Hz. İmam’ın yatağının yanında su içtiği su testisini gördü, testinin ağzı mühürlü idi. Elindeki elmas tozunu ipekli tülbende koyunca tozlar suya karıştı. Hz. İmam uyanınca testiden su içti. Elmas tozları ciğerlerini parça parça etti. Hz. İmam: “Ey vefasız yar. Sana ne oldu?” diye Cude’ye sordu. Ve: “Hizmetimin hakkını unutup saygı göstermedin. Seninle karşılaşmayı mahşere bıraktım” dedi. Kardeşi İmam-ı Hüseyin’i (RA) çağırdı. “Bu evladımı sana emanet bıraktım.” dedi ve “Seni Vacib-ül Vücud olan Allah (CC) Hz.leri’ne emanet eyledim.” dedi ve şu ayeti kerimeyi okudu: “Onlar, o kimselerdir ki kendilerine bir belâ geldiği zaman teslimiyet göstererek: Biz Allah'ın kuluyuz ve (öldükten sonra da) yine ona döneceğiz derler.”[1] Sonra Kelime-i Şehadetle ömrünün kırkıncı yılına vasıl olduğu hicretin kırk dokuzuncu senesi, Rebiulevvelinin beşinci salı günü şehiden vefat edip Medine-i Münevvere'de Cennet-i Bakiaya defnedildi.[2] Allah (CC) Hz. leri O’ndan razı olsun. Feyiz ve şefaatlarıyla bizi faydalandırsın. (AMİN) Saadetten mahrum Cude de, hain ve korkak oldu, firar edip Mervan’ın yanına sığındı. Mervan da o bahtsızı iki köle üç cariye ile Şam'a gönderdi. Durumu hakime bildirdi. Şam valisi Cude’yi çağırıp meseleyi sordu. Cude gizlemedi ve olduğu gibi anlattı. Üç gün sonra verilen hüküm üzerine ellerini ve ayaklarını bağlatıp Fil adasına bıraktılar. Tufan bahtsızı adaya fırlattı. Cezasını bulup kendisinden bir daha eser görülmedi.[3] -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Bakara S. A.156 [2] Zikir Makamlar S.38 [3] Saadete Ermişlerin Bahçesi İMAM-I HASAN (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri ve kardeşi İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in huzurunda güreşiyorlardı. Resûlüllah (SAV) Efendimiz İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’ni teşvik ediyordu. Hz. Fatımatüzzehra (RA) babasına: “Ya Resûlallah! Hasan büyüktür, hep onun tarafını tutuyorsunuz.” Nebiler Nebisi (SAV): “Ya Fatıma! Cebrail (AS) Hüseyin'e yardım ediyor.” buyurdular. .......................................... Peygamberimiz (SAV) İmam-ı Hasan (RA), İmam-ı Hüseyin (RA), Fatımatüzzehra (RA) ve İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni örtü içine alıp, şu ayeti kerimeyi okudular: “Ey Ehli Beyt! Allah-ü Teâlâ sizlerden ricsi yani her kusur ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam bir taharet ile temizlemek irade ediyor.”[1] Sonra: “Allah'ım! Benim ehli beytim bunlardır.” buyurdular. .......................................... İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri henüz akıl baliğ olmayan ve Resûlülah'a (SAV) biat eden çocuklardandı. Sekiz yaşında Hicri 10. (M. 632) senesinde önce dedesi Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz, sonra da annesi Fatımatüzzehra (RA) Validemiz vefat edince yetim kaldı. Bundan sonra babası İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin terbiyesinde büyüdü. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri beyaz ve güzel yüzlü olup yüzü Resûlüllah (SAV) Efendimiz’e çok benziyordu.[2] -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Ahzab S. A.33 [2] İslam Ansiklopedisi 1.Cilt S.148 İMAM-I HASAN (RA) HZ.LERİ HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİF'LER Kâinatın yaratılış sebebi, Allah (CC) Hz.leri’nin sevgilisi (SAV) torunu İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’ni çok sever. “Allah'ım! Ben onu seviyorum. Sen de sev, onu seveni de sev.” diye dua ederdi.[1] .......................................... İnsanlığın tacı (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Hasan’ı (RA) ve Hüseyin'i (RA) seven beni sevmiş, onlara kin tutan da bana kin tutmuş olur.”[2] .......................................... “Onlar (İmam-ı Hasan ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri) benim dünyada kokladığım iki reyhanımdır.”[3] .......................................... “Hasan ve Hüseyin (RA) cennetlik gençlerin efendileridir.”[4] .......................................... “İçinizden en hayırlısı Ali (KV), gençlerin arasında en hayırlıları Hasan ve Hüseyin (RA), kadınlarınızın da hayırlısı Fatima”dır (RA).”[5] .......................................... “Hasan ve Hüseyin (RA) Cennet gençlerinin seyyididir.”[6] .......................................... “Hasan’la Hüseyin (RA) cennet gençlerinin ulusudur. Onları seven beni sevmiş demektir. Onlardan nefret eden de benden nefret etmiş olur.”[7] .......................................... “Her Peygamberin mensup olduğu yakınları vardır. Fatıma evladı böyle değil. Ben onların velisiyim ve yakınlarıyım. Onlar benim fıtratımdır. Benim tınetimden yaratılmışlardır. Onların üstünlüğünü yalanlayanların vah haline. Onları seveni Allah (CC) Hz.leri sever, onlardan nefret edenden, Allah (CC) Hz.leri nefret eder.[8] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Ramuzel Hadis. 2184 N.H.Ş. (Müslim, Sahih) [2] Ahmed b. Hanbel müsnet yolu ile rivayet etmiştir [3] Buhari Sahih, Tirmizi [4] Ahmed b. Hanbel müsnet yolu ile rivayet etmiştir [5] Ramuzel Hadis. 3520 N.H.Ş. [6] Ramuzel Hadis. 2400 N.H.Ş. [7] Ramuzel Hadis. 2401 N.H.Ş. [8] Ramuzel Hadis. 1678 N.H.Ş
imam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri Oniki İmam’ın onbirincisidir. Hicret-i Nebeviyye’nin 232. (846) Rabiül-Evvel’in dördüncü gününde halife Vasik devrinde Medine-i Münevvere'de dünyaya geldi. İsmi şerifleri “Hasan”, Künyeleri “Ebu Muhammed”, Lakabları “Askeri”, “Zeki”, “Halis”, “Sirac” ve “Has”tır. Pederi alileri İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri, valideleri de Susen’dir. Babasının olduğu gibi kendisi de “Askeri” ismi ile meşhur olmuştur. Zikir ve Tasavvuf (tarikat) usulünü babası İmam-ı Ali Naki (RA) Hz.leri’nden alarak Pişüvari zeman ve mukteda-i ehli iman olmuştur. Türlü faziletleri ve nice kerametleri vardır. İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri cesur, kerim, cömert ve alim bir zattı. Yalnız bir oğlu olup, o da Oniki İmam’ın onikincisi yani sonuncusu olan İmam-ı Muhammed (RA) Hz.leri’dir İMAM-I HASEN-İ ASKERİ (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Hasan-i Askeri (RA) Hz.leri altı sene kadar İmamet-i Kübra’da bulunarak İslâm Alemini tenvir edip füyuzat-ı maneviyyesiyle Ümmet-i Muhammedi tenvir eylemiş ve Hakk’a (CC) ulaştırmıştır. Abbasi Halifesi Mu’temed zamanında 28 yaşında olduğu halde Hicret-i Nevebiyye’nin 261. (M. 875) senesi Rebiulevvel’in sekizinci Cuma günü Sare adlı köyde şehiden vefat edip Sermenrey’de (Bağdat Samarra) babasının yanına defnedildi.[1] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S.47 İMAM-I HASEN-İ ASKERİ (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Hz. İmam’ı (RA) sevenlerden bir zat anlatır: “Zindana düşmüştüm, zindan çok dar ve ayağımdaki zincirler de çok ağır idi. İmam-ı Askeri (RA) Hz.leri’ne bir mektup yazarak sıkıntımı anlattım. Mektuba geçim sıkıntımın da olduğunu yazacaktım fakat utandığım için yazamadım. İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri mektuba verdikleri cevapta şöyle buyuruyordu: “Bu mektubu aldığın gün, öğle namazını evinde kılacaksın.” Hakikaten o gün öğle üzeri beni zindandan çıkarıp serbest bıraktılar. Sevinç içinde evime geldim, namazımı kıldım. Kapım çalındı, kapıyı açtığımda İmam- Askeri (RA) Hz.leri’nin hizmetçisi ile karşılaştım. Bana yüz altın ile bir mektup bıraktı. Mektubu açtığımda şunlarm yazılı olduğunu gördüm: ‘Ne zaman bir ihtiyacın olursa iste, istediğin şeye Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin izniyle kavuşursun.’ .......................................... İmam- Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri’ni sevenlerden biri başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır: “Hz. İmam’a (RA) bir mektup yazarak bazı şeyler sordum. Bahar hummasından da soracaktım fakat unutmuşum. Daha sonra suallerimin cevabı geldi. Suallerin cevabından sonra şöyle yazmışlar: ‘Bu suallerle beraber bahar hummasını da soracaktın fakat unuttun. Onun cevabını da verelim. (Ey ateş İbrahim'in üzerine soğuk ve emin ol.)[1] Ayet-i Kerimesini yazıp, hummalı hastanın boynuna aşılırsa şifa bulur’ buyurdu. Dedikleri gibi yaptım. Hasta şifa buldu.” .......................................... Halifenin huysuz bir atı vardı. Değil binmek, eyer bile vuramazlardı. Halifenin hizmetçilerinden biri: “Bu atı İmam-ı Askeri (RA) Hz.leri görsün. Ya bu at onu öldürür, veyahut at kullanılır hale gelir.” dedi. Hz. İmam (RA) saraya çağırıldı. Sarayın bahçesine girince, doğruca atın yanına gitti. Ata elini sürer sürmez at terlemeye başladı. Sonra Halife Hz. İmam’ın (RA) yanına gelerek, tazimden sonra: “Efendim! Biz bu atı hiç kullanamıyoruz. Terbiye de edemedik. Buna bir eyer vurup eğitebitir misiniz?” diye sordu. Hz. İmam (RA) atın yanına vardı, eyerini vurdu. Halife: “Bir de biner misiniz?” diye sordu. Hz. İmam (RA) bunun üzerine ata bindi. Sarayın bahçesinde koşturdu. At, en ufak bir serkeşlik yapmadı. Sonra attan inip halifenin yanına gelerek: “Bundan daha iyisini görmedim.” buyurdu. Halife çok hayret etti ve atı İmam-ı Askeri (RA) Hz.leri’ne hediyye etti. .......................................... İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri daha küçük iken onunla Behlül Dane olarak bilinen ve meşhur Harun Reşid’in kardeşidir diye tanınan Ebu Vehib bin Ömer (RA) Hz.leri arasında bir konuşma geçer. Bir gün Behlül Dane (RA) Hz.leri yolda giderken bir kaç çocuğun bir yerde oynadıklarını ve içlerinde bir çocuğun ağlamakta olduğunu görünce onun oyuncağı olmadığından ağladığını sandı. Behlül Dane (RA) Hz.leri: “Gel! Ağlama! Sana bir oyuncak alayım.” der. İmam-ı Hasen-i Askeri: “Ben oyuncaksızlıktan ağlamıyorum ki, biz onun için yaratılmadık ki.” deyince Behlül Dane (RA) Hz.leri: “Ya peki ne için yaratıldık?” diye sorar. Buna İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri şu cevabı verir: “İlim ve ibadet için yaratıldık.” Behlül Dane (RA) Hz.leri: “Nereden bildin?” diye tekrar sorar. Hz. İmam (RA): “Ben size mevzu ile alakalı ayet okuyacağım. Niçin yaratıldığımız orada şöyle yazılmıştır. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: ‘Ben insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.’[2] ‘Sizi ancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?’[3] ‘Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz.’[4] ” İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri biraz daha konuştu, snra düşüp bayıldı. Behlül Dane (RA) Hz.leri: “Sen daha çocuksun, günahın yok, niçin korktun?” diye sorunca, henüz çocuk yaşta olan Hz. İmam’ın (RA) verdiği cevap çok enteresan: “Cehennem azabından korkuyorum, ey Behlül. Beni fazla konuşturma, yoluna devam et.”[5] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz.leri O’ndan razı olsun ve bizi O’nun kudsi feyiz ve şefaatlarından ayırıp da mahrum etmesin. (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Enbiya S. A.69 [2] Ez-Zariyat S. A.56 [3] El-Mü'minun S. A.115 [4] El-Enbiya S. A.35 [5] İslam Ansiklopedisi 3.Cilt S.182,183
İmam-ı Hüseyin B. Ali (RA) Hz.leri, Resûlullah (SAV) Efendimiz’in torunu, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin ikinci oğlu, On iki İmam’ın üçüncüsü ve Ehli Beyt’in beşincisidir. Hicreti Nebeviyyenin altıncı yılında (M.626) Medine-i Münevvere’de doğmuştur. Cedd-i Azam, Fahri Alem (SAV) Efendimiz ellerine alıp sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okuyup ismi şeriflerini Hüseyin koymuştur. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin nesebi: Hüseyin B. Ali B. Ebi Talib, B. Abdül-Müttalib B Haşim El-Kureyşi El-Haşimidir. Künyesi: Ebû Abdullah’dır. Lakabları: “Seyyidüşşühedadır”. Ümmü Haris (RA) Hz.leri anlatır: “Bir gün Resûlullah (SAV) Efendimiz’in huzuruna vardım. “Bir rüya gördüm, çok korktum.” diye arzettiğimde “Ne gördün?” diye sordular. “Sizin vücudunuzdan bir parça kestiler, benim yanıma eklediler.” dedim. “İyi görmüşsün. Fatıma’nın bir oğlu olacak ve senin yanında kalacaktır.” buyurdular. Bir müddet sonra İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri dünyaya geldiler.” İbni Abbas (RA) Hz.leri rivayet ediyor: “Nebiler Nebisi bir gün sabah namazından sonra İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni çağırdılar. Mescidden çıkıp Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri’nin evine gittiler. Peygamberimiz (SAV) İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne kapıda durup kimseyi içeri sokmamasını emretmişlerdi, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri doğmuş, melekler tebrik etmek için gelmişlerdi. Sahabe-i Kiram da bütün orada idiler. İçeri girmek istediler. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “İçeride dortyüz yirmi dört bin melek vardır.” dedi. Sahabe-i Kiram hadiseyi Nebiler Nebisi’ne (SAV) bildirdiler. Nebiler Nebisi (SAV) , İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ne: “Meleklerin sayısını nasıl bildin?” diye sordular. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Melekler grup grup geliyorlardı. Her biri bir dil ile konuşurlardı ve sayılarını bildirirlerdi.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (SAV) Efendimiz: “Allah aklını ziyade etsin Ya Ali!” buyurdular. Resûlullah (SAV) Efendimiz İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri doğduğu zaman kulağına: “O cennet çocuklarının efendisidir (seyyididir).” diye seslenmişti. Yüce Allah (CC) Hz.leri Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki: “Allah-ü Teâlâ sizlerden ricsi, yani her kusur ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam bir taharet ile temizlemek irade ediyor.”[1] Esbab-ı Kiram sordular: “Ya Resulallah! Ehli Beyt kimlerdir?” O esnada İmam-ı Ali (KV) Hz.leri geldi. Mübarek hırkasının altına aldılar. Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri geldi. O’nu da yanına aldılar. İmam-ı Hasan ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri de geldiler. Onları da öbür yanlarına aldılar: “İşte bunlar benim Ehli Beytimdir.” buyurdular. Bu ayeti kerime ile ilgili Hadis-i Şerifler, Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in iki mübarek torununu sevmenin şart olduğunu belirtmektedir.[2] İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin kutsal vücudunun karnından ayağına kadar olan kısmı fahri âleme benzerdi. Ashabın âlimlerinden, büyüklerinden olup günde bin rekat namaz kılardı. Yirmi beş defa hacca gitmiştir. İlmini, zikir ve tarikat usulünü babası Şah-ı Velayet’ten (RA) ve büyük kardeşi İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nden alarak Muhammedî Kemaller ve Samedani Ruhaniyyet ile mertebe-i Kusva (en büyük mertebe)'ye nail olup Kerdendadei Emri İlâhi olmuştur. On sene kadar imameti kübrada bulunarak Zahiren ve Batınen dini mübini Muhammediyye’yi ifa ederek kalplerin sevgilisi olmuş ve mübarek yaşları 57’ye ulaşmıştı. (Dünyada 56 yıl, 5 ay, 5 gün yaşadı) -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Ahzab. S. A.33 [2] İslam Ansiklopedisi 1. Cilt S.149-150 İMAM-I HÜSEYİN (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ Hicret-i Nebeviyye’nin 61'nci (M. 681) senesi Muharremin onuncu (AŞURE) Cuma günü Kerbela'da şehit edilerek mutlu başları (Rivayete göre) Şama gönderildi. Mübarek başları Mescid-i Emeviye içindedir. Diğer bir rivayete göre Medine-i Münevvere’de validesi Fatımatüzzehra (RA) annemizin yanına konmuştur. Mübarek vücutları da Kerbela’ya defnedilmiş!ir. Allah (CC) Hz.leri O’ndan razı olsun. O’nun feyizlerinden ,şefaatlerinden ve kutsal sırlarından bizi faydalandırsın. (AMİN) Kerbela arsası tekellüfsüz bir halde hak ile bâtılı ayıran bir meydandır ve hasıl olacak şeylerin yolu için merhale ve konakların en şereflisidir. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri zahiran babasının şehit edildiği Kûfe'ye ve gömüldüğü Necefe doğru yola çıktı. Çünkü Iraklılar onu mektuplar yollayarak adamlar göndererek kendisine biat için davet etmişlerdi fakat hakikatte İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri bile bile ölüme gidiyordu. Amcası Abbas’ın oğlu Abdullah O’na: “Gitme, yürüme, inayet et, dur!” dedi. İmam-ı Hüseyin (RA) Efendimiz’e bağlı şair Ferezdek: “Iraklıların kalbleri seninle ama kılıçları Yezit’ledir. Gitme!” dedi. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri gidecekti. Kararını vermişti çünkü. Cebrail (AS) Nebiler Nebisi’ne (SAV) İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin katledileceğinin haberini daha Resul’un (SAV) sağlığında vermişti. Bu, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin alnının yazısı idi. O metanetle yola çıktı. Müslim B. Akiylin şehid edildiğini haber aldığı halde metanetle yoluna devam etli. Kerbela’ya vardığında Fırat yolu yüzüne kapandı, metin oldu. Aşure günü bütün Akrabaları taallukat ve yaranı kardeşleri masum yavruları gözünün önünde birer birer şehit oldular. Yine de metin oldu. Nihayet şehadet sırası en son kendisine gelince metanetle savaştı. Çünkü hareketinde şunu söyledi: “Eğer ceddim Muhammed (SAV) dini benim kanımın dökülmeden benim kanım akıtılmadıkça kuvvet ve baka bulmayacaksa ey kılıçlar, ey mızraklar, hançerler ve oklar. Benim hayatıma son verini. Yezid’e biat etmek benim için bir zillettir. Ölümü bu zillete tercih ederim.” İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin tebeası yetmiş iki kişi idi. Yezid, Irak Valisi Ubeydullah b. Ziyad’a emir gönderip: “Kûfe'ye sokma!” dedi. Maksatları belli idi. İşte Kerbela faciasının manası ve inceliği, işte İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin şehid olmasının sırrı budur. Nitekim İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri ilk defa yolda, ikincisi Kerbela'ya varır varmaz ve üçüncü defa olarak da Aşureden bir gece önce etrafındakilere: “Düşmanın zoru benimledir. Beni öldürmek istiyorlar ve ben de öleceğim. Sizin ölümünüze sebep olmayayım. Ben buna razı değilim, ben mani olmam, muafsınız gitmekte serbestsiniz” dediyse de yarenleri hep bir ağızdan: “Biz seni yalnız bırakmayız. Allah (CC) Hz.leri’nin Resulü’nün (SAV) halifesi ve sen imamımız yolunda ölmeye hazırız ve buna kararlıyız.” dediler.[1] İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri ordu baş kumandanı Ömer İbni Ziyad’a bir haber yolladı. Ömer İbni Ziyad kabul etmedi ve Kerbela faciası meydana geldi. Haber şu idi: “Ben Yezid'e biat etmem. Bırakın gideyim. İslâm hudutlarından birinde vazife alayım yahut bırakın, İslâm sınırlarından öteye geceyim.” İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri rivayete göre seksen üç kişi idiler. Karşısındakiler ise rivayete güre bin civarındaydı. Cennet gençlerinin efendisi İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri o bela sahrasında nice nasipsizlcri ceza âlemine yolladı. Nasipsizler ok alıcılara emir verip mühlet vermeden yetmiş iki mazlumu şehit ettiler. O inci mercanını yüzlerce okçu ok yağmuruna tuttular ve Ehli Beytine, yarenlerine Fırat’tan su içirmediler. Yetmiş iki küsur yerinden yara alan Şah İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri böylece bütün gayretine rağmen bir damla su içmeden çadırlarının olduğu yere atını sürdü ve çadırda hasta yatan İmam-ı Zeynel Abidin’i bağrına basıp tekrar yüzünc gözüne sürerek veda etti. Iraklı nasipsizlere: “Ben Resulü Azam’ın (SAV) torunu değilmiyim? Siz Nebiler Nebisi’ne (SAV) mahşer âleminde ne cevap vereceksiniz?” dediyse de, nasipsizler dinlemediler. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri, yaraların çokluğu, susuzluğun tesiriyle kuvvetten düştü. Öte yandan Yezit’ten alacağı ve göreceği iltifatı düşünerek zalim Şimir, yaraların tesiriyle yere düşen İmam-ı Hüseyin (RA) Efendimiz’in göğsüne ayak bastı. İmam-ı Hüseyin (RA) Efendimiz: “Sen kimsin?” diye sordu. “Ben Zalim Şimir” dedi. Yüce Şah: “Benim katilim sensin” dedi. O günü vakti sordu. Zalim: “Muharrem ayının onuncu günüdür. Günlerden Cuma ve namaz vaktidir” dedi. Yüce Şah: “Ey zalim. Mühlet ver. Susuz yanmış dudaklarımla namaza durayım. Namazda iken şehid olmak bana baba mirasıdır. O zaman katlet.” dedi. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri namaz ile meşgul iken secdede mel'un Şimir baş kaldırmasına fırsat vermeden ona şehadct şerbetini içirdi. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri şu ayeti kerimeyi okudu: “Onlar, o kimselerdir ki kendilerine bir belâ geldiği zaman teslimiyet göstererek biz Allah'ın kuluyuzve (öldükten sonra da) yine ona döneceğiz derler.”[2] Hasılı zalim Şimir ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin katilleri ahiret ukubatından evvel dünya azabına uğramadan dünyadan gitmediler. Rivayette Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri mahşer yerine sağ omuzunda İmam-ı Hasan-ı Mücteba (RA) Hz.leri’nin zehire bulanmış gömleği, sol omuzunda Şah Şehid-i Kerbelâ İmam-ı Hüseyin (RA) Efendimiz’in kanlı elbisesi ve mübarek avucunda İmamı Aliyyül Murtaza’nın kanlı sarığı ve yalvarışları arşı tutmuş olduğu halde zulme uğradığından şikayette bulunarak şöyle diyecektir: “Ya Rabbi! Feryadıma yetiş ve ey Cebrail! Kâinatın Efendisi’ne (SAV) haber götür” der. Âlemlerin Efendisi de: “Ey gözüm nuru. Bugün yardım günüdür. Kavga vakti değil. Hasan’ın zehirli gömleğini, Hüseyin’in kanla dolu elbisesini ben dahi tozlara bulanmış saçlarımı açıp dua edelim ve günahkar ümmetlere şefaat kılalım. Ola ki, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah (CC) Hz.leri isyan ehline rahmet kılar.” buyuracaktır.[3] -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam. Ansiklopedisi 1. Cilt. S.151 [2] El-Bakara S. A.156 [3] Saadete Ermişlerin Bahçesi İMAM-I HÜSEYİN (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Nur neslinin iki kolbaşısı İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri bir gün hastalanmışlardı. Her gün, Nebiler Nebisi birkaç sahabesi ile muazzez torunlarını ziyarete geldiler. Sahabeler dediler ki: “Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak istemezmisiniz?” İmam-ı Ali (KV) Hz.leri: “Elbette isterim.” dedi. Allah'ın (CC) arslanı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile mü'mine hatunların şefaatçisi Cenab-ı Fatıma-i Zehra (RA) Hz.leri, Allah (CC) Hz.leri’nin rızasını taleb ve O'na şükür etmek ve yavrularının şifa bulmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz etmek üzere üç gün oruç tutmaya nezir ettiler. İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile Fatımatüzzehra (RA) annemiz de oruçlarını tutmaya niyet edip başladılar. İlk günün akşamı iftar vaktinde iftar yapacakları zaman kapıya bir fakir geldi. Aç olduğunu beyan etti. Cenab-ı İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri ile yiyeceklerini fakire verdiler, yine su ile niyet ettiler. Bu durum üç gün devam etti. Bunun üzerine Yüce Allah (CC) Hz.leri şu Ayet-i Kerime’yi inzal buyurdu: “(Yemeğe olan) sevgilerine ve iştahlarına rağmen yoksulu, yetimi, esiri doyururlardı.”[1] Şanı pek Yüce Allah (CC) Hz.leri lütuf ve ihsan etti. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri şifa buldular. .......................................... Eshab-ı Kiram'dan Dıhye (RA) Hz.leri devamlı ticaret için sefere gider gelirdi. Çok güzel yüzlü idi. Cebrail (AS) çok defa Resûlüllüh (SAV) Efendimiz’in huzuruna Dıhye (RA) Hz.leri’nin şeklinde gelirdi. Bir gün Cebrail (AS) Fahri Âlem (SAV) Efendimiz’in huzurunda bulunuyordu. O zaman henüz küçük olan İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri ve İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nden biri Cebrail (AS)'ı gördü. Hemen kardeşinin yanına koşarak: “Dıhye (RA) dedemizin yanında oturuyor, haydi gidelim.” dedi. Koşup mescide geldiler. Cebrail (AS)'ın dizlerine oturdular. Ellerini Cebrail (AS)'ın koynuna soktular. Resûlüllah (SAV) Efendimiz torunlarının bu halini görünce hicab edip, mani olmak istedi. Cebrail (AS) Resûlüllah'ın (SAV) Efendimiz’in mahcup olduğunu görünce dedi ki: “Ya Resûlüllah! Niçin sıkılıyorsunuz? Fatıma (RA) teheccüt namazını kılarken Hak Teâlâ (CC) Hz.leri beni gönderirdi. Ben de bunların beşiklerini sallardım. Fatıma (RA) rahatça namazını kılardı. Çocukların bu hareketini bana karşı edepsizlik sanmayın. Bazan da bunların anneleri namazdan sonra uyurken bunlar ağlardı. Hak Teâlâ (CC) Hz.leri yine beni gönderir, anneleri uyanmasın diye beşiklerini sallardım, ağlamazlardı. Bunların yanıma gelip, ellerini koynuma sokmalarında bir mahzur yoktur.” dedi. Resûlüllah (SAV) Efendimiz: “Ey kardeşim Cebrail (AS). Şimdi birşey yapmadılar, daha ileri giderler endişesi ile mani oldum. Çünkü, esbabımdan Dıhye (RA) isminde birisi vardır. Çok kere sefere çıkar. Her dönüşünde bunlara hediyeler getirir. Sizi Dıhye (RA) zannedip ellerini koynunuza soktular.” buyurdu. Cebrail (AS): “Ya Rabbi! Beni habibinin (SAV) yanında utandırma.” diye dua etti. Cebrail’e (AS): “Oturduğun yerde gözlerini kapa elini cennete sok, eline ne gelirse al.” diye hitap geldi. Cebrail (AS) ellerini cennete saldı. Bir yeşil salkım üzüm, bir kırmızı nar eline geldi. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri üzüm, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri de narı aldı. Bunları yerlerken bir dilenci geldi. “Ey Ehli beyt, o üzüm ve nardan bana da verir misiniz?” diye sordu. Resûlüllah (SAV) Efendimiz vermek istediğinde Cebrail (AS) mani oldu: “Ya Resûlallah! O dilenci şeytandır. Cennet meyvaları ona haram iken hile ile yemek istedi.” buyurdu. .......................................... Bir gün Resûlüllah (SAV) Efendimiz, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri ile oğlu İbrahim (RA) Hz.leri’ni dizlerine oturttu. Cebrail (AS) gelip: “Ya Resûlallah (SAV)! Hak Teâlâ (CC) Hz.leri bu ikisinden birini alacaktır. Sen birini seç!” dedi. Nebiler Nebisi: “Eğer Hüseyin (RA) vefat ederse, benim canım yandığı gibi, Ali’nin (RA) ve Fatıma’nın (RA) da canları yanar. Eğer İbrahim (RA) giderse, en çok ben üzülürüm. Benim üzüntümü, onların üzüntüsüne tercih ediyorum.” buyurdular. Üç gün sonra oğulları İbrahim (RA) vefat etti. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in yanına her gelişinde onu öper ve: “Selamet ve Saadet o kimseye ki, oğlum İbrahim’i (RA) ona feda ettim.” buyurdu. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin ilk çocukluğu Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in derin sevgi ve şefkati içinde geçti. Ancak bu hal çok sürmedi. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri bundan sonra ilmini ve edebini babasının yanında tamamladı.[2] .......................................... Âlemlerin Efendisi Nebiler Nebisi (SAV) bir gün İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri ile, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin ellerinden tutarak oradakilere hitaben buyurdu ki: “Bir kimse beni, bu iki çocuğu ve bunların babasını ve anasını severse, kıyamet günü benimle beraber bulunacaktır.”[3] -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-İnsan S. A.8 [2] İslam Ansiklopedisi 1.Cilt S.150 [3] Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin S.34; İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin rivayet E.H.Ş. İMAM-I HÜSEYİN (RA) HZ.LERİ HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİF'LER Nebiler Nebisi (SAV) buyuruyor: “Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır. Allah'ım, ben onları seviyorum, sen de onları sev ve onları sevenleri de sev.”[1] Devamında da buyurur ki: “Hüseyin benden, ben Hüseyin’denim (RA). Allah’ü Teâlâ (CC) Hz.leri Hüseyin'i (RA) seveni sever.”[2] .......................................... “Beni insanlara Peygamber olarak gönderen Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin hakkı için, Hüseyin B. Ali (RA), yeryüzünün merkezinin süsüdür. Ondan ziyade süs, göklerin tabakalarıdır.”[3] .......................................... “Ben bir ağaca benzerim. Fatıma (RA) bunun kökü, Ali (RA) gövdesi, Hasan ve Hüseyin (RA) meyvesidir.”[4] .......................................... “Genç olarak, cennete girenlerin Seyyidi Hasan (RA)ve Hüseyindir (RA).”[5] .......................................... “Hüseyin (RA) benden, ben de Hüseyin’denim (RA). Hüseyin’i (RA) seveni Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri sever. Hüseyin (RA) torunlardan bir torundur.”[6] .......................................... “Kim Hasan (RA) ve Hüseyin’i (RA) severse beni sevmiş olur, kim onların düşmanıysa benim düşmanımdır.”[7] .......................................... “Beni ve benimle baraber Hasan (RA) ve Hüseyin’i (RA), babaları Ali (RA) ve anneleri Fatıma’yı (RA) sevenler, kıyamet günü yakınlarımdır.”[8] .......................................... “Her kız çocuğunun oğulları o kıza, yani analarına nisbct olunurlar. Ancak Fatımatüz- Zehra'nın (RA) çocukları bu hükmün dışındadır. Zira onların velileri benim. Onlar sahih neseble benim sayılırlar. Kısacası onların babaları benim.”[9] .......................................... “Her ana çocuğunun bir akrabası vardır. Bundan Fatım’nın (RA) iki çocuğu hariçtir ki, onların yakını ve akrabası benim.”[10] .......................................... “Her sebep ve neseb, kıyamet gününde kesilir. Benim sebep ve nesebim bundan hariçtir ki kesilmez.”[11] .......................................... “Ben size (Hasan (RA) ve Hüseyin (RA) Efendilerimiz) karşı savaşanlara karşı savaşçı, barışanlara karşı da barışçıyım.”[12] .......................................... “Ben, Ali (RA), Fatıma (RA), Hasan (RA) ve Hüseyin (RA) kıyamet gününde arşın altında bir kubbedeyiz.”[13] .......................................... “Hasan (RA) benden, Hüseyin (RA) Ali'dendir(RA).”[14] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Üsame B. Zeyd (RA) Hz.leri’nden Riv. E.H.Ş. ; İslam Ansiklopedisi S.149 [2] İslam Ansiklopedisi S.149 [3] Ubeyy B. Kâ'b (RA)Hz.leri’nden Riv. E.H.Ş.; İslam Ansiklopedisi S.150 [4] İslam Ansiklopedisi S.152 [5] İslam Ansiklopedisi S.152 [6] Ahmed B. Hanbel Müsned 4.Cilt S.172 [7] Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin S.231 [8] Şifa-i Şerif, Kadi İyad, 2.Cilt S.16 [9] El-Fethül Kebir. Es-Süyuti, 2.Cilt S.323 [10] Taberani, Fatımatüz-Zehra (RA) Hz.leri’nden Riv. E.H.Ş. [11] Buharı ve Müslim [12] Tirmizi [13] Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin S.42
İMAM-I MUSA-İ KAZIM (RA) HZ.LERİ'NİN HAYATI Esbab-ı Kiram’ın sohbetinde bulunmakla şereflenen, Tabiin devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden İmam-ı Musa-i Kazım (RA) Hz.leri Oniki İmam’ın yedincisidir. Hicret-i Nebeviyye’nin 128. (M. 745) senesi Safarül hayrın yedinci Pazar günü Haremeyni Muhteremeyn arasında bulunan “Evba” mevkiinde ve İbrahim İbn Velid’in saltanatı zamanında doğmuştur. İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’nin oğlu, İmam-ı Rıza (RA) Hz.leri’nin babasıdır. Resulullah (SAV) Efendimiz’in torunu olup, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile Fatımetüzzehra (RA) annemizin evlatlarındandır. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin çocuklarından olduğu için “Seyyid”dir. Asıl adı “Musa bin Cafer-i Sadık bin Muhanımed Bakır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib”tir. Künyeleri “Ebül Hasan” ve “Ebıı İbrahim”dir. “Kazım”, “Sabır”, “Salih”, “Emin” gibi birçok lakabları vardır. En meşhuru “Kazım”dır. O’na yumuşak huylu olduğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp onları bağışladığından, gazabına hakim olduğundan “Kazım” lakabı verilmiştir. Muhterem annesinin adı “Humeyde-i Berberiyye”dir. İmam-ı Musa-i Kazım (RA) Hz.leri usuli zikri ve tarikatı, babası İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’nden alarak Esrar-ı Ahme-diyye’yi cami ve Envari Kudsiyyeyi lami bir kutbi cihan ve sahibi zaman olmuştur. Yüksek bir âlim ve büyük bir evliyadır. Din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmişti. Her ilimde İmam, Üsdad ve büyük bir rehberdi. Çok ibadet eder, geceyi hep namazla geçirirdi. Bu hallerinden dolayı kendisine “salih kul” adını vermişlerdi. Tasavvuf (tarikat) ilminde ve Ehl-i Sünnet’in gö/zbebeğidir. Tasavvuf tarikat ilmini Nebiler Nebisi’nden (SAV) sonra Oniki İmam Efendilerimiz ve tasavvuf âlimleri öğretip kalblere akıttılar. Oniki İmam Efendilerimiz’in (RA) her biri Ehl-i Sünnet itikadındaki müslümanların gözbebeğidir. Onların hepsini sevmeyi Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni sevenlerin hepsi dünya ve ahiret saadetlerinin sermayesi bilmişlerdir. Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in üç vazifesinden biri de tasavvuf marifetlerini, bilgilerini öğretmek ve kalblere yerleştirmekti. Fıkıh işlerini öğreten âlimlere “Fukaha” denildi. Tasavvuf bilgilerinin de Nebiler Nebisi’nden (SAV) itibaren Seyyid-i Silsile-i Saadat Efendilerimiz (RA) zamanımıza kadar gelmesine vesile olmuşlardır.[1] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S.43 İMAM-I MUSA-İ KAZIM (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Musa-i Kazım (RA) Hz.leri Din-i Mübin-i Ahmediyye’nin yükselmesine ve Ümmet-i Muhammed’in irşadına çalışmış, yirmibeş sene üç ay kadar İmamet-i Kübra’da bulunarak Hicret-i Nebeviyye’nin 186 (M. 802) Saferül Hayrın 25.nci Cuma günü, Bağdat’da Abbasilerin 5.nci halifesi Harun Reşit O’nu zindana attırdı. Zindanda şehiden irthali dari Firdevs olmakla Bağdat’da, Bağdat’ın kuzeybatısıııda “Kazimiyye” mahallesinde defnolunmuştur. Bu mahalle, Dicle nehrinden beş kilometre içerdedir. Büyük ve çok süslü bir türbesi ve hemen yanında büyük bir cami vardır. Müslümanların en çok ziyaret ettiği türbelerden biridir. İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri’nin türbesine yakındır. İmam-ı Musa-i Kazım (RA) Hz.leri’nin zamanında Ehl-i Beyt’ten olanlara maalesef birçok haksızlıklar yapışmıştır. Zamanın sultanları tarafından birkaç kere hapse atılmış ve hapiste iken vefat etmiştir. Halbuki Hz. İmam’ın dünyaya düşkünlüğü yoktur. Züht ve takvası çoktu. Affı ve ihsanı, kerem ve cömertliği ile meşhurdur. Hz. İmam (RA) Hz.leri Medine-i Münevvere’de otururdu. Siyasete hiç karışmadığı halde Abbasi Halifelerinden Muhammed Mehdi, kendisini Medine’den Bağdat’ getirterek hapsetmiş, bir müddet sonra İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’ni rüyada görmüştür. Kendisine Kur’an-ı Kerim’dcn şu ayeti okudular: “Demek ki, iradeyi ele alırsanız hemen yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık bağlarını kesip atacaksınız.”[1] Bu Ayet-i Kerime’yi duyar duymaz Hz. İmam’ı (RA) hapisten çıkararak kendisine ve evlatlarına karşı isyan etmeyeceğine yemin teklif etmiş, Hz. İmam (RA) Hz.leri: “Bu işi asla yapmam ve şanıma da yakıştırmam.” buyurunca doğru söylediğini tasdik etmiş ve Medine’ye dönmesine izin vermişti. Sonra halife Harun Reşit Hicri 179. (M. 795) yılında umreden dönerken Medine’ye uğramış, Hz. İmam’ı (RA) yanına alıp Bağdat’a getirmiştir. Ardı arkası kesilmeyen hadiselerin sona ermesi düşüncesi ile tekrar hapsettirmiştir. “Bağdat Tarihi” kitabının yazarının rivayetine göre, Hz. İmam’ı (RA) ölünceye kadar hapiste tutmuştur. Diğer rivayete göre, Harun Reşit de gördüğü korkulu bir rüya üzerine onu hapisten çıkararak Medine’ye göndermiştir. Ancak Bağdat’da vefat etmiş olması, hatibin rivayetini kuvvetlendirmektedir. Hatta zehirleterek vefat ettiği de rivayet olunur. Yedi sene zindanda kaldı. Hapishanede iken Harun Reşit’e yazdığı mektupta şöyle dedi: “Benden belâ ve musibet son bulmayacak, buna karşılık sen de daima rahat ve genişlik içinde olacaksın. Yalnız şunu unutma ki, sonu gelmeyen ahirete sen de, ben de gideceğiz.” Yahya bin Halid Bermeki tarafından hurma içinde zehir verilerek öldürüldüğü rivayet olunmaktadır. Zehir verildiği gün İmam-ı Musa-i Kazım (RA) Hz.leri: “Bana bu gün zehir verdiler. Yarın vücudum sararacak, sonra yarısı kızaracaktır. Ertesi gün de siyah olacaktır. O zaman vefat ederim.” buyurmuştur. Dedikleri aynen olmuştur. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Muhammed (Kıtal) S. A.22 İMAM-I MUSA-İ KAZIM (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri’nin hayatı, faziletlerle, üstünlüklerle doludur. Sevdiklerinde ibret veren ve yol gösteren keramet ve mankıbeleri çoktur. Ruhlara gıda olan sözleri o kadar çoktur ki, bazıları kitaplara geçirilmiş, bazıları da dilden dile, gönülden gönüle akıp gelmiştir. .......................................... Bir gün İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri’nden zamanın halifesi Harun Reşit sordu: “Sizler, kendinizin Ehl-i Beyt’tcn olduğunuzu söylüyor ve Resıilüllah (SAV) Efendimiz’in zürriyetinizdeniz diyorsunuz. Halbuki aslında biz dedem Abbas (RA) Hz.leri’nden dolayı Resulullah’ın (SAV) soyundanız, siz de İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin evlatlarısınız. İnsanların nesebi ve soyu baba ile devanı eder.” Hz. İmam cevabında buyurdu ki: “Allah-ü Teâlâ Hz.leri Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: ‘İbrahim Peygamber’in zürriyetinden olan Davud, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa ve Harun biz iyileri böylece mükafatlandırırız. Ve ey Zekeriyya ve İsa.’[1] Bu Ayet-i Kerime’de İsa (AS), İbrahim (AS)’ın soyundan sayılıyor. Halbuki İsa’nın (AS) babası olmadığı herkes tarafından bilinmektedir. Bununla birlikte annesi tarafından İbrahim (AS)’ın zürriyetinden sayılmaktadır. Öyleyse, bizlerde annemiz Fatımatüzzehra (RA) Hz.leri tarafından Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in soyundan sayılırız.” buyurdu. .......................................... İshak bin Ammar söyle anlatıyor: “İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri Harun Reşit tarafından hapsedildiği zaman, İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri’nin iki talebesi Ebu Yusuf ile Muhammed Şeybani (RA) ziyaretine gitmişlerdi. Maksatları Hz. İmam’ın (RA)ilminden sorup denemek istiyorlardı. Tam o sırada hapishanenin nöbetçisi yanına geldi ve: “Ey mübarek efendim! Bugünkü nöbetim bitti, yarın dönüşümde bir ihtiyacınız varsa getireyim.” dedi. Hz. İmam (RA): “Bir ihtiyacım yoktur.” dediler. Sonra Ebu Yusuf (RA) ile Muhammed Şeybani’ye dönerek: “Ben bu adama hayret ediyorum. Yarın döneceğini zannediyor. Halbuki onun eceli gelmiştir ve yarın ölecektir.” dedi. İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri’nin iki talebesi de Hz. İmam’ın (RA) böyle söylemesine hayret ettiler ve: “Biz bu zatı zahiri ilimlerden imtihan etmek istedik. İmam (RA) ise batını ilimden bize haber veriyor. Bunun bu sözünü deneyelim.” diyerek kalkıp gittiler. Adamın evine yakın bir yere nöbetçi koydular ve ona: “Bu evde bir şey gördüğün zaman gelip bize haber ver.” dediler. Gece yarısında evde bir ağlama sesi yükselmeye başladı. Nöbetçi gelip hemen haber verdi. İmam-ı Ebu Yusuf (RA) ile Muhammed Şeybani geldiği zaman ev sahibinin öldüğünü gördüler. Hz. İmam (RA) için olan hayretleri ve onun büyüklüğü hakkında zanları bir kat daha arttı.” .......................................... Yahya bin Hasen anlattı: “Medine-i Münevvere'de birisi Hz. İmam’a (RA) eziyet edip kırıcı sözlcr söylüyordu. Onu sevenler, ona devamlı: “Bize izin ver, şuna haddini bildirelim.” diyorlardı. Hz. İmam (RA) onları bu hareketten men ediyordu. Bir gün kendisine hakaret eden şahsın nerede olduğunu sordu. Medine-i Münevvere'nin civarında bir yerde olduğunu söylediler. Hz. İmam (RA) bineğine binerek onun tarlasına doğru gitti, tarlaya girdi. O şahıs “Tarlaya basma!” diye bağırdı. Hz. İmam (RA) yanına kadar gelip yanına oturdu. “Ne kadar zararın oldu?” deyince o şahıs: “Yüz dinar.” deyip “Sen kaç dinar umuyordun?” diye sorunca Hz. İmam da (RA) o şahsa üç yüz dinar verdi. Hz. İmam’a (RA) hakarette bulunan şahıs bu cömertlik karşısında Hz. İmam’ın başını öptü ve ayrıldılar. Hz. İmam (RA) oradan ayrılınca Mescid-i Nebeviyye’ye gitti. O şahısla orada yine karşılaştı. Kendini seven yakınları o şahsı orada görünce üzerine yürümek istediler. Hz. İmam (RA) onlara: “Hangisi hayırlı? Sizin yaptığınız mı, yoksa benim istediğim mî? Ben ona yakınlık göstermek suretiyle islah olmasını düşünmüştüm.” dedi. .......................................... Hz. İmam’ın (RA) kızkardeşi şöyle anlatıyor: “O, yatsı namazını kıldığı zaman, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne hamd eder, bu hali gece bitinceye kadar devam ederdi. Gece bitince tekrar kalkar sabah namazını kılardı. Sonra bir miktar zikir ile Allah-u Teala (CC) Hz.leri’ni anmakla meşgul olur, bu durumu güneş doğuncaya kadar devam ederdi. Sonra, kuşluk vaktinde kuşluk namazı kılar, zevalden öncesine kadar uyur, kalkınca dişlerini misvaklar, abdest alır ikindiye kadar namaz kılar, namazı bitince kıbleye doğru dönerek akşam namazına kadar Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni zikrederdi. Sonra kalkar akşam ile yatsı arası namaz kılardı. Bu onun her günkü âdeti idi. .......................................... İmam-ı Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri, Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in yüksek nesebine sahip olan Ehl-i Beyt’in büyüklerindendir. Nurlu kalbine akıp gelen ilmin ve feyizlerin çokluğu, akıl ve dil ile anlatılamaz. İnce marifetleri bildiren sözlcri, nükte ve latifeleri çok meşhurdur. Hikmetli sözlerinden biri de şöyledir: Buyurdular ki: “Arkadaşlık ettiğin biri, önceleri hali haline uyar, sonraları kalbine sıkıntı verirse, hemen kendine bak. Kendi eğriliğini anlarsan, hemen tövbe et, doğru olduğunu anlarsan, bilesin ki o arkadaşın yoldan sapmıştır. Bu durumda dur, biraz düşün. Hemen ondan ayrılma. Onu yalnız başına bırakma. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri’nden bir düzelme gelinceye kadar bekle.” .......................................... Rivayet edilir ki, Musa bin Cafer el Haşimi Musa-i Kâzım (RA) Hz.leri Mescid-i Nebeviye girip, gecenin ilk vaktinde secdeye vardı. Secdede şöyle dediği duyuldu: “Ya Rabbi! Günahım çok, fakat senin affın büyük.” Bunu sabaha kadar tekrar ederdi.[2] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz. leri şefaatlarından, al-i himmet nazarlarından feyiz ve bereketlerinden bizi ayırıp mahrum etmesin. (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] El-Enam S. A.84 [2] İslam Ansiklopedisi 2. Cilt S. 321, 322, 323, 324
İMAM-I MUHAMMED BAKIR (RA) HZ.LERİ'NİN HAYATI Ehli Beyt’ten. On İki İmam’ın beşincisi, İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin torunu ve İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’nin oğludur. Hicri 57 (M. 676) senesinde, Receb ayının ilk Cuma günü Medine-i Münevvere'de Âlem-i Şühuda ayak basmıştır. İsmi şerifleri: “Muhammed” Künyeleri: “Ebu Cafer”. Lakabları: “Bakır”. Annesi İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nin kızı Fatime’dir. Zikir ve Tarikat usulünü babası İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’nden alıp safilerin kamillerinden olmuştur. Zamanında, bütün dünyadaki evliyanın feyz kaynağı olup, evliyalık yolunda olanlara feyz, bunun vasıtası ile verildi. İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri, Medine’nin büyük fıkıh âlimlerindendir. Eshab-ı Kiram’dan Cabir (RA) Hz.leri ve Hz. Enes (RA) Hz.leri ile görüşüp onlardan ve ayrıca tabiinden olan büyük zatlardan hadis-i şerifler rivayet etti. İmamlığı on dokuz sene sürdü. Bütün ilimlere vakıf olduğu için kendisine, ilimde ve fazilette üstün manasına gelen “Bakır” denilmiştir.[1] Ebu Nasır (RA) hikâye ediyor: Hz. İmam’dan (RA) sordum ki: ‘Siz hakikaten Resûlüllüh (SAV) Efendimiz’in zürriyetinden misiniz?’ Buyurdu ki: ‘Evet.’ Tekrar sordum: ‘Siz de Resûlüllah (SAC) Efendimiz’in ilimlerine varis misiniz?’ Buyurdular ki: ‘Evet.’ Dedim ki: ‘Öyle ise ölüyü diri ve körü görücü ve alacayı şifaya kavuşturmaya kadir misiniz?’ Dedi ki: ‘Hakk’ın (CC) izniyle kadirim.’ Sonra elini gözlerimin üzerine koyup: ‘Ya Şafi’! ’ dedi. O anda gözlerim açılıp yeri ve göğü gördüm. Bir elini gözlerime mesedince gözlerim eski haline geldi ve buyurdu ki: ‘Ey Eba Nasr! Eğer kıyamet gününde hesapsız cennete girip Allah (CC) Hz.leri’nin cemalini müşahade etmek dilersen, âmâ olarak kal ve eğer sual ve cevap vermek dilersen yine gözünü açayım.’ Dedim ki: ‘Öyle ise âmâ kalırım.’ Müteakiben buyurdular ki: ‘Biz Ehl-i Beyt’i Rahmeten lil âlemin’den ve Şecere-i Nübüvvet’teniz. İlim ve hikmet menbaı, ilim ve irfan madeni olduğumuzdan halkın belâsını çekeriz. Çünkü halkı Hakk’a davet ederiz. Fakat onlar kelamımızı anlamazlar. Hallerine terk etsek maksuda nail olamazlar. Onun için halkın belâsını çekeriz.’ -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makmları S.41 İMAM-I MUHAMMED BAKIR (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ Nihayet İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri, Ümmet-i Muhammedi irşad edip, Hicri 113 (M. 731) senesinde halife Hüşam tarafından zehirletilerek, şehiden vefat etmiştir. Mübarek vücutları Cennet-i Bakia’da İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nin yanına defnolunmuştur. Cenab-ı İmam: “Ey Rabbim! Ölümü, kabri ve sana hesap vereceğimi düşündükçe nasıl olur da senden dünyalık isteyebilirim? Can alıcı meleğin geleceğini ve canımı alacağını bildiğim halde dünya lezzetinden nasıl tad alabilirim? Rahmetinden ümit ediyor ve istiyorum. Ölümümü ve hesabımı kolay ve rahat eyle ve sonra azabı olmayan rahat bir ebedî hayat ihsan eyle Ya Rabbel âlemin!” derdi. Oğlu İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri şöyle anlatıyor: “Babam bana vasiyyet edip dedi ki: ‘Vefat ettiğim zaman beni sen yıka. Çünkü İmamı İmamdan başkası yıkayamaz. Kardeşim Abdullah da İmamlık davasında bulunacaktır. Ona karışma, çünkü ömrü kısa olacaktır. Namaz kılarken üzerimde bulunan gömleği bana kefen yap ve beni babamın yanına defnet. Kabrime de senden başkası girmesin’ buyurdu. Ben: ‘Aman efendim, bizi korkutmayın. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri gecinden versin, sıhhatiniz yerindedir’ dedim. Hz. İmam buyurdu ki: ‘Bir saat evvel, babam İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’nin sesini işittim. Bana: ‘Ey evladım Muhammed Bakır (RA)! Vasiyyetlerini çabuk yap, çünkü senin de bize kavuşmana çok az zaman kaldı’ buyurdu. Bundan bir saat kadar sonra da babam vefat etti. Babam vefat edince ben yıkadım. Nihayet kardeşim Abdullah da İmamlık davasında bulundu fakat babamın bildirdiği gibi ömrü kısa sürdü.” İMAM-I MUHAMMED BAKIR (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Hz. İmam (RA) Medine'de bir grup insanlarla oturmuştu. Mübarek başını önüne eğdi. Bir müddet sonra kaldırdı ve: “Bir kişi, bir sene sonra Medine’ye gelecek, üç gün boyunca dört bin asker bulunan ordusu ile çok kimseleri öldürecek. Bundan büyük zarar göreceksiniz. Bundan sakınınız.” buyurdu. Buna bazıları inandı, bazıları da inanmadılar. Bir sene sonra kendisine inananları alarak Medine’nin dışına çıktılar. Nafi b. Erzak ordusu ile geldi. İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri’nin haber verdiği zararları yaptı. Artık Medineliler “Bundan sonra İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri’nin her sözüne inanırız. Her sözü doğrudur. Çünkü o, Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in evladındandır" dediler. İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri, İmam-ı Azam Ebu Hanife (RA) Hz.leri’ne bakıp: “İslâmiyet’i bozanlar çoğaldığı zaman, sen onu canlandıracaksın. Sen korkanların kurtarıcısı, şaşıranların sığınağı olacaksın. Sapıkları doğru yola çevireceksin. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri yardımcın olacak.” buyurdu. .......................................... Bir gün Esbab-ı Kiram’dan Cabir b. Abdullah'ın (RA) yanına gitti. Hz. Cabir'in (RA) gözleri kapalı bir halde idi. Selamını aldıktan sonra: “Sen kimsin?” diye sordu. O da, Muhammed b. Ali b. Hüseyin’im! dedi. Hz. Cabir (RA): “Ey Resûlüllah’ın (SAV) torunu yanıma gel!” diyerek yanına çağırdı. Müsafaha yaptıktan sonra dedi ki: “Resûlüllah (SAV) bana: ‘Ey Cabir! Sen benim oğullarımdan birini görüp konuşuncaya kadar yaşarsın. Oğlumun adı Muhammed b. Ali b. Hüseyin’dir. Allah-ü Teâlâ (CC) O'na nur ve hikmet verecektir. O’na benden selam söyle’ buyurdu.” Cabir (RA), emanet olan Resûlüllah (SAV)’ın selamını sahibine ulaştırdıktan bir müddet sonra vefat etti. .......................................... Zamanında bulunan biri anlatıyor: “İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri ile beraber Halife Hişam b. Abdül-Melik’in evine uğradık. ‘Bu ev harap olacaktır, hatta toprağı başka yere nakledilip taşları açıkta kalacaktır.’ buyurdu. Bu söze çok hayret ettim. Halife Hişam’ın evini kim yıkabilir ki? diye düşündüm. Nihayet Hişam vefat edip yerine oğlu Velid geçti ve bu evin yıkılmasını emretti. Hakikaten ev yıkıldı, toprağını başka yere naklettiler.” .......................................... İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri Mekke ile Medine arasında bir katıra binmiş gidiyordu. Yanında birisi vardı ve o da rnerkeb üzerinde idi. Bir ara dağdan aşağı bir kurt inip geldi. Hz. İmam’ın ayaklarına başını koydu. Kendi halince bazı sesleri çıkardı. Hz. İmam’a birşeyler söylediği belli idi. İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri onu dinledikten sonra: “Peki sen şimdi git. Ben arzu ettiğin gibi dua ederim” buyurdu. Bana: ‘kurdun ne söylediğini biliyor musun?’ diye sordu. Ben: “Allah-ü Teâlâ'nın (CC) Resulü (SAV) ve Resulü’nün torunu bilir.’ dedim. Buyurdu ki: ‘Kurt, eşim şiddetli bir ağrıya tutuldu. Dua buyurun da ondan kurtulsun ve senin dostlarından hiç kimse benim neslime musallat olmasın. dedi ve ben de dua ettiğimi söyledim.” .......................................... İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri gece geç vakte kadar ibadet eder, sonra Allah-ii Teâlâ Hz.leri’ne şöyle yalvararak ağlardı: “Ya İlâhi! Ya Rabbi! Gece oldu herkes uyuyor. Ya Rabbi! Sen dirisin. Her şeyi biliyor, yapılan her şeyi görüyorsun. Uyuman ve uyuklaman olamaz. Seni böyle bilmeyen ihsanına kavuşamaz. Sen öyle kuvvet ve kudret sahibisin ki, hiçbir şey senin olmasını dilediğin birşeyin olmasına mani olamaz. Rahmetin o kadar çoktur ki, rahmet kapılarını herkese açmışsın. Sana dua edenlerin, yalvaranların dualarını kabul edersin. Sana güvenen, kapına gelen kimseyi döndürmeye kimsenin gücü yetmez.” İMAM-I MUHAMMED BAKIR (RA) HZ.LERİ'NİN HİKMETLİ SÖZLERİ İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri buyurdular ki: “Yıldırım mü'min olana da ibadet eder, mü'min olmayana da. Ama her an Allah-ü Teâla (CC) Hz.leri’ni hatırlayana isabet etmez.” .......................................... “Bir kimsenin seni ne kadar çok sevdiğini anlamak istersen, senin o kimseyi ne kadar sevdiğine dikkat et. Yani sen onu ne kadar seviyorsan, o da seni o kadar seviyor demektir.” .......................................... “Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin korkusundan dolayı yaşaran göz, cehennem ateşinden yanmaz. Yani cehenneme girmez. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin rızası için bir kimsenin gözünden bir damlacık yaş dökülse, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri o kimsenin çok günahını affeder.” .......................................... “Bir kimsenin kalbinde ne kadar kibir varsa, aklında o kadar noksanlık var demektir.” .......................................... “Kul ne kadar dua ederse, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri ondan o kadar belâyı giderir. Kendinde mevcut olan bir kusuru başkasında arayan ve kendi işlemekte olduğu bir ayıbı başkasına yapmamasını emreden kimse ne kadar kusurludur.” .......................................... “Dünya, uykuda gördüğün rüyaya benzer. Uyandığın zaman hiçbir şey kalmamıştır.” .......................................... “Mide ve namusunun iffetini korumak kadar faziletli ibadet yoktur.” .......................................... “Dünyada insana en iyi yardımcı, kardeşlerine iyiliktir.” .......................................... “Varlık zamanında etrafında dolaşıp, yokluğa düşünce terkeden kimse, ne kötü kişidir.” .......................................... İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri, oğlu İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri’ne şöyle nasihat etti: “Ey evladım! Fasıklarla arkadaşlıktan çok sakın. Böyle insanlar seni bir lokmaya değişebilir. Cimri olanlarla dost olmaktan da sakın. Zira çok ihtiyacın olduğu bir zamanda az bir şey vermekten çekinirler. Yalancılarla dost olma, sana dost görünüp konuşur, ayrılınca hali değişir. Ahmak olanlarla dostluk arkadaşlık kurma. Onlar sana iyilik yapıyorum zannederek kötülük yaparlar. Akrabayı ziyarcti terk edenle de dost olma. Çünkü, Kur'an-ı Kerim'in üç yerinde böyle kimseyi lanetlenmiş olarak gördüm. İlmi ile insanlara faydalı olan bir alim, bin abidden daha efdaldir. Böyle bir alimin vefatına şeytan, yetmiş abidin vefatına sevindiğinden daha fazla sevinir.[1] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatlarından, al-i himmet, nazar ve muhabbetlerinden feyiz ve bereketlerinden bizi ayırıp mahrum etmesin. (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 2.Cilt S.310
İmam-ı Muhammed Mehdi (RA) Hz.leri Oniki İmam’ın on ikincisidir. Hicret-i Nebeviyye’nin 258. (M. 871) senesi Ramazan-ı Şerif ayının 23. Cuma günü Abbasi halifesi Mu’tasım zamanında, Bağdat’ta Samarra adlı mahalde, dünyaya ayak basmışlardır. Doğacağı gece babası evinde bulunan teyzesine: “Teyzeciğim! Bu gece bizim evde bulun. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz. leri bize, yerimize geçecek bir evlad verecektir.” dedi. Teyzesi: “Hanımın Nercis’de hamilelik alametleri yok. Oğlun kimden olacak?” deyince babası İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri: “Nercis hamilelik yükünü çekmeyecek, ancak doğum zamanı belli olacak.” dedi. Pederi İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri, anneleri Nercis Hatun’dur. İsmi şerifleri “Muhammed”, Künyeleri “Ebul Kasım”, Lakabları; “Mehdii Kaim”dir. Teyzesi anlatır: “Gece teheccüd namazına kalktım. Mehdi (RA) Hz.leri’nin annesi Nercis Hatun da kalktı. Kendi kendime: ‘Sabah oluyor henüz doğum halleri meydana çıkmadı.’ diyordum. İmam-ı Askeri (RA) Hz.leri’nin sesini duydum. ‘Teyzeciğim! Nercis Hatun’un odasına git!’ dedi. Nercis Hatun’un odasına gittiğimde beni karşıladı. Vücudu titriyordu, onu bağrıma basıp İhlas ile Kadr sûrelerini ve Ayet-el Kürsi’yi okudum. Çocuk da annesinin karnında bunları okuyor, sesi duyuluyordu. Bir ara oda aydınlandı, baktım çocuk doğmuştu. Babası: ‘Teyzeciğim! Çocuğu getir!’ dedi. Çocuğu sarıp götürdüm. Dilini çocuğun ağzına dokundurup: ‘Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin izniyle konuş’ dedi. Çocuk besmele çekip bir Ayet-i Kerime okudu. O sırada etrafımızı yeşil renkli kuşlar sardı. Bunların Melekler olduğunu öğrendim.” Muhammed Mehdi (RA) Hz.leri usuli zikir, tasavvuf (tarikatı) babası İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri’nden ahzü telakki ederek sahibi zaman ve Hüccetül Burhan olmuştur. Asrında Kutbiyyeti haiz olan Ali İbni Hüseyin Bağdadi’nin (RA) irtihali üzerine Hz. İmam (RA) namazını kılarak Şuniziyye’deki kabrine defnetmiş, kendisi kutbiyyet makamını ihraz etmiştir. İMAM-I MUHAMMED MEHDİ (RA)HZ.LERİ'NİNGAYBUBETİ Hz. İmam (RA) 26 sene kadar İmamet-i Kübra’da bulunarak nice nice büyük veliler ve önderler yetiştirdi. 19 sene kutbiyet makamında kalıp zamanındaki bütün velilere feyz, onun vasıtası ile ulaştı. Hz. İmam (RA), Hicri 281 senesi, Rebiulevvel ayının birinci Pazar günü Kutbiyyet-i Ebdaliyye’ye tahvil ederek tabaka tabaka yükselmiştir. Bir dereceye kadar kudsiyyet kazanmıştır ki, bir gün İmamiyye Zümresinin Çile Usuli ve zihapları veçhiyle, mutlu evindeki serdaba girip ihtifa ve gaybubet etmiştir. Rivayete göre İmam-ı Muhammed Mehdi (RA) Hz.leri doğduğu Bağdat’ın kuzeyindeki vaki Samerra şehrinde gözlere görünmez olmuştur. Bu zatın iki gaybubeti vardır. Yani gözden kaybolma devri ikidir. Birincisine gaybeti suğra (kısa kaybolma), ikincisine de gaybeti kübra (yani uzun kaybolma) derler. Gaybeti suğra devresi 74 yıl sürmüştür ve bu müddet içinde mahdut kimseler vasıtasıyla halk o zatla temas etmiştir. O kimselere de hususi elçi ve naib denmekte olup başlıca dört kişidirler. Adları şöyledir: l- Osman bin Saidül Esedi, 2- Hüseyin bin Ruhun Nevbahti, 3- Muhammed bin Osman bin Said, 4- Ali bin Muhammed-üs Simer’idir. İmam-ı Muhammed Mehdii Kaim (RA) Hz.leri’nin Gaybubeti Kübra devri başlamıştır. Bu ikinci devre Onikinci İmam’ın yani İmam-ı Muhammed Mehdi (RA) Hz.leri’nin zuhuruna kadar devam edecektir. Nasıl ki, Hz. İsa (AS) geri gelecekse, İmam-ı Muhammed Mehdi (RA) Hz.leri’nin zuhuru da kati ve herkesçe bilinen, malum olan bir gerçektir. Ahir zaman Mehdisi konusunda iki rivayet vardır: Biri Peygamber hanedanından ve İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nin evladından olan bu Onikinci İmam, İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri’nin oğlu İmam-ı Muhammed Mehdi (RA) Hz.leri zuhur edecek. İkincisi de, Mehdi yine Evlad-ı Resul’den (SAV), fakat Abdullah oğlu Muhammed adlı birisi zuhur edip meydana çıkacak. İmam-ı Muhammed Mehdii Kaim (RA) Hz.leri 19 sene Kutubluk makamında kaldıktan sonra vefat ederek gözlerden kaybolmuş. Osman bin Yakub Cuveyni Hz. İmam’ın (RA) namazını eda ile Medine-i Münevvere’de bulunan kabri saadethanelerine defnedilmiştir.[1] Fakat en iyisini Yüce Allah (CC) Hz.leri bilir. Yüce Allah (CC) Hz. leri O’ndan razı olsun ve bizi O’nun feyizlerinden, şefaatlarından ve sırlarından faydalandırsın. (AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S. 47,48 ; Nur-ul Ebsar S.168 ; İslam Meşhurları Ansiklopedisi 2.Cilt S.1290 İMAM-I MUHAMMED MEHDİ (RA) HZ.LERİ HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLER Mehdi (RA) Hz.leri’nin alametleri: Hz. Mehdi (RA) Hz.leri Ehl-i Beyt’ten olacaktır. İmam-ı Hasan (RA) Hz.leri’nin neslinden gelecektir. Mehdi (RA) Hz.leri’nin ismi, Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in ismi şeriflerinden (yani Muhammed) olacaktır. Babasının ismi de Resul-i Ekrem'in (SAV) babasının ismi gibi olacaktır. Mehdi (RA) Hz.leri’nin alnı geniş ve dişleri aralıklı olacaktır. Bu durumu Peygamber Efendimiz (SAV) Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne yemin ederim ki, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri benim neslimden, dişleri aralıklı, alnı açık, yeryüzünü adaletle dolduracak, malı ve mülkü ile insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir.”[1] .......................................... Gökte ve yerde bulunan bütün mahlukat ondan razı olacaktır. Onun adaleti her yeri kaplayacaktır ve insanlar arasında Peygamber Efendimizin (SAV) sünneti seniyyesi ile muamele edecektir. Nebiler Nebisi (SAV) buyurur: “Mehdi’den önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adalet ile dolar.”[2] .......................................... Onun devrinde, ümmetin gerek iyileri gerekse kötüleri, o ana kadar görülmemiş şekilde pek çok nimetlere kavuşacaklardır. Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası zayi olmayacak, toprağa atılan az bir tohumdan çok ürün alınacak. Nebiler Nebisi (SAV) bu hususta şöyle buyuruyor: “Ümmetimin sonunda bir Mehdi zuhur edecek. Allah (CC) Hz.leri onun yüzü suyu hürmetine yağmur verecek, ümmet saygı görecek, yedi yada dokuz yıl hüküm sürecek.”[3] .......................................... “Ümmetim arasında Mehdi çıkacak, beş, yedi, dokuz yıl hüküm sürecek. Bol yağmurlar yağıp yer bol mahsul verecek. Mehdi herkese bol mal verecek.”[4] .......................................... “Ehl-i Beyt’imden, ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine uygun bir adam çıkacak, zulüm ve haksızlık dolu olan yeryüzü, adalet ve insafla dolacak.”[5] .......................................... “Ey Ehl-i Beyt! Mehdi bizdendir. Allah (CC) onu bir gecede yararlı hale getirecektir.”[6] .......................................... “Ey Abbas! Allah (CC) bu işe “İslâm'ın yayılmasına” beni başlattı. Zulümle dolu olacak tüm yerleri adaletiyle dolduracak olan neslinden bir çocukla son bulduracak onu. O İsa (AS) namaz kılacak.”[7] .......................................... “Doğudan siyah bayraklı bir ordu çıkacak ve bu ordu hiçbir kavmin yapmadığı savaş yaptıktan sonra Mehdi (RA) Hz.leri zuhur edecektir.” Devamındaki Hadis-i Şerif’te de Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz buyuruyor: “Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek: ‘Bu Mehdi’dir. Sözünü dinleyiniz!’ diyecektir buyuruldu.”[8] .......................................... Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri İslamiyyeti nasıl Resûlüllah (SAV) Efendimiz’le başlatmışsa, Mehdi (RA) Hz.leri ile sona erdirecektir. Mehdi (RA) Hz.leri mücadelesine devam edecektir. O fitnelerin zuhur ettiği bir zamanda gelecek ve ihsanı karşılıksız olacaktır. Hz. Mehdi (RA) Hz.leri müminlerle beraber Kudüs’te sabah namazı kılarken İsa (AS) gökten inecek ve Mehdi (RA) Hz.leri O’nu insanlara tanıtacaktır. İsa (AS) namazını Mehdi (RA) Hz.leri’nin arkasında kılacaktır. Nebiler Nebisi (SAV) buyurdu ki: “İsa (AS) saçlarından sanki sular damlıyormuş gibi gökten inecektir. Mehdi (RA) Hz.leri O’na: ‘Ya İsa! Geç de bize namaz kıldır.’ dediğinde, İsa (AS): ‘İkamet senin için getirilmiştir.’ diyecek ve benim evlatlarımın birisinin arkasında namaz kılacaktır.”[9] .......................................... Mehdi (RA) Hz.leri’nin rengi Arabi bedeni İsrailidir. Sağ yanağı üzerinde yıldız gibi parlayan bir ben vardır. Mehdi (RA) Hz.leri’nin etrafında insanlar arıların beyleri etrafında toplandığı gibi toplanırlar. Zülkarneyn ve Süleyman (AS) gibi, bütün dünyaya sahip olur. Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi (RA) Hz.leri çıkmayacaktır. Mehdi (RA) Hz.leri gelince, insanlar onu aşk ve muhabbetle kucaklayacaklar. Hilafet ona evinde otururken verilecek, devrinde yeryüzünün en hayırlısı olacaktır. .......................................... Mehdi (RA) Hz.leri doğu tarafından çıkacaktır. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, çeşitli ülkelerden birçok alim Mehdi (RA) Hz.leri aramak için yola çıkacak ve alimlerin hepsi insanlarla Mekke’de buluşacaklardır. Sonra Mehdi (RA) Hz.leri’ni bulacaklar. Mehdi (RA) Hz.leri onlardan kaçacak, sonunda O’nu (RA) ikna edecekler ve O’na (RA) biat edecekler. .......................................... Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri insanların kalblerini onun rnuhabbetiyle dolduracaktır. Mehdi (RA) Hz.leri’nin doğum yeri Medine’dir. Hicret edeceği yer Kudüs’tür. .......................................... Mehdi (RA) Hz.leri’nin sakalı bol ve sık olacaktır. Gözü sürmeli olacaktır. Omuzunda Peygamber (SAV) Efendimiz’in Nübüvvet Mührü olacaktır. Peygamber (SAV) Efendimiz’in bayrağıyla çıkacaktır. Resul-ü Ekrem (SAV) Efendimiz’in vefatından sonra hiç açılmamış olup Mehdi Resul (RA) Hz.leri tarafından açılacaktır. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.'leri onu Üçbin melekle destekleyecektir. Yaşı otuz ile kırk arasında olacaktır. Haşimi soyundan olup, Hilafeti Hz. İsa (AS)’a devredecektir. Kötülük ve kötüler helak olacak, Resûl-i Ekreme (SAV) buğz eden kimse kalmayacaktır. Bütün Sünnet-i Seniyye’yi İhya edecektir. .......................................... Mehdi (RA) Hz.leri’nin alametlerinden biri de Deccalin zamanında ortaya çıkmasıdır. Hadis-i Şerifte: “On büyük alamet görülmeyince kıyamet kopmaz: Ateş, Deccal, Dabbet-ül arz, Güneşin batıdan doğması, İsa’nın (AS) gökten inmesi, Ye'cüc ve Me'cüc'ün çıkması, doğuda-batıda ve Arabistan da ayın tutulması. Bunlardan sonra Yemen'den bir ateş çıkıp halkı bir araya toplayacaktır.” buyuruldu. Deccal hakkında Peygamber (SAV) Efendimiz buyurdu: “Geçmiş Peygamberler şaşı, kör, yalancı olan Deccal’in büyük fitne ve bela olduğunu haber verip, ümmetlerini onun şerrinden ve zararından korkuturlardı.” .......................................... Mehdi (RA) Hz.leri İstanbul’u fethederken, Deccal Şam ile Irak arasında bulunur. Önce kurtarıcı olduğunu iddia eder. O zaman dinsizler ve müslümanlar ona tabi olurlar. Bir gözü kördür. İki gözü arasında “kâfir” yazısı çıkar. Okuma yazması olmayan her Mümin bu yazıyı okuyabilir. Bütün müslümanlar onun yanından ayrılırlar. Deccal, “Peygamberim” ve daha sonra “İlâhım” diye herkesin imanını bozmaya uğraşacak sonunda Suriye veya Filistin’de İsa (AS) ve Mehdi (RA) Hz.leri tarafından öldürülecektir. Alametlerin sonuncusu bir ateştir ki, Aden’den çıkacaktır.[10] .......................................... Nebiler Nebisi (SAV) buyuruyor: “Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri insanların kalblerine baktı ve kulları içerisinde en iyi Hz. Muhammed’in (SAV) kalbini buldu. O’nu kendisi için seçti. O’nu Peygamber olarak gönderdi. Yine Hz. Muhammed’in (SAV) kalbinden sonra kullarının kalbine baktı. En iyi kalbler olarak Esbab-ı Kiram’ın kalblerini buldu. Onları sevgili Peygamberine vezirler yaptı. Esbab-ı Kiram’ı sevmenin meşhur ve pek çok kaideleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: 1. Eshab-ı Kiram’ı seven kimseyi Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri dünyada da ahirette de muhafaza eder. 2. Eshab-ı Kiram’ı seven, ebedi kalınacak yer olan cennette onlarla beraber olur. 3. Kim onları severse yarın kıyamet gününde, kevser havuzunun başındaki Peygamber (SAV) Efendimiz’in yanına gelir ve ondan kana kana içer. Ondan sonra ebediyyen bir daha susamaz.”[11] .......................................... Devamındaki Hadis-i Şerifte de buyurur ki: “Esbabım ve akrabalarım hakkında benim hakkımı koruyunuz. Onları sevmek suretiyle, benim Peygamberlik hakkımı koruyanları, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri dünyada ve ahirette belalardan ve zararlardan korur. Benim Peygamberlik hakkımı düşünmeyerek onları incitenleri Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri sevmez. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin sevmediği kimselere azab etmesi pek yakındır.”[12] -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 14.Cilt S.116 [2] İslam Ansiklopedisi 14.Cilt S.116 [3] Ramuzel Hadis 6298 N.H.Ş [4] Ramuzel Hadis 6299 N.H.Ş [5] Ramuzel Hadis 6301 N.H.Ş [6] Ramuzel Hadis 2495 N.H.Ş [7] Ramuzel Hadis 6186 N.H.Ş [8] İslam Ansiklopedisi 14.Cilt S.116 [9] İslam Ansiklopedisi 14.Cilt S.116 [10] İslam Ansiklopedisi 14.Cilt S.117,118 ; El Kavlül Muhtasar, Fi alametil Mehdiyyil Muntazar [11] Abdullah İbni Meud (RA) Hz.leri’nden riv. E.H.Ş. [12] Taberani, İyad El-Ensari (RA) Hz.leri’nden riv. E.H.Ş
İMAM-I MUHAMMED TAKİ (RA) HZ.LERİ'NİN HAYATI Oniki İmam’ın dokuzuncusudur. Hicret-i Nebeviyye’nin 195.nci senesi (M. 810), Recep ayının onunda Cuma günü Halife Muhammed asrında Medine-i Münevvere’de dünyaya teşrif ettiler. İsmi şerifleri “Muhammed Cevad bin Ali bin Musa-i Kâzım bin Cafer-i Sadık bin Muhammed Bakır bin Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib”dir. Künyeleri: “Ebu Cafer”, “Sani”. Lakabları “Taki ve “Cevad”dır. Babası İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri, Valideleri Reyhane’dir (RA). İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri Resûlüllah (SAV) Efendimiz’in torunu olup, İmam-ı Ali (KV) Hz.leri ile Hz. Fatıma’nın (RA) evlatlarındandır. İmam-ı Şah Şehid-i Kerbela Hüseyin (RA) Hz.leri’nin torunlarından olduğu için “Seyyid”dir. Bir gün halife Me'mun ava çıkarken, bir çocuğun oynadığı sokaktan geçti. Geçtiği esnada bütün çocuklar sokaktan kaçtı. Yalnız Hz. İmamı Taki olduğu yerden ayrılmadı. Bunun üzerine Halife Me'mun ona yaklaşarak: "Ey çocuk, bütün çocuklar kaçtığı halde, sen neden kaçmadın? diye sorunca, İmam-ı Taki (RA) Hz.leri: “Ey Emirül Mü'minin. Yol dar değil ki, kenara çekilip genişleteyim. Suçum yok ki, senden korkup kaçayım. Senin suçsuz kişileri incitmeyeceğine inanıyorum.” diye cevap verdi. Bu güzel yüzlü ve sözlü çocuk, halifenin hoşuna gitti. O’na: “Sen kimin oğlusun?” diye sorunca, İmam-ı Ali Rıza’nın (RA).” diye cevap verdi. Halife İmam-ı Ali Rıza (RA) Hz.leri’ni rahmetle andı. Halife bir müddet gittikten sonra av kuşu olan doğanı serbest bıraktı. Doğan bir süre sonra pençesinde yarı canlı bir balıkla geri döndü. Halife bu duruma şaşırdı. Av dönüşü yine aynı yoldan döndüler. İmam-ı Taki (RA) Hz.leri’nin bulunduğu yere gelen halife: “Ey Muhammed! Benim av kuşumun bu gün ne avladığını biliyor musun?” diye sordu. İmamı Taki Taki (RA) Hz.leri: “Evet ey halife. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri suda küçük bir balık yarattı. Halifenin av kuşu da bunu avladı ki, Resûlüllah'ın (SAV) sülalesinin kerametleri meydana çıksın.” diye cevap verdi. Me’mun hayret içinde İmam-ı Muhammed Cevad Taki Taki (RA) Hz.leri’nin yüzüne baktı ve: “Sen gerçekten İmam-ı Ali Rıza’nın (RA) oğlusun.” dedi. İmam-ı Taki Taki (RA) Hz.leri’ne ihsan ve ikramlarda bulunarak onu yanına aldı. Bir süre sonra halife Me’mun meclisinde: “Kızım Ümmü Fadlı Muhammed Cevad'a (RA) vermek istiyorum. Sizler ne dersiniz?” diye sorunca, veziri ve yakınları: “Bu öksüze kızınızı nasıl veriyorsunuz?” diye sordular. Halife onlara; “Küçük yaşta ilim ve marifetine hayran kaldığım için kızımı ona veriyorum. Bağdat uleması arasında, ona cevap verecek âlim bulamıyorum.” dedi. Onlar yine muhalefet edince Halife: “En derin âlimlerden birini seçiniz. Muhammed Cevad (RA) ile imtihan ettirelim.” dedi. Muhalifler, ulema arasında en meşhur olan Yahya bin Eksem’i seçtiler. İmtihan günü bütün devlet erkanı ve meşhur âlimler geldiler. Hz. İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri’nin ilmini anlayamayanlar, Yahya bin Eksem’e: “Senden Muhammed Cevad'ı (RA) yenmeni istiyoruz.” dediler. Halife Me’mun, Hz. İmam’ı (RA) sağ yanına, Yahya bin Eksem’i de sol tarafına oturtarak Yahya bin Eksem’e: “Sen yaşlı olduğun için önce sen sor.” dedi. Yahya bin Eksem çeşitli ilim dallarından yüze yakın soru sordu. Hz. İmam (RA) hepsinin cevabını eksiksiz verdi. Yahya bin Eksem sükut etti. Halife Hz. İmam’a dönerek: “Sen Yahya bin Eksem’e bir soru sor.” dedi. Hz. İmam (RA) Yahya bin Eksem’e dönerek: “Ya Yahya! Sabahın erken saatlerinde bir adam bir kadına bakınca bu bakış haram oluyor. Kuşluk zamanı aynı erkek aynı kadına bakıyor, bu bakış helal oluyor. Öğle zamanı olunca bu erkeğin bu kadına bakması haram, ikindi zamanı gelince helal oluyor. Akşam olunca tekrar haram, yatsı zamanında yine helal, gece yarısından sonra tekrar haram oluyor. Şafak vakti tekrar helal oluyor. Bu hanım, bu erkeğe bu zamanlarda neden helal, neden haram oluyor?” diye sordu. Yahya bin Eksem: “Ey Resûlüllah’ın (SAV) torunu, lütfedip bu sualin cevabını açıklarsanız, bize büyük ihsan etmiş olursunuz.” dedi. Bunun üzerine Hz. İmam (RA): “Bu kadın bir cariye imiş. Sabahın erken saatlerinde bir adam ona şehvetle baktı, bu haram idi. Güneş çıktıktan sonra sahibinden satın alınca kendisine helal oldu. Öğle zamanı azad etti, yine haram oldu. İkindi zamanı gelince onunla evlendi, yine helal oldu. Akşam olunca zihar denilen yemini edince tekrar haram oldu. Yatsı vakti zihar yemininin keffaretini verince tekrar helal oldu, gece yarısında tek talak ile boşadı, haram oldu. Sabah olunca bundan vazgeçti, tekrar helal oldu.” diye bu soruyu açıkladı. Yahya bin Eksem: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri senden razı olsun. Resulüllah (SAV) Efendimiz’in soyundan olmayana bu maharet ve ilim nasib olmaz.” deyince Halife Me’mun buna sevinerek o mecliste kızı Ümmü Fadlı İmam-ı Muhammed Cevad Taki Taki (RA) Hz.leri’ne nikahladı. İmam-ı Muhammed Cevad Taki Taki (RA) Hz.leri daha küçük yaşta büyük ve derin alim olmuştur. Me’mun kızı Ümmü Fadlı Hz. İmam’a nikâh edince onları Medine’ye gönderdi. Hz. İmam ve hanımı Kûfe'ye vardılar. Hz. imam bir mescide girdi. Abdest almak için su istedi. Caminin avlusunda bulunan ve meyve vermemiş olan bir sidre ağacının dibinde abdest aldı. Namaz kıldıktan sonra ağacın yanına geldiler. Ağaç taze meyve vermişti. Meyve çok tatlı ve çekirdeksiz idi. Cami cemaati o meyvelerden bereketlenmek için yediler.[1] İmam-ı Muhammed Cevad Taki Taki (RA) Hz.leri usul-i zikir ve tasavvufu (tarikatı) babası İmam-ı Ali Rıza Taki (RA) Hz.leri’nden alarak Füyuzat-i Maneviyyc ve Esrar-ı Muhammediyye’ye mazhar olmakla, Takilerin serveri ve safilerin rehberi bir Nur-i Rabbani olmuştur. -------------------------------------------------------------------------------- [1] İslam Ansiklopedisi 3. Cilt S.281,282 İMAM-I MUHAMMED TAKİ (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri rivayete göre 17 sene kadar İmamet-i Kübra’da bulunarak Ümmet-i Muhammed’i Şeriat-ı Garrayi Ahmediyye ve Tarikat-ı Ulyayı Muhammediyye’ye tergib ve teşvik ederek nice nice büyük veliler yetiştirmiştir. Çok kerameti ve manevi feyizleri Allah (CC) aşıklarını meftun edip kemale eriştirmiştir. İmam-ı Muhammed Cevat Taki Taki (RA) Hz.leri Hicret-i Nebeviyye’nin 220. (M.835) yılında Zilhicce ayının altısında 26 yaşını birkaç ay geçerken karısı, halife Me’mun’un kızı Ümmül Fadl zehirli üzümü yedirerek şehid etti. Bağdat'ta büyük dedesi İmam-ı Musa-i Kâzım Taki (RA) Hz.leri’nin kabrinin arkasında Kazimiyye kabristanına defnolunmuştur.[1] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamları S.45 İMAM-I MUHAMMED TAKİ (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ Ebu Halid adında bir zat şöyle anlatıyor: “Irak’ta iken, Şam’da bir kişinin Peygamberlik davasında bulunduğu için zincirlere bağlanarak hapse atıldığını duydum. Delice konuşuyor ve acaip bir hikaye anlatıyor dediler. Ben merak ederek, o tutuklunun yanına gittim. Aklı yerinde idi. Başına gelenleri anlat deyince: ‘Ben Şam’da İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin mübarek başının bulunduğu söylenilen camide devamlı ibadet ederdim. Bir gece ibadet ederken, aniden mübarek yüzlü bir şahıs karşıma çıktı. Bana: ‘Kalk beni takib et!’ dedi. Az bir süre yürüdükten sonra Küfe camisinde kendimi gördüm. Bana: ‘Bu camiyi tanıyor musun?’ diye sorunca, ‘Evet, Küfe camisidir’ dedim. Doğrudur dedikten sonra iki rekat namaz kıldık. Sonra o zat çıktı. Ben onu takib ettim. Kısa süre sonra kendimi Peygamber (SAV) Efendimiz’in Medine'deki mescidinde buldum. Peygamber (SAV) Efendimiz’e selam verdikten sonra o zat çıktı. Ben onu takip ettim. Kısa süre sonra kendimi Kabe'nin yanında gördüm. Kabe'yi tavaf ettikten sonra o zat bana yine: ‘Beni takib et!’ dedi. Bir müddet sonra o zat kayboldu. Baktım ki, Şamdaki camideyim. Bu hale hayret ettim. Bir sene bunun tesirinden kurtulamadım. Bir sene sonra yine aynı gece, o zatı mescidde yanımda gördüm. Bir sene önce yaptığımız herşeyin aynısını yaptık. Benden ayrılacağı sırada kendisine: ‘Sana bu kuvvet ve kudreti veren Rabbin (CC) hakkı için siz kimsiniz?’ diye sorduğumda: ‘Ben Muhammed Cevad bin Ali Rıza bin Musa Kâzım bin Cafer Sadık'ım (RA)’ dedi ve ayrıldı. Daha sonra ben bu durumu anlattım. Şam’ın valisi olan Muhammed bin Abdülmelik duymuş, beni çağırdı. Bana bu hadiseyi sordu. Bende başından sonuna kadar anlattım. ‘Sen deli olmuşsun.’ diye beni buraya ellerimi ve ayaklarımı bağlayarak hapsetti’ dedi. Ben durumu valiye bir mektup ile bildirdim. Mektubun arkasına vali şunu yazmıştı: ‘Bir gecede o şahsı Şam’dan Kûfe’ye, Kûfe'’den Medine’ye, Medine’den Mekke’ye ve oradan Şam’a götüren kimse, onu bizim zindandan kurtarsın.’ Ben bunu okuyunca çok üzüldüm. Durumu o zata bildirmek için hapishaneye gittiğimde valinin adamları ve bekçiler telaş içindeydiler. Sebebini sordum. Bana: ‘Zincirlerle bağlı olan deli, bu gece hapishanenin hiç bir kapısı açılmadan, hiçbir duvarı delinmeden kaçmış. Kimin tarafından kurtarıldığı da bilinmiyor.’ dediler. Bunu duyunca Allah-ü Teala (CC) Hz.lerine hamdü senalar ettim ve onu oradan, İmam-ı Muhammed Cevad Taki Taki (RA) Hz.leri’nin kurtardığına inandım.” İmam-ı Taki Taki (RA) Hz.leri, halife Me’mun vefat edince: “Bizim kurtuluşumuz otuz ay sonradır.” buyurdu. Halife Me’mun’un vefatından otuz ay sonra zevcesinin amcası halife Mu’tasım ile görüşmek için Bağdat'a gittiği sırada vefat etti. İMAM-I MUHAMMED TAKİ (RA) HZ.LERİ'NİN HİKMETLİ SÖZLERİ İmamı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Zulüm ile amel eden, zalime yardım eden ve bu zulme razı olan, bu zulme ortaktır. Zalimin adaletle geçen günü kendisine, mazlumun zulüm gördüğü günden daha ağır gelir.” .......................................... “Cahiller çoğaldığı için alimler garib oldu.” .......................................... İmam-ı Muhammed Cevad Taki (RA) Hz.leri’nin rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte Peygamber Efendimiz (SAV) buyurdular ki: “İstihare eden kaybetmedi, istişare eden pişman olmadı.”[1] .......................................... Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatlarından, al-i himmet nazar ve muhabbetlerinden feyiz ve bereketlerinden bizi ayırıp mahrum etmesin. --------------------------------------------------------------------------------
İMAM-I ZEYNEL ABİDİN (RA) HZ.LERİ'NİN HAYATI Tabiin’in büyüklerinden ve Oniki İmam’ın dördüncüsü. Hicret-i Nebeviyye’nin 46. ve (M. 666) senesi, Şaban-ı Şerif’in onbeşinci perşembe günü Medine-i Münvvere’de doğmuştur. İsmi Ali bin Hüseyin B. Ali B. Ebi Talib'dir (RA). Lakabları “Zeynel Abidin”. Babası İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri, annesi Acem Padişahının kızı Şehri Banu’dur. Her gece bin rekat namaz kılmaya devam ettiğinden ismi şerifleri “Zeynel Abidin” namiyle iştihar etmiştir. İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nin oğlu olup bütün zürriyeti bundan vücuda gelmiştir. Diğer oğullarının nesli kesiktir. Zikir ve tarikat usulünü babası İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri’nden alıp Zahir ve Batın ilimlerinde rabbani bir âlim olmuştur. Her hususta mahir olduğundan kendisi hakkında tabiunun büyüklerinden olan İmam-ı Zahidi (Allah ona Rahmet etsin) “O’ndan daha fakih görmedim.” demiştir. Birçok duaları, “Cami Sahife-i Kamile” adında bir eseri vardır. Bidayeti hallerindeki münacatı alimler ve sofiler arasında meşhurdur. Fazlı ve kemali bahir çok kerametleri vardır. İmamlığı yani tasavvufta insanlara feyz vermesi doğru yola kavuşturması otuzdört sene sürmüştür. Hadis Fıkıh ve Tasavvuf ilminde alimdir. Eshab-ı Kiram'dan çoğunu görmüştür. Şeriatı Ahmediyye ve Tarikatı Muhammediyye üzre İlâ-i Kelimetullah eylemiştir. Kerbela’da İmam-ı Hüseyin (RA) Hz.leri şehit edilir edilmez ehli beyt çadırları Yezidin ordusu tarafından ateşe verilip eşyaları yağma edildikten sonra kadın ve kızlar çıplak develere bindirilip Şama götürülmek üzere yola çıkarıldılar. İmam-ı Hüseyin (RA) Efendimiz’in mübarek başı Şama getirildikten sonra Şam ve Medine'de defnedilmiş, fakat bilahare İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri, babasının o mübarek kesik başını kerbelaya gönderip orada bedeninin yanında gömdürmüştür. İMAM-I ZEYNEL ABİDİN (RA) HZ.LERİ'NİN ŞEHADETİ Imam-i Zeynel Abidin (RA) Hz.leri öteki Kerbela esirleri gibi bir müddet Sam'da kaldiktan sonra 58 yasinda Medine'de Emevi halife ve hükümdari tarafindan zehirlenmek suretiyle Hicri 94 (M. 713) senesi Muharrem ayinin onsekizinde cumartesi günü sehid olup irtihali dari naim etmekle Cennet-i Bakia’da Kubbetül Abbas’a, amcasi Imam-i Hasan (RA) Hz.leri’nin yanina defnedildi. Allah (CC) Hz.leri O’ndan razi olsun ve bizi onun kudsi feyiz ve sefaatlariyle faydalandirsin. (AMIN) Oglu ve torunlarinin çogu Emevi ve Abbasiler tarafindan zehirlenmek veya öldürülmek suretiyle sehit edildiler.[1] -------------------------------------------------------------------------------- [1] Zikir Makamlari S.40 İMAM-I ZEYNEL ABİDİN (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI MENKİBELERİ İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri her abdest aldığında yüzü sararır, vücudu titrerdi. Sebebini sorduklarında: “Kimin huzuruna çıkacağımı biliyor musunuz?” buyururdu. .......................................... Büyük İslam Âlimi İmam-ı Esmai (RA) diyor ki: “Bir gece Mekke'de Allah'ın (CC) Hz.leri’nin evini ziyaret edeyim dedim. Tavaf ederken bir genci gördüm. ‘Ey Rabb-i Rahim’im. Bütün kapılar kapanmıştır. Sadece senin rahmet kapın açıktır. Ben aciz günahkârı ancak sen bağışlarsın. Mukaddes evin hürmetine beni rahmetine mazhar kıl.’ diyordu. Yaklaştım, gözlerinden billur gibi yaşlar akıtan genç kendinden geçti, yanına sokulup baktım. Bir de ne göreyim, İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri değil mi? Onu şevkle kucakladım, onun içli duası beni ağlattı. Baygınlıktan ayılınca gözlerini açtı: ‘Beni halikımın zikrinden kim alıkoydu?’ diye sordu. ‘A benim aziz efendim! Sen Peygamber evladından olduğun halde bu ağlaman ve inlemen nedir?’ dedim. Başını kaldırdı: ‘Ey Esma! Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onların beklediği sadece bir sayhadır (sur'a ilk üfürülüştür) ki, onlar çekişip dururlarken kendilerini yakalayıverir... O zaman bir vasivyet söz bile yapamazlar, ailelerine de (çarşı ve sokaklardan) dönemezler... Bir de ikinci defa Sur'a üfürülmüştür. Ne baksınlar, kabirlerden Rablerine doğru akın ediyorlar. Başka değil, sade bir tek sayha (sur'a son bir üfürülüş) olmuş. Derhal hepsi toplanmış, hesap için huzurumuza gelmişlerdir.”[1] Evet o gönüller aydınlatan Peygamber (SAV) evlatları böyleydi, başı kesilmiş mum gibi sabahlara kadar gözyaşı döküyorlardı.” .......................................... Bir gece teheccüt namazı kılıyordu. Şeytan ejderha şekline girip, kendisini meşgul etmek istedi fakat o hiç aldırış etmedi. Ayak parmağını ısırdı. Namazdan sonra ejderhanın şeytan olduğunu anlayınca ona vurup: “Defol ey mel'un” dedi. İbadetlerini tamamlamak için kalktığında gaybdan üç kere: “Sen Zeynel Abidin’sin. (yani ibadet edenlerin süsüsün).” dendi. .......................................... Birisi aleyhine konuşmuştu. Bu kendisine söylenince onun yanına gitti. Onunla biraz sohbet ettikten sonra buyurdu ki: “Hakkımda bazı şeyler söylediğini duydum. Dediklerin doğruysa Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden mağfiret dilerim. Beni affetsin, dediklerin iftira ise, Allah (CC) Hz.leri seni affetsin. Selamı Rahmeti, bereketi de üzerine olsun.” .......................................... İmam-ı Zühri (RA): “Ondan daha üstün fıkıh alimi görmedim” demiştir. Tasavvuf (tarikat) ilmindeki yüksek derecesi ve halleri de methedilmiştir. Her gün ve her gecede bin rekat namaz kıldığı ve buna ölünceye kadar devam ettiği nakledilmiştir. .......................................... İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’nin bir devesi vardı. Yolda hiç kamçı vurmadan gider ve üzerindekini hiç incitmezdi. İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri vefat edince devesi kabri üzerine gelip göğsünü yere koyup inledi. Hiç kimse bu deveyi mezar başından kaldıramadı. Oğlu Muhammed Bakır (RA) Hz.leri orada bekleşen halka buyurdu ki: “Kalkması için fazla uğraşmayın. Bu deve burada ölecek.” Üç gün sonra deve orada öldü.[2] .......................................... Bir gün İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’ni elleri kelepçeli, ayaklarında kayış bağlı olduğu halde Medine’den Bağdat’a götürüyorlardı. Zühri (RA) O’nu bu halde görünce çok ağladı ve dedi ki: “Keşke şimdi sizin yerinizde benim ellerim kelepçeli olsaydı.” İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri O’na dedi ki: “Ya Zühri! Bu bize hiç zor gelmez. İstediğim zaman el ve ayaklarımı açabilirim.” dedi ve çok hafif bir silkinme ile elindeki kelepçeyi ve ayağındaki kayışı açtı. Kısa bir zaman sonra eline kelepçeyi ayağına kayışı geçirerek buyurdu ki: “Bunlar kulların cezasıdır ve kolaydır. İstediğimiz zaman açabiliriz. Esas zor olan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin azabıdır.” .......................................... Rivayet edilir ki, bir zaman İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri hastalanmıştı. Bir grup insan ziyaretine gelmişlerdi. Onlara buyurdu ki: “Buraya niçin geldiniz?” Onlar da: “Seni sevdiğimiz için buraya geldik.” dediler. “Bizi neden seversiniz?” deyince oradakiler de: “Siz Resulüllah (SAV) Efendimiz’in torunu olduğunuzdan, Allah ve Resulü için seviyoruz.” dediler. Buyurdu ki: “Kim Allah ve Resulü için bizi severse, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri de kıyamet günü onu arşın gölgesi altında gölgelendirecektir. O gün o gölgeden başka gölge yoktur. Bu sevgililerin mükafatını Allah-ü Teala (CC) Hz.leri cennette onlara verecektir. Lakin bizi dünyalık için kim severse Allah-ü Teala (CC) Hz.leri de onlara hesapsız rızık verecektir.” .......................................... Bir gün İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri'nin misafirleri vardı. Kölesi sofrayı getirirken sofra kölenin elinden kaydı, merdivenin altında oynayan küçük çocuğun üzerine düştü. Bu küçük oğlu vefat etti. Köle bu durum karşısında çok korkup titremeye başladı. İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri onun bu hali karşısında buyurdu ki: “Sen hiç korkma, seni affettim. Ve Allah (CC) Hz.leri’nin rızası için seni azad ettim.” Bundan sonra da çocuğunun teçhiz ve tekvin işlerini kendi elleriyle yaparak cenazeyi kaldırdı. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Yasin S. A.49,50,51,53 [2] İslam Ansiklopedisi 2.Cilt S. 85,86 İMAM-I ZEYNEL ABİDİN (RA) HZ.LERİ'NİN BAZI HİKMETLİ SÖZLERİ İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Kibir sahipleri benim çok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da cife(cife çürümüş ve kokmuş leş demektir) olacaklarını bildikleri halde ve yine de kibirlenirler, bunlar neyine güvenirler? ‘Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin bütün yaratıklarını gözleri ile müşahade ettikleri halde öyle kimseler vardır ki, Allah-ü Teala Hz.leri’nin varlığı ile birliği hakkında şüpheye düşerler. Yoktan nasıl var olduklarını, nasıl var edildiklerini gözleri ile gören pek çok insan var ki, ölümden sonraki dirilmeyi inkar ederler.’[1] Bunlar gelip geçici olan dünyaya emek verip ebedi olan ahireti unuturlar, ben bunların bu hallerine çok şaşarım.” .......................................... Oğlu İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri’ne buyurdu ki: “Ey oğlum! Şu dört çeşit kimselerle arkadaşlık etme ve onlara güvenme. Fasık olan kimselerle arkadaşlık etme, zira fasık kimse seni bir lokma ekmek için terk eder. Cimri ile arkadaşlık etme, cimri senin çok muhtaç olduğun şeylerini elinden almak ister. Bir de sıla-i rahmi terkedenlerle arkadaşlık yapma. Zira onlar Kur'an-ı Kerim'de üç yerde Ayet-i Kerime ile lanetlenmişlerdir.” .......................................... Buyurdu ki: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, günahlarına pişman olup tövbe edenleri sever.” .......................................... “Hakiki cömert, Allah-ü Teala (CC) Hz.lerin’e itaat eden, kulların haklarını gözeten, yaptığı iyiliği Allah (CC) Hz.leri için yapıp, karşılığında teşekkür beklemeyendir.” .......................................... “İnsanlar zaruret diyerek yiyecek kazanma peşinde koşarlar. Halbuki esas zaruret günahlardan kaçınmaktır. Fakat çokları bundan kaçınmayıp, yiyecek peşinde koşarlar.” .......................................... İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri ibadet edenleri şöyle sınıflandırdı: “Kimi insanlar Allah-ü Teala'dan (CC) korktukları için O'na ibadet ederler. Bazı insanlar da Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin rahmetini ve cennetini isledikleri için O'na ibadet ederler. Bu ibadet tüccar ibadetidir. İnsanların diğer bir kısmı ise Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin gazabından korkarak sadece Cenabı Hak (CC) Hz.leri ibadete lâyık olduğu ve şükrünü ifa etmek için ibadet ederler. İşte ram manada mutteki olanların ibadetidir.” buyurmuştur. .......................................... Sabit B. Ebi Hamza Es-Simali İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’nden rivayetle şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Kıyamet günü Ehli Fazilet kalksın diye çağrılır. İnsanlar arasında hir grup kalkar. Onlara ‘hadi cennete giriniz’ denilir. Onlar cennete giderlerken meleklerle karşılaşırlar. Melekler: ‘Nereye gidiyorsunuz.’ Onlar: ‘Cennete.’ derler. Melekler: ‘Hesaptan önce mi cennete giriyorsunuz?’ diye sorarla. Onlar da: ‘Evet!’ cevabını verirler. Melekler: ‘Sizler kimlersiniz?’ diye sorduklarında: ‘Biz fazilet ehliyiz.’ Melekler: ‘Sizin faziletiniz nedir?’ diye sorarlar. Onlar da: ‘Dünyada bize hakarek edildiğinde biz tahammül ederdik. Bize zulmedildiğinde sabrederdik ve bize kötülük yapıldığında affederdik.’ derler. Bunun üzerine melekler: ‘Hadi cennete giriniz. Salih amel işleyenlerin mükafatı ne güzeldir. Hadi girin cenete.’ derler.”[2] .......................................... İmam-ı Zeynel Abidin (RA) Hz.leri’ne bir gün birisi gelip: “Sizi filan şahıs evine davet ediyor. Mümkünse beraber gidelim.” dedi. Sonra o kimsenin evine gittiler ve ev sahibine: “Biz hiç kimseden dünyalık yardım beklemedik, verileni de almadik. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bizim rızkımızı göndermektedir. Siz yardımınızı fakirlere veriniz. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bizi ve sizi affetsin.” buyurdu. .......................................... Vefat edecekleri gece oğlu İmam-ı Muhammed Bakır (RA) Hz.leri’nden abdest almak için su istedi. Suyu getirdiklerinde buyurdu ki: “Bu su içinde hayvan ölmüş, bununla abdest alınmaz.” Oğlu tekrar su getirdi. Abdest aldı ve “Artık ölümüm yakındır” buyurup vasiyetini bildirdi. O gece Osman b. Hayyam tarafından zehirletildiğinden şehit oldu.[3] Hicri 94 (M. 713) Yüce Allah (CC) Hz.leri şefaatlarından, ali himmet, nazar ve muhabbetlerinden ayırıp mahrum etmesin. ( AMİN) -------------------------------------------------------------------------------- [1] El- Bakara S. A.28, 259, 260 ; Al-i İmran S. A. 30,36 [2] Envarül Aşıkin S.504 [3] İslam Ansiklopedisi 2.Cilt S.87